İstanbul’daki Stadyum Turları İzlenimlerim

1200px-Galatasaray_Arena_North-West_Corner

*Sırasıyla Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın stadyum turlarına katıldım. Bu turlara dahil olan kulüp müzelerini gezdim. İzlenimlerimi paylaşacağım…

*Dünyada (Avrupa’da) oldukça yaygın olan stadyum turu + kulüp müzesi olayı yanılmıyorsam sadece “üç büyüklerde” var. Trabzonspor için böyle bir şey görmedim internette. Bursaspor için de bakmadım. Bunların dışında müzesi olabilecek doğru dürüst bir kulüp yoktur bana göre. Diğer iki kulüp, modern stadyumları bittiğine göre, yakında bu işe girebilirler diye düşünüyorum.

*Müze demişken, benim bir düşüncem / gözlemim var: Türkiye’deki müzelerde sergilenenler %60’ının yalan veya gereksiz olduğunu düşünüyorum. Her il, illa müzesi olsun diye bir düşünce içerisine giriyor. Bilemiyorum belki bu şekilde bir genelge de vardır. Ortaya saçma sapan durumlar çıkıyor.

*2008 yılında bir günlüğüne Londra’ya gidebilme şansım oldu. Chelsea kulübünün stadyumu olan Stanford Bridge’de stadyum turuna katıldım. Rehberliydi. Basın odası, soyunma odası, çıkış koridoru, yedek kulübesi ve çevresi ve tribünler şeklinde gerçekleşen ilk stadyum turuna orada katılmıştım. Aynı gün Emirates’e de gittim ama geç kalmıştım ve orada tura katılamadım. Kafamı seveyim! Şimdiki aklım olsaydı o günü baştan aşağı British Museum’da geçirirdim. Tarihe gram merakı olanlar genç insanlar, hiç vakit geçirmeden bu merakı ete kemiğe büründürsünler derim. Yoksa benim gibi üzülürsünüz. 30’dan sonra tarih merakı problemli oluyor. Gerçi TR’deki insanların 30’dan önce; kızların akıllarının 15 karış, erkeklerin de 14 karış havada olduğunu düşünüyorum. Hatta bu durum 30’dan sonra uzunca bir süre de devam ediyor. Ben daha geçen sene çıktım.

*Geçtiğimiz yaz da Real Madrid’in olayına katıldım. “Madrid İzlenimleri” albümümde bahsetmiştim zaten.

*Bu üç stat içerisinde en iyisi GS’ninkidir. FB’ninki 2003 yılına göre çok çok iyi bir stat ve o sayede FB, diğer takımlara karşı kazanılmış tarihteki en büyük psikolojik ve somut kadro üstünlüğünü elde etti. 2011’e kadar. O 8 sene yürüye yürüye şampiyon olmalıydılar. Şu anda Anadolu’da her yerde 30, 40 kişilik “futbol” stadyumları, yani ateltizm pisti olmayan stadyumlar var. FB’nin stadyumu onlardan iki tık üstte kaldı. BJK’nin stadyumu da FB’den bir tık üstte. Şekil şemal olarak. GS’nin stadyumu ise Avrupa’nın süper kulüplerinin stadyumlarına biraz benziyor. Gerçi kapasite sayıları 52, 50 ve 41 bin. 41 olan BJK’ninki. FB’ninki parça parça yapıldığı için bir olmamışlık duygusu yarattı bende.

*En pahalısı BJK’ninkidir. Stadyum turu 25 TL. Müze 10 TL. Öğretmenlere ciddi bir indirim vardı. Ah öğretmenler ah! GS’ninki ikisi bir arada 20 TL. Öğretmenlere indirim yok! Oh be! FB’ninki ücretsiz…

*BJK’ninki rehberli…Ancak…Taş çatlasa 25 yaşında olan iki eleman bize rehberlik etti. GS’de de öyleydi. Ben bu yeni gençliğin konuşma performanslarını hiç beğenmiyorum. Vurguları, ses tonları, seçtikleri kelimeler, kurdukları cümleler, argüman geliştirme yetenekleri, kelime kapasiteleri çok çok kötü. Liselerden biliyorum zaten. Gerçekten konuşma performansları berbat ötesi. Sadece tiki kızlarla dalga geçiyorlar ama hepten berbat. İki kelimeyi yan yana getirip, sağlam argümanlar geliştiremiyorlar. Bu rehber de berbat bir sunum yaptı.

*Önce basın odası. Burada (ve her yerde) bir fotoğraf çekme bombardımanı oluyor. İnsanlar anlatılanla veya etrafındaki şeylerin ne olduğuyla ilgilenmek yerine çılgınlar gibi fotoğraf çektirme maratonuna başlıyorlar. Basın odası çok iyi göründü gözüme. Real Madrid veya Chelsea’ninkinden aşağı kalır bir yanı yoktu.

*Sonra soyunma odalarına götürdü. Odalarına diyorum çünkü mesela GS misafir takım odasına götürmedi. Madrid’deki çok kötüydü örneğin. Ev sahibi takımın lüksünden eser yoktu. BJK’de ikisi de aynı boyda ve aynı malzemelerle yapılmış.

*Orada bir şekilde benim dev kulüplerin stadyumlarını gezdiğim anlaşıldı ve tribünlere çıkınca bir eleman bana “nasıl Real Madrid’inkinden daha iyi, değil mi” diye sordu. Türkiye’nin özeti bu diyalogda gizliydi. Aslında diyalog değildi. Bu cümleden sonra ben adama tip tip baktım yalnızca.

*Yedek kulübesinden maç izlemek çok sıkıcı olmalı. Bazı stdyumlarda kulübe yukarıda. Örnek Old Trafford.

*Dolmabahçe’de tribünde bir yer açık bırakılmış ve denizi görebiliyorsunuz.

*Yine Dolmabahçe’de kale arkalarında localar var. Kale arkasından futbol izlemek dublajlı film izlemek gibidir. Duygunun %60’ı kaçar. Peki neden kenarlardan kombine almazlar da gider kale arkasından loca alırlar? Sanırım oraya yığdığı insanlarla aslında heyecanlı bir spor dalı izlemek yerine bir ritüel gerçekleştiriyor. Yani TR futbol seyircisinin neredeyse hepsinin yaptığı gibi. Diğer takımlarda kale arkası loca var mıydı hatırlamıyorum.

*BJK’nin stadyumu lokasyon açısından en iyisi. Ayrıca “semt” dedikleri yerde maçtan önce içki içip maça yürüyerek gitmek gibi güzel bir adetleri de var. Almanya’da stadyumlarda bira satılır.

FB’ninki de fena değil. Onlar da merkezi bir “semtte” bulunuyorlar ve stadyumları merkezi.

*GS’ninki en kötüsü. Allahın siktir ettiği yerde. Hacıosman metrosunun Sanayi durağında iniyorsunuz ve tek duraklık başka bir metroya biniyorsunuz. Bugün kabaca hesapladım, bir tren 1000 kişi alıyor. İki tren var. Yol beş dakika sürüyor. Tek durak olduğu için bir tren gidip gelmek zorunda. Yani beş dakikada 2000 kişi taşınıyor. 52 bin kişinin taşınması sürecini hesaplayın. Zaten ben bir kere orada maça gitmiştim ve maç bitmeden beş dakika önce çıkmıştım. Ali Sami Yen, çok iyi bir lokasyona sahipti.

*BJK stadyum turunda localar, basın trübünü, kale arkası falan her yere giriyorsunuz.

*FB stadyum turu ise aslında yok. Ben gittiğimde 14.30’da maraton tribününe 10 dakikalığına alacaklarını söylediler. Gördük mü gördük işte stadyumu.

*GS stadyum turu da yedek kulübesi çevresinden, basın tribününe, başkan locasından, kale arkasına her yere sokuyor sizi.

*Müzelerden bahsedelim…Dediğim gibi müzeler çoklukla gereksiz ve efsaneye hizmet edecek şeyler koyuyorlar. Üç kulüp de Atatürk’ün ne kadar iyi kendi taraftarı olduğunu kanıtlama çabasındalar. Oysa 20. yüzyılın başındaki futbol günümüzdeki gibi hiç değildi. Yani bir kimlik gibi insana yapışıp kalan ve diğerlerini dışlayan, düşman belleyen bir tutum geliştirmenize sebep olan bir durumu yoktu taraftarlığın. Taraftarlık bile yoktu doğru dürüst. Taraftarlık bence 70’li yıllarla yükselmiş bir şeydir.

*Nasıl devletler tarihe bakıp kendi efsanelerine hizmet edecek yalan yanlış şeyler bulurlar, kulüpler de aynısını yapıyor. Türkiye’de hem Atatürkçüler hem de dindarlar Çanakkale Savaşları’na sahip çıkarlar. Hatta solcular da onun “anti-emperyalist” olduğunu öne sürerler. Ben, buna katılmam ve her konuda zıtlaşan Atatürkçüler ve dindarların bir konu üzerinde neden aynı düşündüklerini sorgulamamalarına da şaşırırım. Atatürkçüler ve dindarlar ve de sorgulamak…Kulüpler de hem Atatürkçü hem de hepsi Çanakkale Savaşları’nın kendilerinin sayesinde kazanıldığını (veya yenilginin geciktirildiğini diyelim) öne sürüyorlar. 1915’te hangi futbol oynayan küçük gruplarda kulüp bilinici, “camia” bilinci vardı ve hangi küçük grup toplu hareket edip bu savaşlara katıldı? Ama haklılar, bu ülkede ya mit olacaksın ya da yok olacaksın. Ortası olmuyor. Akşam akşam yine sinirlendim ya…Yorum bölümünde paylaşacağım “Abi sakin” diye biten o karikatürü hatırlayın.

*Ben bir futbol severim. Kahretsin! Ve bu kulüpler de yüzde 10 falan basketbol ama gerisi futbol…Kim siker su küreği dünya şampiyonlar ligi kupasını, bayan hentbol kainat şampiyonluğunu? Özür dilerim mevzu futbol olunca eski cinsiyetçi yıllarımı hatırladım.

*Müzeye futbolla ilgili materyalleri görmeye gittim. Bunlardan da en çok ilgimi kupalar ve formalar çekti. Gazete küpürleri de çekti ama bunları müzeye koymaya gerek var mı, şüpheliyim.

*Beşiktaş’ın müzesindeki kupalar ilgimi çekti. 1994 yılında Ankara’da gördüğüm bir kupayı tekrar görünce bir tuhaf oldum. Hikayesi yorum bölümünde.

*GS müzesindeki 2000 UEFA kupası ve Süper Kupa kupaları tuhafıma gitti. 17 Mayıs 2000 tarihi unutamayacağım bir tarihtir. Hayatımda o kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Gerçi o kupa o kupa değil. Uzun hikaye…Ama oradaydı işte. O günü tekrar yaşadım. Evet o günü tekrar yazmalıyım. Gorki Hayırsever in muhteşem basacağı bir yazı olur o.

*Fener müzesinde kulübün neredeyse bir gerilla örgütü gibi kurulduğunu ima eden bir maket var. Bir de Kurtuluş Savaş’ına silah kaçıran “gazi” Fenerbahçeliler maketi…

*GS müzesinde Atatürk hayattayken adına düzenlenen ilk turnuvanın şampiyonluğu büstü var. Kupa olarak büst vermişler.

*GS müzeinde Hakan Şükür yok! Sadece UEFA kadrosunda görülüyor. Her yerde sembol oyuncularla ilgili materyaller, videolar, görseller varken Hakan Şükür ile ilgili tek bir şey yoktur. Kim vatan hainidir, onu büyüklerimiz daha iyi bilir ama Hakan Şükür’ün Türk futbolunun en büyük ismi olduğu gerçeği ortada duruyor. Bu iddiama itiraz kabul etmiyorum.

*Fatih Terim, karakterinden bağımsız olarak, GS için tükenmeyecek bir efsanedir. Altı şampiyonlukla zaten bir numaradır. Bence sekiz olacak ve bu rekor kıyamete kadar kırılmayacak.

*Süleyman Seba da BJK için bir efsanedir. Benim anlamadığım solcu Beşiktaşlılar için de bir efsane oluşu.

*Aziz Yıldırım da FB’liler için bir efsanedir ve objektif olarak bu mantıklıdır ama kimsenin bunu itiraf edecek cesareti yok. Çünkü FB’den FB haricinde herkesin nefret etmesinin sorumlusu odur.

*Türkiye’nin en büyük kulübü bence Galatasaray’dır. Bugün ben müzeyi gezerken GS TV de Ahmet Çakır’la röportaj yapıyordu. Metin Oktay’dan önce GS taraftarlarının İnönü’de kapalıda iki direk arasına ancak sığdığını ama ondan sonra tüm stada ve tüm ülkeye yayıldığını söyledi. Ben de diyorum ki 1990 yılına kadar en büyük takım FB idi ama GS o tarihten sonra zirveye çıktı. Bunun için elimde somut sayılar yok ama durumu böyle okuyorum. GS’nin FB’den bir tık yukarıda olduğunu gözlemliyorum. Özellikle Avrupa başarıları onu öne çıkardı ki şmapiyonluk sayısında da 20’ye 19 öndedir. BJK’nin bir numara olmadığı kesin ama…

*2005-06 Daum Fenerbahçesi, diğerlerine en büyük üstünlük kurmuş takımdı. Ve şampiyon olamadı…Bu seneki BJK takımı da böyle bir takım. Yani büyük bir somut kalite farkı var ama şampiyon olamayacak sanırım.

*Üç takımın stadyumu da büyük psikolojik üstünlük kuracak stadyumlar oldu artık.

*2000li yıllardan sonra Anadolu’dan nasıl sadece Bursaspor şampiyon olabildi anlayamadım hala. Olabilirdi iki, üç tane aslında. Artık çok zor. Eskiden de zordu artık çok daha zor. TS için bile çok zor bence. Olum aylardır yalvarıyorum, hadi itiraf edin lan, Lestır Siti şampiyon olmadı değil mi? Geçenlerde böyle bir rüya gördüm de…

*2011’de Türk futbolunu bıraktım. Haftada ortalama yedi yabancı maç izlerim ve çok severim futbolu. Kız arkadaşımın bu konuda hazırlandığı meydan muharebesinin farkındayım ama yine de vazgeçmem futboldan. İyi ki var futbol. Ve tekrar ediyorum, Türk futbolunu seveyim…Ama işte atsan atılmıyor, satsan satılmıyor. CHP gibi…

*Yazım yanlışlarına bakamayacağım.

Bu yazı Futbol, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.