“Katzelmacher” (1969)

Marie: Yunanistan’ın neresindensin? Hangi şehirden?
Jorgos: Piraeus.
Marie: Orada iş yok mu?
Jorgos: İş? Evet, ama yok para.
Marie: Nasıl olur? Eğer çalışırsan, para kazanırsın. Bu her yerde böyledir. 
Jorgos: Para? Evet, ama değil çok para.

Geçen ay İstanbul Nazım Hikmet Kültür Merkezi‘nde, Türkiye’den Almanya’ya göç eden işçilerin deneyimleri temalı birçok etkinlik düzenlendi. Rainer Werner Fassbinder’in iki filmi de bu bağlamda gösterildi. Bu filmler yabancı düşmanlığı temalı filmlerdi. Birisi bu blogda defalarca anılan “Angst essen Seele Auf/Ali: Korku Ruhu Kemirir” (1974) adlı filmdi diğeriyse Fassbinder’in ilk filmi “Liebe ist kalter als der Tod/Aşk Ölümden Soğuktur”la aynı yıl çevirdiği “Katzelmacher”di. Arşivimde yer aldığı için etkinliğe katılmadım. Bu arada bu etkinliğe katılan birisinin filmle ilgili yaptığı şu yorum son zamanlarda okuduğum en yüzeysel iki yorumdan biriydi. Diğeri de şu. Katzelmacher, Almanca mavi kedi demekmiş. Yabancı işçiler için argoda kullanılan bir kelimeymiş. Bu filmde de mahalleye gelen Yunan bir işçinin nasıl da ufak çaplı bir infial yarattığına tanık oluyoruz. Richard Linklater’ın “subUrbia“sında (1996) olanlar burada da oluyor. Mahallede aylaklık eden işsiz gençler var. Hepsi bireysel kurtuluşun peşinde. Para, güç, güzellik, cinsel haz gibi metalara erişebilmek için her şeyi yapabilecek karakterdeler. Kendi aralarında bir dayanışma ruhu oluşturlarmış gibi bir atmosfer var ama işin aslı hiç de öyle değil. Birbirlerine karşı aslında güvensiz ve sevgisiz olan bu güruh, ortama nefret duygusunu yönlendirebilecekleri bir nesne, Jorgos, gelince ortak hareket ediyor gibi gözüküyorlar. “Katzelmacher”, kompleksli ve çıkarcı düzen insanının bu eksikliklerini vicdanında aklayabilmek için linç kültürüne nasıl da kolay yakalanabildiğini, nasıl da kolay manipüle edilebildiğini bize anlatıyor. Bunun için ihtiyaç duyulan tetikleyici güç, çoğu zaman, doğuştan gelen farklılıklar yani din, mezhep, etnik köken gibi sağ ideolojilerin önem verdiği nitelikler. Jorgos da bu Alman banliyösü için Yunan olması dolayısıyla bir alien‘dır (yabancı). Tam da aranan nesne. Böylece köpekler birbirlerini yerken, azınlık zenginliğine zenginlikler katmaya devam edecektir. Fassbinder; alabildiğine basit, iddiasız, camp (bu sefer gerçekten camp) bir sanat eseriyle alt sınıflar arasında sistem tarafından teşviklenen iti ite kırdırma (dog-eat-dog-world) olayını etkili bir şekilde göstermiş oluyor. Hemen hemen her Fassbinder filminde başıma gelen şey yani takdir etmekle beraber kafamın karışması olayı “Katzelmacher”i izledikten sonra da oldu. Fassbinder sinemasının çiğliklerine alıştım da yönetmenin klasik ahlakçı yanına bir türlü alışamıyorum. Bu filmde de Fassbinder en çok belaltı vuruyor. Güruhtaki bireylerin ne kadar da ikiyüzlü olduklarını seyirciye aktarmak için onların cinsel hayatlarına burnunu sokuyor. Kimilerini parayla seks yaptıkları için, kimilerini gizli eşcinsellik yaptıkları için, kimilerini arkadaşlarının aşklarına yan gözle baktıkları için, fantazileri için, kendilerine hakim olamadıkları için mahkum ediyor. Bunu yapan da Fassbinder. Yani bunların hepsini ve daha fazlasını kendi hayatında yapan Fassbinder. Sınıflı toplumlarda çürümüşlük hayatın her alanında var. Neden cinsellik söz konusu olduğunda bu insanlardan istikrar bekleniyor? Dün gittiğimiz kafede, yemek siparişi etmeden içki siparişini kabul etmeyen işyeri sahibi, karısını aldatan adamdan daha mı ahlaklı? Soruyorum sana Fassbinder. Yiğitsen, delikanlıysan çıkar belgeleriyle cevap verirsin. Veremeyen şerefsizdir!?!

Bu yazı Ali: Korku Ruhu Yer, Angst essen Seele auf, Aşk Ölümden Soğuktur, Katzelmacher, Liebe ist kalter als der Tod, Rainer Werner Fassbinder, richard linklater, subUrbia kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.