Herkes Bu Filmi İzlemeli!

muff_7553499392

Tolga Karaçelik’in 2015 tarihli “Sarmaşık” adlı filminden bahsediyorum.

Türk sinemasında komedi ve dram anlamında iyi filmler görülür. Sanat sineması diye kodalanan ve sakıncalı bir şey olan ama yerine başka bir tabir bulamadığımız kategoriden de iyi filmler çıkar ama “tür” sinemasının iyi örnekleri pek görülmez.

Nedir “tür” sineması? Yönetmenin sanatsal tercihlerinden ziyade içerik ve biçim olarak bir takım klişeleri olan filmler…Yanlış anlaşılmasın itibarsızlaştırmak niyetinde değilim. Korku, macera, “tarihi”, dönem, psikolojik gerilim, “kara” film, yol filmi gibi türlerden bahsediyorum.

Bu türlerden olup da eli ayağı düzgün olan pek film aklıma gelmiyor. “Vavien” bence oldukça başarılı bir film noir örneğidir. Macera var mı? Yok. Korku var mı? Yok. Dönem filmi var mı? Hepsini at çöpe. Tarihi film? Hepsinin üstüne benzin dök, yak…Hepsi Amerikan sinemasını kötü şekilde taklit edip, coğrafyaya uyarlayan filmler…

Gelelim “Sarmaşık”a. Çok sağlam bir psikolojik gerilim olduğunu düşünüyorum. İngilizcesi “thriller”. Yani direkt korku (horror) olmayıp “zeka” unsurunu daha fazla barındıran filmler denebilir bunlara. “The Silence of the Lambs”i örnek vermek isterim.

Tolga Karaçelik’in ikinci uzun metrajı. İlk filmi “Gişe Memuru”nu beğenmiştim ben. Çok farklı iki film bu arada bu ikisi. Üçüncü filmi “Kelebekler” yolda.

“Sarmaşık” akıllara başka birçok filmi getiriyor. diğer ismi “Gemi” direkt olarak “Gemide”yi getiriyor. İzole olma teması dışında pek bir ortak noktaları yok. Bir de çok küfür kullanımı…

Bence filmin “The Shining”le olan gönül bağı diyelim artık, en çok dikkat çeken benzerlik. “The Shining” adlı büyük sanat eserini izlemediyseniz yaşamıyorsunuz demektir. İzole bir mekanda deliliğin sınırına gelmek, iki filmin de en dikkat çekici noktaları.

“The Lord of the Flies” filminden de bir şeyler buldum ben. Geleneksel otoritenin kaybolduğu ve “yeni” bir durumun ortaya çıktığı zamanlarda insanların içyüzleri daha bir görünür oluyor.

Agorafobik bir film. Büyük bir boşluğun ortasında, altı adet erkek belirsiz bir bekleyişin içerisine giriyorlar. Gemideler. Bu altı erkeğin bir tanesi tanrısal bir figür. Bu film eğer bir roman olsaydı ve biz bu romanı üniversitede okumuş olsaydık (İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüm) sınavda hoca bizden yorumlamamızı isteyecekti ve biz de filmde bir tanrı karikatürü olduğunu yazacaktık.

Diğer karakterlerden birisi metafizik bir dönüşüm geçiriyor ki bu da filmi daha bir, “bir atmosfer filmi” yapıyor.

ANTİ-KAHRAMAN

Türk sinemasında destansı oyunculuklar da pek bulunmaz. Hayır, Şener Şen’in hiçbir performansı destansı değildir. Yani bana göre…Ama bu filmde hiç tartışmasız bir destansı performans var. Robert De Niro’nun kariyeride sık sık yaptıklarına benzer bir anti-kahraman performansı var filmde. Nadir Sarıbacak’ın canlandırdığı serseri Cenk karakteri unutulacak gibi değil. Adanademirspor formasıyla, Cem Karaca’nın benim de aşık olduğum “Deniz Üstü Köpürür”üne eşlik etmesiyle, küfürleriyle filmin başlıca sürükleyicisi. Agorayı fobik yapan başlıca eleman. Şerefsiz performansları iyi olursa tadından yenmez. Türk sinemasındaki en iyi şerefsiz performansı budur bana kalırsa. İkincisi “Canım Kardeşimédeki Kancı Memet performansıdır 

Filmde türler arası geçişin zamansız ve yersiz olduğu eleştirisi yapılabilir. Psikoljik gerilimden birden İngilizcesi “Fantasy” olan doğaüstü ögelerin görücüye çıktığı bir filmde döndüğü düşünülebilir. Fakat bence bu bölüm Cenk’in kafayı bulduğu anlara denk gelen bir bölüm ve bütünlüğü zedelemeyen bir episod.

Benim filmde daha iyisi olabilirdi dediğim tek yan, bitişin muğlaklığı biraz daha hafifletilebilirdi diye düşünüyorum. Bu kadar muğlak olmayabilirdi de…Onun dışında çok çok sağlam bir film.

Bu filmi bana tavsiye eden ünlü tarihçi, ünlü edebiyat duayeni, çeyrek aydın halk önderi Kadir Taşdelen’e buradan saygılarımı sunarım.

Bu yazı Sinema, Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.