Büyük Bir Sanatçıyla Karşı Karşıyayız

30127396_1225232797612286_5798578008516198400_n

“Blood Simple”ı izlediniz mi? “Reservoir Dogs”u? “12:08 East of Bucharest”i?

“Vavien”i, “Fargo”yu, “A Simple Plan”i, “Korkuyorum Anne”yi, “After Hours”u?

Bu filmler, benim favori film türlerimden olan kara komedi (dark humour) türünden filmlerdir.

Ortada fena işler dönmektedir. Sürükleyici bir tempoyla kurgu işletilir. Absürtlükler ve saçmalıklar başroldedir. Suç unsuru genelde vardır. Kendisini uyanık zanneden fırsatçı karakterler, dışarıdan normal görünüp içinde fırtınalar kopan karakterler (büyük ihtimalle nihai çarpışmaya hazırlanmaktadır), dışarıdan zeka sorunu çekiyor gibi görünüp etrafındakilerin başına çorap örmeye hazırlanan karakterler bu tür filmlerde sıkça görülürler.

Ne mutlu bize ki bu ülke sinemasında üçüncü filmini çekebilen bir kara komedi ustası var artık.

Üçüncü filmini çekebilmesinin altını çizdim çünkü aslında TR’de bir dolu iyi-ilk film çekebilmiş ama gerisini getirememiş yönetmen vardır. Örneğin bu sene İstanbul Film Festivali’nde 11 tane ilk film kategorisinde yarışacak yönetmen vardır.

İki sene önce konuştuğum bir yönetmen eli yüzü düzgün bir film çekmenin bedeli olarak 500 bin TL rakamını vermişti. Şu anda 1 milyon TL olsa gerek. Bu parayı bir şekilde buluyorlar ama ana akım dışında filmler hep zarar ettikleri için bir daha bellerini doğrultup da film çekemiyorlar.

Tolga Karaçelik’in ilk filmi “Gişe Memuru”nu (8) 18 bin kişi izlemişti. İkinci filmi “Sarmaşık”ı (10) 25 bin kişi izlemiş. Bu yazının konusu olan üçüncü filmi, “Kelebekler” AVM’lerde de gösterime girebildi. Sadece Rexx, Beyoğlu ve benzeri sinemalarda değil AVM’lerde de gösterime girebildi. Bakalım ne kadar gişe yapacak?

Tolga Karaçelik, ana akım’ın da ilgi gösterebileceği bir tarza sahip ve bu, iyi bir şey. Ana akım’ın fetişi “bir şeyin olması” filmlerinde vardır (fetiş iyi bir şey değil.) Bununla beraber filmlerinde özenle seçilmiş ayrıntılar, felsefik alt metinler, güçlü dramatik çatışmalar, sağlam insan ruhu seyahatleri vardır. Ben pek düşkünü değilimdir ama kuşkusuz ki takdir edilesi bir yetenek meselesi olan masalsı sinematografik işler de filmlerinde mevcuttur.

“Kelebekler”de neler oluyor?

Bir aile hesaplaşması oluyor. Dinamik ve yaratıcı bir akış eşliğinde…

Almanya’da yaşayıp astronot olmak hayalleri kuran ve bu anlamda tiye alınan Cemal, bir kardeştir. Ortanca kardeş Kenan, bir İstanbul ‘loser’ ıssız adam’ıdır. En küçük kardeş Suzan da ‘broker dallama’ kocasıyla boşanma arefesinde olan bir diğer ‘loser’ karakterdir. Evet, karakterlerin hepsi ‘loser’ ve bu kaybedenlik durumu geçmişte yaşanmış bir trajediden geliyor. bu trajediden sonra hepsi bir yerlere dağılmışlar ve bir gün Hasanlar Köyü’ndeki baba üçünü birden yanına çağırıyor.

Bu anlamda film aynı zamanda bir yol filmi de…Fakat bu yol filmi olma olayı filmin küçük bir bölümüne tekabül ediyor ama olsun, yol filmleri de çok avantajlı bir janrdır.

Filmin müthiş sevimli ayrıntıları arasındaki biricik dramatik çatışmamız Kenan ile Cemal arasında geçiyor. Suzan gerek cinsiyeti itibariyle gerekse de olay örgüsü içerisindeki yeri sayesinde bu büyük çatışmayı biraz daha yumuşatıyor. Zaten yönetmen bir röportajında uzun süredir bu senaryo üzerinde çalıştığını ve iki erkek arasındaki dramatik çatışmanın ağırlığından dolayı projeyi hayata geçiremediğini söylemişti. Suzan varınca filmi çekmeye koyulmuş.

Film sizi sıkı bir şekilde güldürürken birden çok ağır bir trajedi bulutunun altına bırakıyor. Yine bir röportajında, yönetmen; sosyal medya karşı devriminden sonra insanların çok ağır trajedileri ve oldukça hafifi duygu durumlarını kısa aralıklarla yaşadıklarını söylemişti. Ve filminin de bu yeni duruma uygun olması için çaba sarf ettiğini söylemişti. Yani eskiden olsa, filmlerde bir eksiklik olarak kabul edilebilecek bir şey günümüzde yönetmenin iradesiyle gerçekleşen bir şey olmaktadır.

Filmdeki imam karakteri de filmi özellikli kılıyor. Neredeyse agnostik diyebiliriz imam için. Günümüzde bazı haber ve yorumlar okuyoruz, insanların deizm ve agnostisizme kaydıklarına dair… Ben böyle tekil örneklerin varlığından haberdarım ve uzun vadede bunun kaçınılmaz olduğunu da düşünüyorum ama bu aydınlanma süreci şu anda önemli siyasal etkisi olabilecek bir sayıda mıdır şüpheliyim açıkçası. Filmlere faydacı anlayışla yaklaşmıyoruz ama elimizde bu anlamda faydalı bir filmin olduğunu da göz ardı etmeyelim.

Filmin Freudyen okumalara da zemin açtığını belirtelim. ‘Spoiler’ vermemek adına ayrıntısına girmediğim o büyük trajedi ve bu trajedinin Kenan-Cemal çatışmasındaki yansımaları Freudyen karakter okumalarını olanaklı kılıyor. Meraklısı ve ilgilisi için bire birdir.

SUNDANCE FILM FESTIVAL

Filmin Sundance’da ödül aldığını hatırlatalım. Canınız sıkılıyorsa Sundance’daki kazananlar listesine ve hatta o festivale katılabilenler listesine bir bakın ve filmi oynatmaya başlayın… Bağımsız sinemanın festivalidir Sundance ve Oscar gibi Amerikan ideallerinin parlatıldığı ana akım “muhteşem” filmlerden sıkıldıysanız size ilaç gibi gelecektir. Orada ödül almak büyük bir başarıdır ve o filmin çok sağlam olduğunu kanıtlar. Bağımsız sinema ile ilgili çok yazı yazdım. Kısaca tekrarlamak gerekirse, bu “bağımsızlığı” çok da idealize etmemek lazımdır. Bu bağımsızlık büyük bir ekonomik sektör olarak sinemanın yerleşik kurum ve kuruluşlarına; devrimci bir duruşla karşı durup, bir reddiyeyi akıllara getirmemelidir. Bu büyük ticari ağdan azade bir film var olamaz. Gösterime giremez en başta. Bu bağımsızlık, daha çok 80’li yıllarda filmin içeriğine konulmuş bir isimdir. Yani büyük bütçeli olmayan, sırtını büyük starlara dayamayan, sıradan insanların gündelik yaşamını işleyen filmlere bağımsız sinema örneği denilmiştir daha çok.

Velhasıl kelam çok iyi bir film ve çok şey vadeden bir sanatçı vardır elimizde. Desteğimizi esirgemeyelim.

Not: Yazım yanlışlarına bakamayacağım. Her zamanki gibi durmadan yazdım.

Bu yazı Sinema, Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.