Kalecik İzlenimleri

Kalecik

*Üç sene önce Sevan Nişanyan’ın kendi kendisine yazmış olduğu kişisel otobiyografisini okuduktan sonra TR’nin bütün illerini görme projesini başlatmıştım ve bu projede sona doğru yaklaşıyorum. Elbette TR’deki tüm ilçeleri görme projesi gibi bir proje başlatmayacağım. İlçelerin yüzde doksanını görmeye gerek yok. Gerçi illerin de bir bölümünü görmeye gerek yok ama o projeyi başlattım bir şekilde…

*Görülmeyi, gezilmeye hak eden ilçeler vardıra varmak istiyorum. Ankara’nın Kalecik ilçesi de öyle bir ilçedir.

*Ankara’nın tarihi, kültürel ve mimari açıdan gezilmeyi hak eden ilçeleri var. Örneğin Beypazarı… Bir on dokuz buçuğuncu yüzyıl kenti olarak (1850-1950) görülmeyi hak ediyor, epeyce de popüler oldu. E5 yapılmadan önceki Ankara-İstanbul yolu üzerinde yer alması dolayısıyla bir 19,5. yüzyıl kenti. Bu rota üzerinde yer alan Nallıhan da gezilmeyi hak ediyor. Burası da Mudurnu, Göynük, Taraklı gibi ilgi çekici bir yer. Bir de Kalecik var.

*Kendisine önceden Küçük Mısır denilirmiş. Ticari faaliyetler dolayısıyla oldukça gelişkin bir yer imiş.

*Şu anda NBC filmlerde geçen boğucu taşra kasabalarından biri. Dinamizm yok.

*Tarihsel değeri var. Ankara’dan Çankırı’ya ve dolayısıyla Karadeniz bölgesine giden yol buradan geçermiş, o yüzden burası da bir 19,5. yüzyıl kasabası.

*O halde bu durumun mimari kalıntılarını görmeliyiz. Bir de Gayrımüslimlerin izleri olmalı burada. Dediğim gibi bir old town’u var. Veya old town izleri diyebiliriz. Eski Osmanlı sivil mimari unsurları hala yer yer görülebiliyor. Ne demiştik bir yerde kale varsa, eteklerinde old town izleri olmalı. Kalecik’te de kale eteklerinde old town unsurları hala var. Otomobilin veya iki otomobilin giremeyeceği kadar dar sokaklar bir 19,5. yüzyıllık ipucudur.

*1915 yılında önce kasaba nüfusunun yarısı Ermeni imiş. O zaman kasaba nüfusunun toplam 3000 kişi olduğunu tahmin ediyorum. 1500’ünü göndermişler, yol üzerinde kesmişler. Ermeniler bayındırlık işlerinde çok iyidirler, onların izleri hala Kalecik’te hissediliyor.

*Bu kasabalarda bir de ana arter vardır. Kalenin aşağılarında yer alır bu arter. Yol boyunca eski konak pek göremezsiniz, 60’lı 70’li yılların dört beş katlı apartmanları görülür genelde. Bu sekiz, 10 apartmanın alt katları genelde kahve, market, kasap, tarım aletleri satıcısı falan olur. Üst katları da sürücü kursu, Ak Parti ilçe binası, MHP ilçe binası falan olur. Bazılarında CHP ilçe binası ve hatta İyi Parti ilçe binası falan da görülür. HDP mümkün değil.

*Bu ana arter üzerinde bir Osmanlı kamu binası da olabilir veya Cumhuriyet dönemi okulu. Veya Cumhuriyet döneminden önce yapılmış ama sanki onun döneminde yapılmış izlenimi verilen bir okul da olabilir (örnek Taraklı). Kalecik’te şu anda adliye olarak kullanılan bina bir “hükumet konağı”dır aslında.

*Kalecik adı üzerinde bir kale etrafında oluşmuş bir kasabadır. Bu kaleyi ilk olarak Hititlerin yaptığı düşünülmektedir. Sonra Romalılar burayı kullanmıştır. Bölge Selçuklular tarafından alınınca onlar burayı kullanmaya başlamış olmalı. Bir de Timur mutlaka buraya uğramış olmalı. Şu anda “cillop” gibi bir kale. Kale restorasyonları tartışmalı. Restorasyona karşı değilim ama geçmişe yağmacı, yalancı, rantçı ve cahil avutucu bir şekilde yaklaşan bir ülkede yaşıyoruz.

*Kaleye arabayla çıkılabiliyor. Yürüyerek de çıkabilirsiniz. Yol arka tarafta yalnız.

*Kaleden çok güzel bir manzara var. Anadolu’daki en dehşet verici kale Afyon’dakidir. Onun kadar olmasa da iyi adrenalin yaşatıyor insana.

*Kalenin tepesinde elinde şapka olan bir Atatürk heykeli var. İlçede yaşamış olan yaşlılar, Atatürk’ün Kastamonu’ya giderken Kalecik’e uğradığını ve şapkayı ilk olarak orada giydiğini söylemişler. Not: Şapka bir semboldür ve üstyapısal dönüşümler ikna ile olmaz, zorla olur, olacaksa…

*Kalecik karası… Meşhur bir üzümmüş ve şarabı meşhurmuş. Eylül ayında festivaller olurmuş. AKP belediyeyi almadan önce şarap üreticileri de katılırmış festivale ama artık katılmıyorlarmış. Rakım olarak oldukça düşük bir yer. Zaten arabayla böyle yukarıdan aşağıya iniyorsunuz. Güzel üzüm olabilir ama ben bu meşhurmuş bilgisine şüpheyle yaklaşıyorum. Birkaç Pantokrator (Vedat Milor) yazısı okuduktan sonra da ikna oldum. Potansiyelli bir üzümmüş ama ondan şaheserler yapıldığı falan yok.

*İlçenin girişinde ayağıyla üzüm ezen bir kadın heykeli var.

*Kalecik’te bildiğim kadarıyla Alevi köyleri de var. Ama bu Orta Anadolu Alevileri MHP’lileşmeye yakınlar. Türk milliyetçiilği bunları çok cezbediyor. 40, 50 yıl sonra bunlara ne olacak gerçekten çok merak ediyorum.

*Bu yüzden şehir merkezinde bol bol tekel bayi var. Açık kadın oldukça fazla.

*Kalecik’e yedi kilometre uzaklıkta, Kırıkkale yolu üzerinde tarihi bir köprü var. Köprülere zaafım vardır. Hele ki tarihi olanlarına. Kızılırmak tüm güzelliğiyle akıyor ve köprü de üzerinde çok zarif duruyor. Bir Selçuklu köprüsü. İsmi kimilerine göre Develioğlu Köprüsü. Zaten Yandex’te bu isimle yer alıyor. Irmaklar güneş ışığı altında çok güzel görülürler. Renkleri çok hoş olur. Örneğin Yeşilırmak etrafındaki ağaçların yansımasıyla gerçekten yeşil görünür. Köprüye çok zarif dedim ama aslında yokluktan öyle dedim. Oldukça sıradan bir köprü aslında. Tokat’ta, Sivas’ta çok daha güzel Selçuklu köprüleri vardır. Bu köprü üzerinden Timur ve ordularının geçtikleri düşünülüyor. Mutlaka görülmeli.

*Yiyecek, içecek anlamında özel bir şey yok Kalecik’te. Tavuk döner staylaya devam.

*Sonuç olarak güzel bir gündü ve Melo da bana askerlik yaptırmadı. Sevdim o günü.

İyi günler.

Bu yazı Seyahat, Tarih, Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.