Beş Şehir-Baran Doğan

BURSA-YESIL-TURBE-KARTPOSTAL__7076166_0

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” adlı kitabını okudum…

“Huzur” ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü okuduktan sonra bir AHT meftunu olmuştum, bana çok hitap edeceğini düşündüğüm “Beş Şehir” kitabını okuyayım dedim. Neden hitap ederdi? Çünkü şehir gezilerine bayılıyordum ve gezdiğim şehirleri tarihsel, kültürel, mimari ve sosyolojik açıdan inceleyen yazılar, fotoğraf albümleri hazırlamayı seviyordum. Facebook profilimi bunlarla dolu… Tanpınar da görev icabı gittiği veya yaşadığı beş önemli Türkiye şehrini incelemiş, ele almış.

Bu şehirler Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’dur. Bu şehirlerin, kısaca, benim için neler ifade ettiklerini anlatan bir yazı yazayım dedim. Neden kısaca? Çünkü bir yazıya sığması için kısaca olması lazım. Bir de İstanbul’u yazmayacağım. O zaman bir yazıya sığmaz. “İstanbul’da Yapılması Gereken 100 Şey” adlı Facebook fotoğraf albümlerimi yorum bölümünde bulabiliriniz.

Bu şehirlerden sadece Erzurum’a bir kez gittim, diğerlerine birden çok kez gittim. İstanbul ve Ankara’da yaşadım. Bursa’da bir gece kaldım.

ANKARA

AHT’nin Türkiye’nin 150 yıllık Batılılaşma Krizi’nde net bir taraf seçmediğini ve sırf bu yüzden Batılılaşma karşıtlarınca “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” düsturu yüzünden sahiplenildiğini yazmıştım. “Düşmanımı coşkuyla alkışlamayandan ekmek çıkarayım bari…” düsturu demek daha doğru olabilir sanırım. “Beş Şehir”deki Ankara tasvirini görünce Tanpınar’ın Kriz’in en büyük figürü Atatürk’e saygıda kusur etmediğini görüyoruz. Net bir reddiye söz konusu değil. Belki olamadığındandır zira bugün bile böyle bir şey açıkça mümkün olamamaktadır. Fakat biliyoruz ki Tanpınar Batılılaşmanın, modernleşmenin mutlaka olması gerektiğine inanır. 1960 yılında yazdığı önsöz “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”nın önsözü kadar öne çıkan bir önsöz. İlk cümlesi şöyle: “Beş Şehir”in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İştiyak yani güçlü istek, arzu…

Ankara bölümü en kısa olan bölümdür. Çünkü Cumhuriyet öncesine baktığımızda bu şehirler içerisinde en az önemli olanı Ankara’dır. Başkent olmasaydı Ankara; Niğde, Kırşehir gibi bir şehir olacaktı. Aslında önemli bir Roma kentidir Ankara. Önemli Roma yapıları vardır burada. Augustus’un tahta geçiş sürecini ele alan Augustus Tapınağı (yazıtı) paha biçilmez bir Roma yapısıdır. Hamamı vardır. İmparator Jülyen sütunu mutlaka görülmeli. Son yıllarda, eski genelevin olduğu yerde yapılan kazılarda tiyatro kalıntısı da ortaya çıktı.

Tanpınar Arslanhane Camisi’ne de bayağı bir ele alıyor. Bu cami de Anadolu da sık sık gördüğümüz ahşap direkli Selçuklu camilerine bir örnektir.

Neyse Ankara’ya dönelim. Ben doğma büyüme Ankaralıyım. Ama orayı sevmem. İstanbul’da büyümüş (ve İstanbul’u seven) birisinin Ankara’yı sevmesi pek mümkün değildir. Ankara, kültürel anlamda dinamik bir şehirdir ama şehrin ezici çoğunluğunu oluşturan Orta Anadolu köylerinden göçüp gelmiş insanlar orayı adeta beş milyon kişilik bir köy haline getirirler. Kendi dar mekân kapalı toplumsallıklarını mahallelerde aynen devam ettirmektedirler. Demokrat Parti’nin kalesidir Orta Anadolu. Bunların muhafazakarlıkları usandırıcıdır.

Yine de haksızlık etmeyelim, Erzurum ve Konya gibi bir yer de değildir Ankara. Baran Doğan medeniyet ölçütü neydi? BŞF yani bira-şort-flört… Ankara’da mahalleler hariç merkezler bu açıdan iyidir. Şort hariç gerçi. İlginçtir Ankara’da şort giyen erkek görmek imkansıza yakındır. CHP kazanırsa ne olacak? İnsanlar bu konuda çok umutlular. CHP’ye oy vermek beni rahatsız eder ama bir CHP’nin yönettiği bir yerde yaşamak isterdim.

Bir de çok ilginç bir şey var. Dünyada otobüsünde muavin olan tek şehir Ankara olabilir. Evet, halk otobüslerinde muavin var. Bu da Ankara’nın ne kadar değişime uzak olduğunu gösteriyor. Bahsetmek istediğim başka bir şey de Ankara’da hala porno sinemanın var olması… 2019’da, internet çağında hala porno sineması var. Ankara bu kadar.

ERZURUM

Beni kitapta en çok hayal kırıklığına uğratan bölüm Erzurum bölümü oldu. Gerçi neden şaşırdım ki? Tanpınar Erzurum’a üç kere gitmiş. Birincisi Ermeni Soykırım’ından önce. Gerçi bu konuda herkes aynı düşünmüyor. Yakın arkadaşımız dediğimiz insanlar bile bu konuda aynı fikirde olmuyorlar çoklukla. Ben olduğunu düşünüyorum. Ve Erzurum yaklaşık 100 bin kişiyle en fazla nüfus azalması olan şehirlerden biridir. Sivas mıydı o muydu hatırlamıyorum. Yani ya birinci ya ikinci.

Tanpınar Soykırım’dan önce ve sonra gördüğü Erzurum arasındaki korkunç farkı anlamakta güçlük çekiyor. 100 bin insan bütün kültürel ve ekonomik birikimiyle yok olmuşsa o şehir elbette uzun süre kendisine gelemez. Tanpınar burada resmi ideolojinin sözcülüğüne soyunuyor. Daha farklısını beklemiş olmamdan dolayı kendime hayıflandım. Bu konuda resmi ideolojinin temsilciliğini yapmayan birisi mebus, akademisyen falan olabilir mi?

Erzurum bölümünde bir yerde 12 yaşındaki bir kız çocuğunu tasvir ettiği bir bölüm var. Bu paragrafı okuyunca çok rahatsız oldum. Büyük bir istek ve hevesle, o kız çocuğunun birkaç sene sonra geçireceği fiziksel dönüşümleri hayal eden ve bu hayalden mest olan bir paragraftı. 15, 16 yaşlarındaki kızların birer arzu nesnesine dönüşmesi hala aşılamamış bir şeydir ki 70, 80 sene önce neredeyse işin normaliydi. Ama yine de böyle bir şeyin hayal edilmesi ve bunun metne aktarılması beni rahatsız etti.

Erzurum’a bir kez gittim. Eğer kültür, tarih ve mimari merakınız varsa Erzurum bu konuda Anadolu’da en iyilerinden biridir. Bir kere Anadolu’daki ikinci en iyi sanat eseri vardır burada. Evet, Çifte Minareli Medrese Anadolu’daki ikinci en önemli mimari yapıdır. Birinci hangisidir peki? Hiç kuşkusuz Sivas Divriği Ulu Camisi’dir. ÇMM büyüleyicidir. Hemen arkasında Üç Kümbetler yer alır. Çok ilginç, aslında orada dört tane kümbet vardır ama diğer üçü o kadar iddialıyken dördüncü adeta bir sinek ikilisidir. O yüzden adı anılmaz. Öyle iddialı üç kümbetin yanına neden gidip de öyle sıradan bir kümbet yapılır?

Erzurum Ulu Camisi de en iyi ulu camilerden biridir. Selçuklu camilerini kastediyoruz. İki kubbesi de olağanüstüdür. Birisi ahşap kubbedir. Sanırım ardıç ağacıydı, ardıç ağacından yapılmış kubbesinin tasarımı çok iyidir. Diğer kubbesi de taş işçiliğinin zirvelerinden biridir. Ve bunu kubbede tatbik etmek zor iş olsa gerek. ÇMM’in diğer karşısındaki kale de kulesiyle öne çıkmaktadır. Mutlaka görülmeli.

Erzurum’daki Yakutiye Medresesi benzerlerinden çok fazla öne çıkan bir yapı değildir ancak minaresi TR’deki en iyi minarelerden biri olabilir. Google görsellerden bakınız lütfen.

Erzurum denilince cağ kebaptan bahsetmemek olmaz. İnternetten yaptığım araştırmayla Gel-Gör adlı işletmeye gittim ben. Mükemmeldi. Ama “Koyun eti kokuyor.” diyenlerdenseniz uzak durunuz. Koyun eti düşmanlarına karşı taarruza geçen yazıyı yazmayı yıllardır erteliyorum. Artık harekete geçmeliyim. Bu arada… Sirkeci’deki Şehzade Cağ Kebap adlı mekanın Erzurum’dakilerden aşağı kalmadığını da belirteyim. “Her şey yerinde güzel.” diye bir şey yoktur. Büyükşehirlerde de çok iyi yemekler yapabilmektedirler. Antep lahmacunu en azından İstanbul için istisnadır bana göre. Çok iyi kebaplar, tatlılar İstanbul’da mevcuttur.

Erzurum halkının oldukça muhafazakâr olduklarını sokaktan hissedebilirsiniz. El ele tutuşan iki insana nasıl da ters ters baktıklarını gözlemlemiştim.

Erzurum’da Atatürk’le ilgili bir anısı var Tanpınar’ın. Birçok yerde elini öpme fırsatı bulduğunu ama sadece Erzurum’da sohbet edebildiğini söylüyor. Atatürk medreselerin kapatılmasıyla ilgili ne düşündüğünü soruyor. “Hayatımız biraz da onun talihinin ve iradesinin kendi mahrekinde gelişmesi olmuştur.” diyor. Mahrek yörünge demekmiş. Tek adamlık işte. Aksinin mümkün olamayacağını düşündüğümü çok kez yazdım. Medreselerle ilgili ise onların “survivance” halinde olduklarını yani can çekiştiklerini, zamanlarının geçtiğini söylüyor. Kapatılmalarının ise bir “aksülamel” (tepki) doğurmayacağını söylüyor. Tanpınar’dan orada “erkeklik” yapamadığı için hesap sormalı mıyız? Sonrasında yazdığı “Huzur” ve SAE ile bombayı odanın ortasına bırakmıştır. Kriz’i daha da derinleştirmiştir ama Atatürk’e karşı “erkeklik” yapamamıştır. “Bu konuda roman yazmayı düşünüyorum.” dememiştir. Belki de o yıllarda bu düşünceleri net değildir. Kriz 40’lı ve 50’li yılları görmemiştir henüz. Zaten Atatürk’e karşı net ve kararlı bir reddiye içerisinde olmadığını belirtmiştik.

KONYA

Selçuklu başkenti Konya… Ne diyordu o türkü: Yaylalar içinde Erzurum yayla/Şehirler içinde Konya’dır Konya.

Yine tarih, kültür, mimari açısından Anadolu’nun en iyilerindendir. İnce Minareli Medrese Konya’nın “opus magnum”udur. Yani en önemli eseri. Bunun cephesine baktıkça bakarsınız. Karatay Medresesi bir çini müzesidir.

Süre çok uzadı, biraz gaza basacağım…

Tanpınar Selçuk tarihini bayağı bir ele alıyor. Bu tarihin Konya üzerindeki etkilerinden de bahsediyor. Moğol istilasının da Konya’dan çok büyük götürüsü olmuştur. Bütün bunların izlerini anlatıyor.

Mevlana’yı da anlatıyor. Mevlana ile ilgili hiçbir bilgim yoktur. Ama zaten tasavvuf ilgi alanım değildir.

Konya şehrinden bahsedelim. Buradaki Atatürk heykeli, Malatya Atatürk heykeliyle beraber en ilginç Atatürk heykellerinden biridir. Burada heykel merkezin dışında ve şehre sırtı dönüktür. Bir elinde buğday başağı diğer elinde ise kılıç vardır. Konya isyanı Atatürk’ü çok uğraştırmıştır. Sanki buğdayınız olmasa sizi keserdim demek istemektedir. Gerçekten de Konya ovası inanılmaz verimlidir. O buğday tarlaları çok güzeldir.

Konya merkezi muhafazakârlığı da geçtim dinciliğin en net gözlemlendiği şehirdir. Açık ara bir numaradır. Bunu bu kadar net hissedebileceğiniz başka bir şehir yoktur TR’de ve bu şehir iki milyon nüfusludur. Zengindir.

Tanpınar zamanında henüz keşfedilmemiş olan Çatalhöyük de anılmalı. Konya merkeze bir saat uzaklıkta bulunan Çumra ilçesinde yer alır. Nedir Çatalhöyük? Dünyadaki en eski köy kalıntısı diyebiliriz. Yani TR’de böyle bir yer var. Yolunuz düşerse kaçırmayın.

BURSA

Bu şehirler içinde en sevdiğim Bursa’dır. Veya en “güzel” bulduğum… Güney Marmara bölgesinin yeşili çok güzeldir. Hele güneşli bir gündeyse. Bursa’ya en son gittiğimde güneş yoktu, o yüzden tam anlamıyla tadına varamamıştım ama güneşli günlerde de gördüm Bursa’yı ve çok beğendim. Bu yeşil gerçekten çok güzel.

Bursa Osmanlı payitahtıydı uzun bir süre. Bu durumun yansımalarının olmaması kaçınılmaz. Ulu Cami tek başına yeter. TR’deki en geniş camilerden biridir. Mimari olarak ise pek bir etkileyiciliği yoktur. Onun kadar geniş olmayan ama daha estetik ulu camiler vardır.

Bursa’daki en etkileyici mimari yapı Yeşil Türbe’dir. Bir şehirle bu kadar iyi uyum sağlamış bir mimari yapı azdır.

Bursa’nın hanları ve çarşıları da iyidir. Özellikle Koza Han çok iyidir. Bahçesinde oturup çay içmek çok keyiflidir. İnstagram terör örgütünde çay güzellemesi yapacak olan İslamcılar için bulunmaz bir mekandır.

Bursa’dayken Uludağ’a da çıkabilirsiniz. Teleferikle çıkarsınız ve bu yolculuk çok keyifli olur. Hava da güzelse manzara tadından yenmez.

Irgandi Köprüsü’nü unuttuk. Çok hoş gerçekten.

Bursa demişken şehrin ortasındaki TOKİ gökdelenlerini anmamak olmaz. En son gittiğimde saat kulesinden daha net gördüm. Yani güzel bir şehir ancak bu şekilde katledilir… Bunu nasıl yaptılar anlamıyorum. Tamam rant ama bence bu ekstrem bir şeydi.

Bursa’da iskender kebabı anmamak olmaz. Mavi Dükkan diye bir yer vardır. En meşhur yer orasıdır. Ulu Cami’yi geçin, az ileridedir. Çok iyidir. Gerçekten çok iyidir. Pahalıdır. 11.30’a falan yetişirseniz sıra beklemezsiniz ama saati geçirirseniz iki saatlik kuyruğa denk gelirsiniz. Burada iki kere yedim, iki kere de rastgele bir mekanda iskender yedim. Tam olarak hatırlamıyorum. İyilerdi ama Mavi Dükkan kadar değillerdi diye hatırlıyorum. Bu mesele de Gaziantep’teki İmam Çağdaş gibi. Vaktiniz yoksa arka sokaklardaki keşfedilmemiş cennet macerasına girmeyin derim. Risk almadan gidip sanat eserlerinin tadına varın.

Bursa’nın İznik ilçesi de kültür gezisi için çok şey vadeder.

Kitabın yaklaşık yarısı İstanbul için ayrılmış. Ben de burada kesiyorum. Çünkü İstanbul kültür, tarih, mimari açısından dünyanın en iyilerinden birisidir.

Bir gün belki “Baran Doğan Alternatif Beş Şehir” yazısı yazarım: Kars, Kayseri, Mardin, Gaziantep ve Adana’yı yazarım herhalde… Adana yerine Hatay da olabilir…

Yazım yanlışlarına bakamayacağım.

Görüşürüz.

 

 

 

 

 

Bu yazı Diğer, mimari, Seyahat, Uncategorized, Yiyecek İçecek kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.