Arif Sağ fenomeni


Bugün çok sevdiğim ve değer verdiğim bir sanatçı olan Arif Sağ ile ilgili bir yazı yazacağım. Onu ve sanatını var eden koşulları incelemeye çalışacağım.
Bir şey, önce toplumsaldır sonra bireysel.
Dolayısıyla…
İnsanı ele alalım: Bir insanda olumsuz bir takım özellikler tespit ediyorsak o özelliklerin “büyük oranda” toplumsallıktan kaynaklı geliştiğini tespit etmemiz gerekir. Aksi takdirde bugün ekonomik anlamda dünyanın en iyisi olmayan Küba’nın, psikolojik rahatsızlıktan dolayı ilaç kullanan çocuk sayısında neden dünyanın en iyisi olduğunu açıklayamayız.
Olumsuz özellikleri toplumsallığa bağlıyorsak aynı şekilde olumlu özelliklerin kaynağını da “büyük oranda” toplumsallıkta aramalıyız.
Bu açıklamam, insanların bireysel gelişiminin mekanik olarak belirlenebileceği, ilerde ideal toplumsallıkta, mükemmel ve bir biriyle aynı olan insanların ortaya çıkacağı anlamına gelmemeli. İnsanlar arasında farklılıklar her zaman olacak fakat bu farklılıkları uçurumlaştıran toplumsal müdahaleler minimize edilecek.
Arif Sağ’da bir takım olumlu özellikler var.
Bunları kendime göre belirteceğim çünkü estetik beğeni öznel bir şeydir. Ne kadar öznel olabileceğinin tartışma yeri bu yazı değildir.
Arif Sağ bir müzik insanıdır. Bizim bildiğimiz kadarıyla bağlama çalar ve türkü söyler. Bana göre sesi çok iyi, çok lezzetli değildir. Mutlaka çok iyi yorumladığı bazı türküler vardır ama genel olarak ben sesinden çok büyük bir lezzet almam.
Bağlama icracılığı konusunda ise Türkiye’de bir fenomendir. Şu anda en iyisi değildir ama birazdan göreceğimiz üzere bu konuda kendi öznelliğini ülkenin orta yerine çakmış bir sanatçıdır. Çok leziz çalar bağlamayı. Duygu katar.
Bunların yanında pek bilinmez ama aslında iyi kaval ve zurna da çalar. Ritm konusunda da çok iyidir. Hatta bir tane ritm albümü vardır ve unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş bazı ritmler bilir. Çok gelişmiş olan ritmcilik yönü geri planda kalmıştır maalesef.
1945’te Erzurum’un bir Alevi köyünde doğmuştur Arif Sağ.
Bu önemli. Çünkü Alevilik sanatsal gelişimde oldukça etkili olan bir toplumsallıktır.
Arif Sağ’ın çocukluk yıllarını geçirdiği toplumsallık, onda hali hazırda bulunan yeteneklerin açığa çıkması ve geliştirilmesi için kendisine fazlasıyla olanak sunmuştur. Babası o bölgenin ileri gelenlerinden birisidir. O yıllarında evlerinde ozanlar eksik olmaz. Davut Sulari, Feyzullah Çınar, Ali Ekber Çiçek gibi ustalar Arif Sağ’ın çocukken canlı olarak dinleme ve gözlemleme fırsatı bulduğu sanatçılardır.
Sınıflı toplumlarda sanatla uğraşma işi daha çok erkeğe ve iktisadi durumu müsait olana atfedilmiştir. Daha doğrusu bu kişiler sanatla uğraşacak ve ortaya ürünler koyacak koşullara sahiptir. Her önermede “daha çok” ifadesini kullanmaktan sıkıldım. Lütfen bundan sonra her önermede bu ifadenin olduğunu düşününüz.
Alevilik dedik bir de. Bu toplumsallık ibadetlerini sanatsal bir atmosferde yapar ayrıca ana akım din olan sunni İslam’ın sanatsal faaliyetlere karşı sahip olduğu düşmanca tutuma sahip değildir.
Sanatsal oluşumun en önemli aşamalarından olan çocukluk aşamasını Arif Sağ böyle bir ortamda geçirmiştir.
Sonra İstanbul’a gelmiştir bir şekilde. İstanbul’a gelince Nida Tüfekçi’yle tanışması onun için dönüm noktası olmuştur. Veya nice dönüm noktalarından birisi. Kendisiyle çalışmaya başlayan Arif Sağ, teknik anlamda rafine edilmiştir. Lokal bir lezzet olmaktan sıyrılmış daha akademik, daha bilimsel bir müzikalite sahibi olmaya başlamıştır.
1970’li yıllar kendisi için hem şans hem de şanssızlık getirmiştir. Orhan Gencebay’la tanışmaları ve beraber çalışmaya başlamaları da kendisinin dönüm noktalarından birisidir. Orhan Gencebay müziği teknik anlamda çok gelişkin olmasına karşın içerik ve ideoloji olarak alabildiğine gerici bir müzik türüdür. Metin Çulhaoğlu’nun bir lafı vardır: Arabeskin her türlüsüne uzak durunuz. Egemenlerce, 70’ler ve 80’lerdeki ilerici hamlenin bir panzehiri olarak görülen arabesk, Arif Sağ’ı da zehirlemiş, ona kötü işler yaptırmıştır.
O yıllarda Orhan Gencebay ile pavyon kültürünün en popüler iki isminden biridir. İnsanlar bu ikisinin bağlama ile yaptıklarını görmek için mekanlara gitmeye başlamışlardır. Bununla birlikte müthiş yoğun bir stüdyo çalışmaları dönemi başlamıştır. Bugün Çetin Akdeniz 6000 parçaya bağlamasıyla eşlik etmiştir. Arif Sağ da böyle bir tempoya girmiştir. Ayrıca film müzikleri de yapmaktadır. O eski filmlerinde duyduğumu bağlamaların hepsini neredeyse o çalmıştır.
70’lerin sonlarına doğru Arif Sağ’ın arabesk plakları çıkmaya başlar. İbrahim Tatlıses’in söylediği “Sarhoş” adlı çok bildik eser Arif Sağ’ın bestesidir. Fakat kendisi uzun zaman sonra bu dönemin öz eleştirisini vermiş ve pişmanlığını dile getirmiştir.
Bu arada TRT programları da sürer.
İTÜ’de kurulan Türk Müziği Konservatuar’ının kurucu kadrosunda yer alır Arif Sağ. Yani ilkokul mezunu bir insan olarak üniversiteye hoca olur.
1980’li yılların başında Arif Sağ, son ve en önemli dönüm noktasını yaşar. 1982 yılında Şan Tiyatrosu Resitali Türkiye’deki gelmiş geçmiş en önemli konserlerden biridir. İlk defa bir sanatçı bağlamanın enstrümantal yeteneklerinin sergilendiği, ülke genelinde gündem olan bir konser vermiştir.
Artık Arif Sağ bir stardır. Bağlama çalarken saçlarını sallamasına bakılan müthiş bir yetenektir. Bugün Türkiye’de acıklı bir durumda olan virtüözlük müessesi, o yıllarda bu devrimci sanatçı tarafından kitlelere kabul ettirilmiştir.
Ve “Muhabbet” serileri gelir. Arif Sağ arabesk yozluğu reddedip fazlasıyla sahip çıktığı kimliğinin müziğini yapmaya başlar. Musa Eroğlu, Yavuz Top gibi virtüöz sanatçıların yanında virtüöz olmayan ama yetenekli ve üretken bir ozan olan Muhlis Akarsu eklenir ve yedi albümlük “Muhabbet” serisi Türkiye’yi kasıp kavurmaya başlar. Bu albümler herhalde Alevilerin kendi toplumsallığını da aşıp Türkiye genelinde gündem olmayı başaran –katliamlar hariç- ender nesnelerindendir. Hayatımda her halde en fazla dinlediğim albüm Muhabbet 4 olmalı.
İlk bağlama kurslarından birini de kendisi açmıştır. 80’li yıllarda Arif Sağ Müzik Merkezi’ni açmak riskli bir iştir ama sanatçımız bu riski almıştır.
1989 yılında politikaya atılır Arif Sağ. SHP’den girdiği mecliste sonradan HEP’e geçmiştir. Bugün çok zor bir şey olan ama Türkiye politik atmosferinde ciddi fark yaratma potansiyeline sahip bir gelişme, yani sosyal demokratlarla Kürt siyasetinin ittifak yapması aslına ütopik bir şey değildir ve 1989 yılında bu gerçekleşmiştir. Arif Sağ mecliste hep kavga eden bağıran çağıran bir figür olarak hatırlanır.
Sonra solo albümler dönemi gelmiştir. Bunların her biri oldukça özenilmiş kaliteli işlerdir. Arif Sağ’ın mükemmel parmak baskıları bağlamalara kişilik verir.
Bağlamada da arayışçı olmuştur Arif Sağ. Bugün kısa sap bağlama denen şey onun icadıdır. Bağlama düzeni denen akort sistemi çeşitli yerelliklerde kullanılıyordu ama tekne boyu büyüdükçe bağlamaları halk müziğinin fiks karar sesleri olan Do veya Si’ye akort etmek imkansız hale geliyordu. Özellikle Alevi deyişlerinin icra edildiği bu düzeni etkili bir şekilde icra edebilmek için Arif Sağ devrimci bir arayışa girmiş ve sapın on santimini kesip atarak böyle bir yöntem geliştirmiştir. Sonra uzun sap bağlama ve diğer akort sistemlerini tamamen dışlaması da eleştirilmesi gereken bir tavırdır bu arada.
Hikâyesi böyle. Kendisini var eden ve öne çıkmasına imkan veren toplumsal koşulları çok iyi değerlendirmiş ve üstün yetenekli bir sanatçı olarak arayışçı ve devrimci bir tavır takınmıştır Umarım üretimlerde bulunmaya devam eder.
Devlet sanatçılığını reddetmesi vardır bir de.
Bu yazı alevilik, arif sağ, bağlama, en iyi on bağlamacı, halk müziği, halkın emek partisi, muhabbet serisi, Muhlis Akarsu, musa eroğlu, müzik, şan tiyatrosu konseri, SHP, yavuz top kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.