Gorki Okuryazar’ın İki Sırrı

Uzatmadan açıklayalım; bu sırlar, çöp okuru olması ve damak zevkine sahip olmamasıdır.

ÇÖP OKURU OLMAK

Bir, düşük bütçeli kanaat önderi olarak buradan kaç kere belirttik: Kitap okumak çok özel bir eylemdir, nokta atışı yapılmalıdır. 35 yaşından büyük birinin çöp okuru olması bir skandaldır. Tıpkı 21 yaşından büyük birinin rap dinlemesi gibi… Çöp okuru ne demektir? Mis gibi binlerce nitelikli kitap dururken eline geçen her kitabı okumak… Bu yarrak-kürek kitaplar kişinin saatlerini, günlerini, yıllarını bir sülük gibi emer. Sonuçta ele hiçbir şey geçmez, hayata herhangi bir anlam katılmaz, kişinin ufku genişlemez, boşa vakit harcanır… Oysa nitelikli kitaplar kişiyi her sayfada başka (daha iyi) bir insan yapar. Kendisi bunlardan da ziyadesiyle okumuş biriyken, “Sefiller”, “Suç ve Ceza”, “Anayurt Oteli”, “Kara Kitap” gibi kitapların zehirlerine damarlarında sahipken gidip niteliksiz kitapları okuyabilmektedir. Migros’ta satılan vampir romanlardan ver okur, cemaatlerin dağıttığı sikindirik romanlardan ver okur, emeklilerin ilgi gösterdiği komplo tarih kitaplarını ver okur… Geçenlerde artık yaşının verdiği olgunlukla çöp okurluktan istifa ettiğini deklare etmişti ama dün tekrar madde kullanmaya başladığını itiraf etti. Yazık… Hayat; kötü şarap, kötü kitap, Türk futbolu ve diziler için yeterince uzun değil…

DAMAK ZEVKİNE SAHİP OLMAMAK

Aslında dün yaşanan bir “bomba anı” bu yazıya ilham verdi. Çöp okurluğuna sefer düzenlemeyi düşünüyordum ama dünkü olay bu yazının doğum sürecini hızlandırdı. Dün evde buluşup Türk futbolu izleme etkinliği yapalım dedik. Uzun zamandır elemanlarla görüşmüyorduk ve bu, bahane oldu. Kahramanımız tuttuğu takımın maçı olduğu için (TS’li olmasını hep takdir etmişimdir) bir hovardalık yapmış ve iki tane dokuzuncu senfoni (Weihenstephaner) almıştı. Ortamda bulunan bir diğer kişi Adem Soy da iki tane Mustafa Keser (Tuborg) almıştı. GO Weihen’i bardağa döktü, o esnada bölgeye ulaşan Utku Kayan’a evin yolunu tarif etmek üzere elinde telefon balkona gitti. Mutfaktan salona (!) gelen AS ise aynı tarz bardağa Tuborg’u dökmüştü, aklına bir cinlik geldi ve bardakları değiştirdi. Telefon konuşması sona eren kahramanımız içinde Mustafa Keser olan bardağı aldı ve yudumlamaya başladı. AS şakayı itiraf etmeseydi sonuna kadar gidecekti. Elbette dalgınlıktan oldu bu, ikisi arasındaki farkı biliyordu kahramanımız… Burada vurgulamak istediğimiz şey, kendisinin de itiraf ettiği üzere, gelen her şeyi birlikte yeme huyudur. Böyle bir şey olmaz… Bırakın insanlar istediğini yapsın… Yok böyle bir şey… O yüzden zaten insanlık bir türlü kurtuluşa eremiyor. İnsanlığa serbestlik tanımayacaksın, onu döve döve yola getireceksin… Skandal eşleşmeler hayatın her alanında var ve adeta bir “normal” olmuş durumda. Bir insan “Sevmiyorum!” şeklindeki tılsımlı cümleyi kurduğunda her şey duruyor ve ağzını açamıyorsun. Nuri Bilge sinemasını “sevmiyormuş”, müze gezmeyi “sevmiyormuş”, Barcelona tiki takasını “sevmiyormuş”, ağır türküleri “sevmiyormuş”, tereyağını “sevmiyormuş”, sakalı “sevmiyormuş”, tarihi “sevmiyormuş”, yeşili “sevmiyormuş”, Woolf’u “sevmiyormuş”… Orada durmak zorundasın, tek laf edemezsin. Neden? “Sevmiyormuş.” ya! O sevmez ama gider oy verir… Sana ne? Bırakın insanlar istediğ… Bundan sonra istediğin her şeyi “sevmek” veya “sevmemek” üzerinden yapamayacaksın Ahmet Mehmetoğlu veya Ahmet Okuryazar! Ensendeyiz… Seni döve döve sofistike biri yapacağız…

Bu yazı Diğer, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.