GÜVEN UYGUN’LA BİR GÜNÜN ARDINDAN…


Aşırı iddialı lafları, söylemleri, tutumları ve insanları garipserim. Tuhafla kalınsa iyi, komik olunca kötü oluyor. Bu duruma dikkat çekmek için bu başlığı attım. Sanki dünyanın en önemli yazısını yazıyormuş havası verdim ve üç noktayla bitirdim. 

Dünyanın en önemlisi olmasa da bir yazı yazacağım, evet.

Bir seyahat yazısı.

Geçtiğimiz haftalarda ünlü (tam) halk aydını Kadir Taşdelen’le yaptığımız gastronomi ve historonomi seyahatlerinin izlenimlerini paylaşmıştık. O yazılarda nitelikli goygoy ve ince siyasi dokundurmalar vardı. Yakın geçmişte de Güven Uygun’la buna benzer bir şey yaptık. Ünlü sendika aktivisiti Güven Uygun’la…

“ADAMLAR” YİYOR AMA YOL YAPIYOR

AKP’ye oy vermek için, yol yapmaları yeterli bir beş, altı milyon için. Oysa Türkiye büyük ve önemli bir ülke. Bölgede İran ile beraber devlet geleneği olan tek ülke. Yani hükümetsiz de yol yapabilir aslında. Hükümet Bolu Yedigöller’e yol yapmış…

Dört sene Bolu’da yaşadım. Oradaki Gölcük denilen yer için (Google görsellere bakınız) dünyanın en güzel yeri derdim. Yedigöller’i görmüş olanlar hemen acele etmemem gerektiğini söylerlerdi. Lakin Yedigöller’in yolunun çok kötü olduğunu da eklerlerdi. Bir türlü gidememiştim oraya. Öğrendik ki “adamlar” yol yapmış. Güven Uygun’dan bu teklif gelmişti yazın.

Gidelim dedik.

Kendisi aslında Düzce’de yaşıyor. Düzce’de yapılan eyleme yaşamak denir mi acaba? Son seçimlerde AKP %70, MHP %8 oy almış. CHP %16 almış, HDP de %1. Böyle bir yer. Tipik bir Anadolu kasabası. Kadınların gece sokakta rahat yürüyemediği, kadınların hiçbir şeyi rahat yapamadıkları bir yer. Küçük şehirde yaşamayı asla düşünmeyen biri olarak benim için baskın sağ atmosferle hiç de yaşamayı düşünmediğim bir yer olurdu Düzce. Benim yaşayacağım yerde en az beş milyon kişi olmalı. CHP %35’in üzerinde oy almalı. AKP %51’i geçmemeli. HDP de %10’u geçmeli. HDP bina açabilmeli. Sosyalist örgütler olmalı. Eğitim-Sen orada etkin olmalı. Kadınlar gece sokakta yürüyebilmeli. Kadınlarla erkekler nikahsız beraber yaşayabilmeli. Sinemaları olmalı bir de festivali. İyi konserler olmalı. Yemek kültürü olmalı. Esnafın şerefsiz olmayanı %5’lere çıkabilmeli. Yoğun bir Kürt ve Alevi nüfusu olmalı. “Karışık”, kozmopolit olmalı yani. Alkol alınabilen parkları olmalı. Dinamik bir işçi sınıfı olmalı. 1 Mayıs’lar kutlanmalı. Çok mu şey istiyorum?

Cuma akşamında Düzce’ye gittim. Blablacar.com’dan kimseyi bulamayınca otobüs biletim aldım ama yanlış saate almışım. Armutluk yani. Mecburen arabayla gittim. Bozulan teyp yüzünden bana 400 TL girmişti. Yuesbi’ye oldukça karışık müzikleri yükledim. Dinleye dinleye gittim. Geç saatlerde vardım eve.

Güven Uygun’un kızı Sevra Nehir son yıllardaki favori çocuğum. Bazı çocuklar çok kuul olurlar. Türlü türlü maymunluklar yaparsın, yüz vermezler. Kimi yetişkinler de sanki büyük bir insanla muhatap oluyormuş gibi çocuğa el uzatır “merhaba nasılsın?” der. Kuul çocuk yine yüz vermez. Nehir öyle değil. Hemen sarılıp öpüyor sizi. Bir gülüşü var ki sanırsın Neşet Ertaş “Gülüşün Gülden Güzel” adlı türküyü onun için yazmış. Eşşoğlueşşek

TESTİ KEBABI

Güven Uygun bir Hataylı. Rivayet odur ki Hataylılar kahvaltıyı yaparlar, öğlen ne yiyeceklerini düşünürler. Öğlen yemeğini yerler, akşam ne yiyeceklerini düşünürler. Akşamı yerler kahvaltıda ne yiyeceklerini düşünürler. Güven Uygun bu tanıma maddi ve manevi olarak uyuyor. Evde Hatay usulü testi (tepsi ?) kebabı vardı. Çok iyiydi.

Alışkın olmadığım şey kebabın kahvaltıda da yenmesi idi. Ama iyi gitti. Sevdim yani. Sonra yollandık.

Düzce Bolu arası yarım saat falan. 1999 senesinde deprem dolayısıyla il yapılmış bir yerdir Düzce.

Yedigöller yoluna vardık. Bolu’dan tam bir saat sürüyor. Yol çok virajlı. Benim normalde teneke gibi midem vardır. Hiçbir şeyden rahatsız olmam. O virajlar 10, 12 saniye beni rahatsız etmedi değil. Normal insanlar rahatsız olabilir yani.

Yol yapıldığından dolayı Yedigöller çok kalabalıktı. Arabayı çekecek yer yoktu neredeyse. Pazar gününü düşünemiyorum. Girer girmez bir iki tane göl gördük. Onları varınca gezmeli. Çünkü aşağılara iniyorsun ve onları gezmek için tekrar gelmek zorunda kalıyorsun.

Neyse aşağılarda bir yerlerde arabayı salladık.

Gezmeye başladık.

Gerçekten de Gölcük dünyanın ikinci en güzel yeriymiş.

Bu mevsim tam da yaprak dökme mevsimi olduğu için manzara olağanüstüydü diyebilirim. Bu arada adamın biri yanındakine “her taraf yaprak dolu, göl görünmüyor” dedi. Kulaklarıma inanamadım. Yani olay bu zaten. Yazdan beri bu mevsimi bekliyoruz biz sırf bu yüzden.

Gölün etrafını gezerken fotoğraflar çektik. Gelelim fotoğraf çekme meselesine. Son yıllarda akıllı telefonların ve sosyal medyanın, zıçan adam karikatürlerindeki gibi yaygınlaşmasından sonra böyle tuhaf bir şey ortaya çıktı. Herhangi bir doğal mekanda veya bir etkinlikte insanlar olayın tadını çıkartmak yerine sürekli bir fotoğraf çekme mücadelesi veriyorlar. Amaç sosyal medyada hava atmak. “Gencim, güzelim, gezerim” imajı toplumda en popüler imaj şu anda. Örneğin ünlü (tam) halk aydını Kadir Taşdelen, Bursa’da kendisini etiketleyecek diye iskender kebabı soğutmuştu. Gerek yok. İnsanları ve kendimi etiketlemeyi sevmem. Fotoğraf da abartılmadan çekilmeli. Dünyanın en güzel yeri Yedigöller’deyiz veya Grup MESEL sahnede tarih yazıyor. Tadını çıkartalım değil mi? Bir de video çekilirken “filaş” açılıp konser salonu düğün salonuna döndürülüyor.

Göllerin etrafını tadını ala ala, fotoğraf çekme işini abartmaya abartmaya gezdik. Orada bir takım yeme içme mekanları olduğunu öğrenmiştik. Türkiye’de hizmet sektörü tek kelimeyle berbattır. Bilmediğim yerlerde gidip oturmayı pek sevmiyorum. Berbat şeylere, Somali’deki cerrah maaşını ödüyorsunuz. Sinirleniyorsunuz falan. O yüzden evden bir şeyler getirmiştik. Pratik şeyler. Onları bir güzel yedik.

Gezdik dolaştık. Çok güzel manzaralar gördük, çok temiz havalar aldık ve döndük.

Dönerken Bolu’daki eski arkadaşları da gördük ve Düzce’ye döndük.

Arabayla giderken bira içmeyi sevdiğim doğrudur. Kamyoncular birayı bacaklarının arasına koyup kamyon sürerler. Bunu bir iki kere ben de yaptım. Yazın ünlü yaşam uzmanı Kadir Taşdelen’le Şile’ye giderken yapmıştım ama Kadir bana sıcak bira aldığı için çok hoş bir anı değildi. Bu, aslında yapılmaması gereken bir şey. Neyse şoför Güven’di. Ben de kenarda yudumluyordum. Bu gezinin bana armağan ettiği müzikler. Uzun Yol Türküleri adlı esnaf albümdeki Seyfi Yerlikaya ve Zülfü Livaneli performansları oldu. Seyfi (çok severim kendisini) kısa sap bağlamaya en çok yakışan parça olan Hozalı Gelin’i bal olarak peteğe koyuyordu. Zülfü de Gökkuşağı Gönder Bana adlı o günden beridir bin kere dinlediğim parçanın dantelini örüyordu.

ISLAMA KÖFTE

Gastronomisiz olmaz. Islama köfte, Adapazarı’nın bir şeyi olarak bilinir. Hatta eski ünlü düz futbolcu Tuncay Şanlı, takımı Adapazarı’na ıslama köfte yemeye götürürdü. Ben de Kadıköy’deki bir yerde yerdim bunu. Kemik suyuna batırılmış ekmektir ıslama köftenin özelliği. Güven, Düzce’deki Rumeli’nin bu anlamda dünyanın en iyisi olduğunu söyledi. Lokantanın camında 1933 yazıyordu. Geçen bu goygoyu yapmıştım. İstiklal’de bir hafta önce açılan köftecinin camına, bir hafta sonra “Since 1871” yazıyorlar. Sanırsın Paris Kömünü’nden beridir insanlar o “tarihi” köftecide köfte yiyorlar. (aysi) Güven bu gerçekten “sins 1933 amcaolu” dedi. Bu arada bu amcaolu hitabı Güven, Gürkan, Halil İbrahim, Volkan dışında kimseye uymuyor. Mehmet Kahraman’la bir türlü oturtamadım. Gerçi Güven eşine bile “hacı” diye hitap eder ama benim yanımda “amcaolu”nu iyi söylüyor.

Gerçekten dünyanın en iyisi olmalı. Yolunuz düşerse mutlaka deneyin.

EL CLASICO

O gün el clasico vardı. Murat Bekar’ın deyimiyle “el fantastico mu neydi, işte ondan”. Ayrıca kendisi Neşet’in Zahidem parçası için de “Nazife mi Zarife mi bir şey vardı” demiştir. Neyse el clasico için Digitürk risivırımı yanımda getirmiştim. Nehir bu durumdan memnun kalmadı. Çünkü çocukların çizgi film faşizmi vardır. O bize onu yansıtmak istiyordu ama biz maç faşizmini yansıttık.

Maç tarihimsi gibi bir şeydi. El clasicolarda 5-0’lar meşhurdur. Neredeyse oluyordu. Bu maç ilerleyen günlerde yazmayı planladığım “dünyanın gelmiş geçmiş en iyi takımı hangisidir” yazısı için ilham verdi. Xavi futbolu bırakmıştı. Iniesta LPG taktırmıştı. Messi’nin 60 gol atacağı sadece bir sezon kaldı, biliyoruz ama Barça hala top göstermiyor…

Maç bitti. Sonra Güven’in bir arkadaşı geldi. Sesi Güven’in sesi kadar güzeldi. Güven’in sesi çook çok güzeldir bu arada. Yorum bölümünde göreceksiniz. Bira eşliğinde güzel bir müzik olayı yaşandı.

Sonra uyuduk ve sabah oldu.

Ben İstanbul’a döndüm. Dönerken Güven Uygun’un bana vereceği turşu kavanozunu unuttuk. Annesinin yaptığı bu turşular dünyanın en iyisidir. Unutmak acı verdi.

İstanbul’a geldim ve bu etkinlik de böyle bitti.

İyiydi, güzeldi, hoştu. Dediklerine göre Yedigöller her mevsim güzelmiş. Yani sadece yaprakların dökülme mevsimini beklemeye gerek yok.

Kamp da yapıyordu insanlar. Ben kampçılık sevmem. Ne gerek var o kadar zahmete diye düşünürüm. Manzarayı izler, evime gelir yatarım.

Bu yaz ilk defa Şile’de yaptım kampı. Uyuyamadım. Bir daha da yapmam.

Aslında kent merkezlerini, müzeleri, tarihi binaları gezmeyi daha çok severim ama doğa gezmeleri de zaman zaman iyi oluyor. Yaşanmışlıklar, toplumsal mücadelelerin verildiği yerler daha çok ilgimi çekiyor ama dediğim gibi doğa da iyi gidiyor. Kapitalizm onu tamamen yok etmeden gidip görmek lazım. Fidel Castro, kapitalistlerin gezegeni yok edebileceğini düşündüğünü söylemişti. Tamamen hayal ürünü değil…

Zorlayın, gidin ve görün.

İyi günler.

Cu.

Not 1: Yazım yanlışlarını kontrol edemeyeceğim.

Not 2: Haberlere bakamıyorum. Eğer katliam olmuşsa goygoy ağırlıklı bir yazı yazdığım için özür dilerim.

Alakasız girdi: Ünlü bağlamacı Tuncay Balcı dünyanın en gür sakallı adamıdır. Santimetre kareye 46 sakal düşüyor ve hepsi de bisiklet fren teli kıvamında.

Bu yazı güven uygun, kişiler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.