Kuyucaklı Yusuf

538_01

Bir roman eleştirisi yapılacaksa “SPOILER” uyarısı vermek gerekir mi?

Hayata ve topluma bakış açısı çağdaşı romancılardan farklı olan Sabahattin Ali’nin ilk romanı “Kuyucaklı Yusuf” da elbette bir roman olarak çağdaşlarından farklı olmalıydı…

Sol-sosyalist ideolojiye olan ilgisini bildiğimiz Sabahattin Ali bünyesinde barındırdığı bu etkileri eserlerinde nasıl yansıtacaktı?

“Kuyucaklı Yusuf” özelinde bunları ve daha fazlasını incelemeye çalışalım:

Önce içerik sonra biçim…

Romanımız toplumcu gerçekçiliğin ilk örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Roman 1937 yılında yayımlanıyor. Bilindiği gibi o yıllarda favori roman teması Batılılaşma Krizi’nin sebep olduğu toplumsal gerilimlerdir. Yazarlar zaman zaman Anadolu’ya da açılırlar ama genelde mekan İstanbul’dur. Kriz’in yeni merkez üssü olan Ankara da zaman zaman arz-ı endam eder ama şunu rahatlıkla ifade edebiliriz: İstanbul dışında geçen romanlarda da olay örgüsü İstanbul’da gerçekleşmiş olayların etkisi altındadır.

“Kuyucaklı Yusuf” Kuyucak’ta değil Edremit’te geçer. Ve o dönemde (Birinci Dünya Savaşı öncesi) o bölgedeki mevcut düzeni ve o düzenin insanlarını masaya yatırır. Bu düzen elbette payitahtta olan şeylerden azade değildir ama taşra denilen cehennemin kendi rasyonalitesi vardır.

Eşraf ve mütegallibe (zorba)…

Birçok siyasi yazımda Türkiye’yi yönetenlerin İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerinin esnafları ve devlet memurları olduğunu yazmıştım. Daha doğrusu bu kesimlerin kaygı, özlem, nefret ve önceliklerinin TR’de iktidarın şifreleri olduğunu iddia etmiştim. Burada ekonomik ilişkilerden daha fazlası ima ediliyor. Zaten onlar her türlü garanti altında gibi bir şey. Onları bahsedilmesine gerek olmayan, de facto olarak halledilmiş şeyler olarak görüyorum. Bu adamı Duran Abi diye sembolize etmiştim. Duran Abinin politik tercihleri tabandaki milyonlarca kişi üzerinde, metropollerde yaşayan ve bu etkili iletişimi aynen devam ettiren milyonlar üzerinde direkt olarak etkili.

Bu romanda bu Duran Abinin dedelerini görüyoruz. Hilmi Bey, oğlu Şakir, Hacı Ethem gibi eşraf karşımızdalar işte. Onlarla can dostu olmayan kaymakam Selahattin Bey onların karşıtı olamıyor. Onlara güç yetiremiyor. Yeni kaymakam ise onlarla can ciğer kuzu sarması olmayı tercih ediyor, çoğu lokal bölgede olduğu gibi… Jandarma kumandanı, savcı, avukatların ezici bir çoğunluğu yine onlarla beraberdir. Doktorlar, öğretmenler, baytarlar, imamlar (zaten), arzuhalciler, odacılar, katipler… Onlarla çoğu durumda dostturlar, dost olmadıkları durumlarda ise onlara güç yetiremezler.

Hilmi Bey ve oğlu Şakir pervasızca her türlü pisliği yapıyorlar işte. Edremit o dönemde, köylerle ve Rumlarla beraber 50 bin kişi ise, aileleriyle beraber bu 500 kişi orada mutlak iktidarın sahipleridirler. Yukarıyla ölümüne bir mücadeleye girmezler. Yukarı da bunlarla ölümüne bir mücadeleye girmez. Buna gerek yoktur. Bazı iktidarlar sadece bunları biraz “yontmayla” ilgilenmişlerdir. Bunlara “oturmasını, kalkmasını” öğretirlerse istenilen elde edilmiştir. Bu asalak sınıfı, geride kalanlara aşırıya kaçmamak şartıyla istediklerini yapabilirler. Romanda görüldüğü üzere aşırıya kaçılsa bile pek bir şey değişmemektedir. Çineli Kübra’nın başına gelenler, Ali’nin ölümü, kaymakamın kumar vakası, Yusuf’un kumpasa getirilmesi bu iktidar blokunu sarsmamıştır.

“Kuyucaklı Yusuf” Kriz’i değil bu toplumsal arka planı işliyor. Bunu da teşhirci bir şekilde yapıyor. O yüzden toplumcu ve de gerçekçi… Sabahattin Ali’nin bu iktidar blokuna karşı nefret dolu duygulara sahip olduğunu hissedebiliyoruz.

Peki, bunların karşısında gördüğümüz Yusuf nasıl bir karakterdir. Yapı Kredi Yayınları’nın basımında, kitabın arka kapağında gördüğümüz ifadelere göre Yusuf “romantik” biridir. Roman kimi eleştirmenlere göre bir aşk romanıdır. Ben bunlara katılamayacağım. Yusuf romantik biri değildir. Ne yapacağını, ne konuşacağını, ne hissedeceğini kolay kolay kestiremeyen, arızalı bir karakterdir. Bir anti-kahramandır. Karşısındaki mutlak kötülük varken; o, sahip olduğu erdemlerin hepsinde biraz eksiklidir. Bunu, “Olmamış böyle!” anlamında söylemiyorum. Romana gerçekçi diyoruz, o halde bu durumun diğer süper kahramanların aksine daha gerçekçi olduğunu ileri sürebiliriz.

Romanın, üçlemenin ilk parçası olarak planlandığını öğreniyoruz. Romanın sonunda atını dağlara doğru süren Yusuf belki de Çineli Kübra’yı bulacaktı ve yeni bir mücadele başlatacaktı. Bir dönüşüm sürecine girecekti ve mütegallibenin üzerine gidecekti… Romanla ilgili böyle yorumlar var. Sabahattin Ali’nin sanata atfettiği sorumluluk duygusu, böyle bir kurguyu hayal ürünü olmaktan çıkarıyor doğrusu.

Romanı biçim olarak değerlendireceksek, elbette güçlü bir metin diye hemen belirtmeliyiz. Ancak kusursuz değil. Özellikle kurguda gördüğümüz ani ama çok önemli değişiklikler biraz dikkat dağıtıyor. Muazzez üzerinde gidersek, bir insanın hayatında kısa sürede gerçekleşen bu kadar önemli değişiklikler yeterince işlenilemiyor. Yusuf ve Muazzez’in önemli olgular üzerinde bu kadar kısa sürede ve kolay bir şekilde önemli değişiklikler göstermeleri bence bir eksiklik… Aynı şekilde kaymakamın da mantık dışı davranışları gözlerden kaçmıyor.

Betimlemeler kısa ama gerçekçi ve de etkileyici. Romanın dram yükü çağdaşlarının üzerinde ve bu iyi bir şey. Sanat eserlerinde sarsılmaya tercih etmeyen, bundan uzak durmak isteyen insanlar var, biliyorum. Oysa, neden? Bu, zor başarılan bir şey. Elinizde böyle bir malzeme varsa kendinizi şanslı hissetmelisiniz. Sonuçta bunun bir kurgu olduğuna ve hayatımızın da hiç de lunapark gibi olmadığına kendimizi ikna etmeliyiz ve sarsıcı sanat eserlerinin tadını çıkartmalıyız diye düşünüyorum. Sinema üzerinden örnek verirsek, bahsettiğim şey “istismar sineması” olarak adlandırılan leş şeyler değil, arkasında yoğun bir emek olan ve yaratıcılık barındıran, mamafih bizleri sarsmayı da başaran sanat eserleri… “Kuyucaklı Yusuf” sarsan, düşündüren ve sürükleyen bir eser. Değeri bilinmeli…

Son olarak da, yazının başında roman eleştirisi yapacakken “SPOILER” diye belirtmeye gerek olup olmadığını sormuştum. Aslında gerek olmadğını düşünüyorum. Çünkü bir roman eleştirisi, roman okunduktan sonra okunur, okunmalıdır. YKY’de, kitabın ön sözünde romanın en önemli bilgisi yani Muazzez’in öldürüldüğü bilgisi veriliyor. Bu, bence özensizliktir. Bunu da belirtmek istedim…

Yazım yanlışlarına bakamayacağım, işim var.

İki saat sonra gelen not: Baktım ve yazıyı editledim.

Bu yazı Diğer, Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.