Radyo Dinlemekle İlgili Düşüncelerim

hap

Dün sine-i millete döndüm ve kitlelerin arasına karıştım. Onlara radyo dinlemekle ilgili düşüncelerini sordum. Kadıköy belediye başkanlığı seçiminde CHP’nin ezici üstünlüğü gibi “severim” sonucu çıktı. Kimse radyo dinlemekte bir sakınca görmedi ama ben sevmem ve de dinlemem…

Yılların birikimiyle gelen “cins adamlık” kariyeri bunu gerektirdi çünkü. Cinslik falan değil.

Hobilerim benim için çok değerli ve vazgeçilmezdir. Onları daha iyi tatbik edebilmek için arayıştayımdır sürekli. Müzik benim için nasıl anlatsam…Öyle böyle bir şey değildir yani. “Ee, bizim için de öyle” diyeceksiniz elbette. Başlayalım:

“Mouthgasm” diye bir kelime vardır. Bira bloglarında geçer. Bira içerken hissedilenlerle ilgili bir tabirdir. Örneğin ben Paulaner içerken “mouthgasm” olurum. Mouth yani İngilizce’de ağız demek. “-gasm” de “orgasm” kelimesinden ödünç alınmıştır. Orgazm nedir biliyoruz değil mi? Gerçi bilinmiyor olabilir çünkü kadınların önemli oranda bir yüzdesi hayatı boyunca orgazm olmuyor. O işin ardına, hak etmedikleri halde, bir dolu duygu, düşünce, ideoloji, ekonomi-politik yığıldığı için. “Mouthgasm” ağız orgazmı demek.

Ben de buradan hareketle “eargasm” adlı yeni bir kelime öneriyorum İngilizce yetkililerine. Yani kulak orgazmı…Müzikle ilgili. Akıllara kulağın arkasını getiren argo deyimle bir alakası yoktur.

Müzik dinlemek benim için çok özel bir faaliyettir ve yaşayabildiğim kadar “eargasm” yaşamak isterim.

Ve bu, radyo dinleyerek mümkün değil.

Durun sakin olun, radyo dinlemenin şerefsizlik, ahmaklık olduğunu falan düşünmüyorum. Kendi durumumdan bahsediyorum. Bazı avantaj gibi görünen yanları da vardır.

Radyo dinlemek yerine Sporify’da liste oluşturup karışık dinlemeyi tercih ediyorum. Önceden Youtube’da yapıyordum bunu ama oradaki bazı müziklerin ses kalitesi çok düşük. Ayrıca bazı videolar kullanıcı tarafından kaldırılıyor ve sizin haberiniz olmuyor. Youtube da yalnız canlı performanslarda çok şey sunuyor size.

Spotify listemde yaklaşık 1000 tane parça var ve bu sayı sürekli artıyor. Bu arada bu listeyi oluşturmak da ciddi bir mesai gerektiriyor. Bu 1000 parçanın hepsi bana “eargasm” yaşatıyor. Yani radyo dinlerken ortalama 44 dakikada yaşayabileceğim duyguyu, ben her an yaşıyorum.

İyi müzikleri bana verin, dünyanın geri kalanını size veririm…

Radyolar yalnızca bir tarzda oluyor. Spotify listemin bana sağladığı gibi; önce Michael Jackson’dan “Billy Jean”i sonra Erol Parlak’dan “Duaz İmam”ı sonra İbrahim Tatlıses’den “Yemin Ettim”i sonra Ahmet Kanneci’den “Inca Dans”ı sonra Orhan Gencebay’dan “Seni Buldum Ya”yı sonra Hakan Peker’den “Ateşini Yolla Bana”yı sonra Nilüfer’den “Seni Beklerim Öptüğüm Yerde”yi sonra Grup Yorum’dan “Ferhat”ı sonra Ahmet Aslan’dan “Meso”yu sonra Zeki Müren’den “Belalım”ı sonra The Black Keys’den “Fever”ı çalacak bir radyo var mı?

Böyle bir radyo varsa adı Qwer:Ssdfsaaf şlkdşfgd FM olmalı.

Radyoda program dinlemekle ilgili de pek bir şey düşünmüyorum. Amaç haber almaksa salisesinde alıyorsunuz artık. Yorum dinlemekse TR artık bir yorum çöplüğü oldu. En yaratıcı yorumların bile 3 saat 46 dakika ömrü oluyor ortalama.

Radyo dinleyerek -sadece bir tarzda- üretilmiş yeni müziklerden haberiniz olabilir. Bu bir avantajdır ama ben bunu, “Plan program yapmadan seyahat çıkan, ayaklarının kendisini götürdüğü yeri seven” adama benzetiyorum. Birileir bunu sevebilir. İtirazım yok. Karşısına umulmadık bir anda güzel bir sürpriz çıkınca çok da mutlu olunabilir ama ben, mesela seyahatlerde planlı gitmeyi severim. Bu şekilde görülmesi gereken her şeyi görüyorsunuz. Alternatifinde, birçok güzel şey gümbürtüye gidiyor. TR’de kaliteli müzik üretimi açısında eskiye nazaran ciddi derecede bir düşüş var. Çok şey kaçırdığımı düşünmüyorum. Sadece bir tarzda, üretimin en fazla %10’una denk gelen kaliteli müzik üretimi için saatlerimi verip “eargasm”den mahrum kalmak istemem açıkçası.

Bir şekilde iyi müziklerden er ya da geç haberimiz oluyor zaten. Bu konuda Güven Uygun‘dan rica etmiş durumdayım. Yeni iyi müzikleri bana bildiyor.

Radyo çok iyi bir şeydi. İnsanlığa büyük değer ve güzellik kattı. Biraz nostalji duygusuyla radyoya yaklaşıldığını düşünüyorum, kızmazsanız.

Müzik üretimi ve tüketimi büyük oranda değişti. Nicelik olarak büyük bir “artis” varken nitelik olarak büyük bir geriye düşüş var.

Bu durumda, bir müzik aşığı olarak çıkış yolu arıyorum ve bu yöntemi buldum.

İyi müzikleri bana verin, karşılığında dünyayı alın…

 

 

Bu yazı müzik, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.