ÖĞRETMENLİK İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİM

*Maaşım net 2700 TL. Okullar açık olunca da 600 lira falan ayrı bir ödeme alıyorum. 

*Haftada 25 saat derse giriyorum. Aslında tam olarak saat de değil. Bir ders saati 40 dakika. Haftalık fiili çalışma sürem 17 saat. 

*Türkiye’de devlet okullarında öğretmenlik yapanlar bence sosyalizm koşullarında çalışıyorlar.

*İnsan hayatında boş vakit çok önemlidir. Az önce arayan amcam iki haftada bir pazar günleri izin verildiğini onun da ayda bire çıkarıldığını söyledi. Cumartesi çalışmamak şu anda Türkiye’de önemli bir lütuftur işçi sınıfı için. Türkiye’de hiçbir mesleğin öğretmen kadar boş vakti yoktur.

*AKP tek başına iktidara gelmeseydi böyle devam edecekti ancak yakın tarihte bu kazanımların elden alınmaması için hiçbir sebep yok. Seçim beyannamesinde açıkladılar zaten.

*Öğretmenlikten başka meslek yapmamış olanlarımız veya çevresinde öğretmenden başka arkadaşı olmayanlarımız, rahatlıkla “öğretmenlik zor meslek” diyebiliyorlar. Katılmıyorum, öğretmenlik Türkiye’deki en “kolay” meslek. Yani çalışma şartları en uygun olan meslek. Sakın özel sektörde başka işlerde çalışanlara, örneğin bankacılara, hizmet sektörü çalışanlarına, inşaat, tekstil çalışanlarına bu cümleyi kurmayın.

*Tabi işçi sınıfından bilinç olmadığı için öğretmenlerin bu kazanımları diğerlerini rahatsız ediyor. Bu kazanımlar ellerinden alınsa mutlu olacaklar. Böyle hisseden sosyalistler de var. AKP iktidarı başka ne istesin?

*Öğretmenlik çok önemli bir meslektir. Bunu belirtmemiz lazım. Eğitim, iktidarlar için en önemli ideolojik aygıtlardan biridir. Siyasetten bağımsız olabilecek bir eğitim olabileceğini düşünüyorsanız hayal aleminde yüzüyorsunuz demektir. Eğitimin birincil amacı siyasaldır. Kapitalist sistemi gönüllü kabul edecek bireyler arzulanır. Son yıllarda Türkiye’de ise müthiş bir dincilik furyası vardır. Çünkü siyasal iktidarı ellerinde tutanların hayata bakış açısı böyledir.

*Türkiye’deki öğretmen ortalaması halktan 20, 30 santim falan öndedir. Erkeklerin gündemi hangi arabanın ne kadar az yaktığı, kadınların gündemi de evlenmek ve çocuk sahibi olmaktır. Halk da böyle zaten. Kendisini geliştirmek isteyen insan ülkede çok çok azdır.

*Türkiye’deki öğretmenlerin %40’ı ev kredisi ödemektedir. Bu, ilk bakışta kötü bir şey gibi görünse de bu ülkede ev sahibi olmak önemli bir ayrıcalıktır.

*OECD ülkeleri istatistiklerinde Türkiye ya en sondadır ya en başta. İyi şeylerde en sonda, kötü şeylerde en başta. 30 kadar gelişmiş ülkeyi kapsayan bu topluluğa Türkiye, soğuk savaş koşullarında siyasi gerekçelerle alınmıştır. Bu sonuç normaldir. Türkiye orta gelişkinlikte bir kapitalist ülkedir ancak insan kalitesinin kötülüğü yüzünden sahip olduğu potansiyelini gerçekleştirememektedir.

*Öğretmenlik güvenilirliği, inandırıcılığı en yüksek olan meslektir (%80). Bütün kapıları kolaylıkla açar öğretmen olmak.

*Türkiye’de öğretmen olmak yapay bir ego da yüklüyor insana. Bir sesinizle her dediğinizi yapan insanlar sayesinde kendinizi değneksiz köyde delikanlı veya duru gökte çakan şimşek zannediyorsunuz.

*Bir de benim adını “rahat götü” koyduğum bir olay vardır ki öğretmenlerde fazlasıyla bulunan bir şeydir. Eğitim-Sen’li aktivistleri tenzih ederek söylüyorum bir şeyler elde etmek için kıllarını kıpırdatmaya niyetleri yok. Bunda hem ülkenin siyasal yapısı hem de bahsettiğim olumlu çalışma koşulları etkili.

*Özel okullarda öğretmenlik eskiden çok cazipti, şimdi hiç değil. Kurumsal olanları bile.

*Öğretmene saygı kalmadı gibi fikirlere katılmıyorum. Yukarıda verdiğim istatistik var.

*Türkiye’de köklü ve etkili bir öğretmen sendikacılığı vardır. Şu anda durum çok iyi olmasa da bir sinek ikilisi değildir Eğitim-Sen. Eğitim-Bir-Sen bana göre bir terör örgütüdür. Türk-Eğitim-Sen de MHP gibi misyoncu, siyasal bir oluşumdur. Eğitim-İş’in facia denebilecek politikaları vardır ama bünyesinde değerli insanlar vardır.

*24 Kasım bence oturmuştur. Ayrıca 12 Eylül’ün siyasal içeriğinden de kopmuştur. Bugün öğretmenlik yapan hemen hemen herkes (Rıza Zeyrek hoca hariç) 24 Kasım’la ilgili hoş anılara sahiptir. Faşizmin bir dayatması olduğunu kimse düşünmemektedir. Bu konudaki siyasal girdiler biraz boşa gitmektedir.

*Öğrencilerin ilgisi, alakası ve sevgisi çok güzel ve de karşılıklı.

*Normalde öğretmen olmak için bazı özellikler gerekmektedir. Bir öğretmenin sosyal olarak iyi, iletişim becerileri kuvvetli, öz güveni tam, arayışçı, meraklı, insanlara güven duyan ve güven veren, komplekslerini minimuma indirmiş biri olması beklenir ama nerde…Bu tür psikolojik testler hiç yapılmıyor. Finlandiya’da yapılıyor ama biliyorum.

*Eğitimin ful laik olması gerekir. Eski beğenilmeyen laiklik bile bugünkünden bin kat iyiydi. Şu anda okullarda saçma salak şeyler yapılmaktadır ve bir neslin zihni esir alınmış, ağır bir dinci saldırı altındadır.

*Türkiye’deki ders yükü çok ağırdır ama içeriği boştur.

*Tayin isteyeceğim okulların öğrenci profiliyle ilgilenirim. Öğretmen veya idare profiline hiç bakmam. İdarelerin hepsi kötüdür, öğretmenlerin de her yerde iyisi de vardır kötüsü de.

*Dayak attım. Dayanamadım. Çare değil, savunulacak bir şey de değil ama dayanamadım ve yaptım.

*Ortaokulda İngilizce öğretmenime aşık olmuştum.

*Sınıfta sevmediğim dört ses vardır. Tenis topu sesi, su şişesiyle elde edilen ses, parmakla yanaktan çıkartılan “bom” sesi, bir de parmak ve dudakla çıkartılan o müstehcen ses.

*Öğrenciler aynı askerdeki askerler gibi öğretmenin eksiğini yakalayıp oradan yürümek istemektedirler. Sürekli onunla çelişen bir durumdadırlar. Dersler onlar için pek bir şey ifade etmemektedir. Zevkli gelmemektedir.

*Kopya her zaman vardı. Şu anda farklı olan şey kopya çekerken yakalanan öğrencinin hiç yüzünün kızarmaması ve üste çıkmak için çabalaması. Cengiz Inal hocam beni lise birde yakalamıştı, hiçbir şey de dememişti ama ben bir daha gözünün içine bakamamıştım.

* Küçük şehirlerde öğretmen olmak başlı başına bir beladır. Yolda yürürken senin market poşetinin içine bakıp bir şeyler görmeye çalışıyorlar.

*Tatiller yazın Temmuz, Ağustos iki ay net. Onun dışında Haziran’ın ortasından Temmuz başına ve de Eylül başından Eylül ortasına kadar günde bir iki saat okulda takılmaca var. Şubat ayında iki hafta tatil var. Özel sektörde o iki aylık tatil için emekçiler altı ay önceden kulis faaliyeti yapıyorlar. Ama dediğim gibi böyle giderse bir iki seneye bunlar kalmaz.

*Öğretmenler en fazla 30 saat derse girebilirler.

*Eve iş getirme meselesi de sadece sınav haftalarında oluyor.

*Şu anda devletteki öğretmenler kolaylıkla iş bırakabiliyorlar ve hiçbir şey olmuyor ama bunun da böyle gitmeyeceğini düşünüyorum.

*Geçen birisi bizim maaşımızın asgari ücret olduğunu zannettiğini söyledi. Yeni başlayan öğretemenin net maaşı 2300 falandır artı bahsettiğim 600, 700 TL’lik ödeme de vardır.

*Türkiye’de SGK’ya kayıtlı 10 milyon tane çalışan vardır ve bunların yaklaşık yarısı asgari ücret almaktadır. Net 1050 TL var.

*Öğretmenler isterse sinemaya, tiyatroya ve konsere gidebilirler. İstemiyorlar. İlgilerini çekmiyor. Yaşam enerjileri kalmamış. Halkın geneli böyle.

Böyle işte. 13 yıllık öğretmen olarak bildiklerim, gördüklerim ve anladıklarım bunlar.

İyi günler.

Cu.

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.