Süper Bir Film

26240633_1169029909899242_2465706528884463353_o

“Muhabir: Sizce Türkiye bir erkek üretme fabrikası mıdır?
Kaan Müjdeci: Dünya bir erkek üretme fabrikasıdır.”

“damnant quod non intelligunt – Anlamadıkları şeyleri kınarlar. Latin atasözü.”

“Türkiye’nin en renksiz coğrafyası Orta Anadolu’dur. Baran Doğan.”

“Dünya tehlikeli bir yer, kötülük yapanlar yüzünden değil, yapılanlara seyirci kalanlar yüzünden. Albert Einstein.”

“…Köylüler Savaşı’nın başlıca başarısızlık nedeni olan görülmemiş dar kafalılığın, dar kafalı taşralılığın yeni bir kanıtını verdiler. Engels, Köylüler Savaşı, sayfa 106.”

“İsmet Özel’in “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” adlı şiirinden:

Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.”

Kaan Müjdeci’nin 2014 tarihli “açılış filmi”, “Sivas”ı nihayet izleyebildim. 2014 yılında götümde ayı bağırıyordu, o yüzden sinemaya gidememiştim. Bence 2014 yılı Türkiye için “hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmamaya başlaması” çılgınlığının açılış yılı olmuştur. Bu tarihten sonra hemen hemen her üç ayda bir “hiçbir şey artık eskisi gibi olmamıştır.”

Fakat sanki birileri için her şey eskisi gibi olmak zorunda. “Yeni” bir şeyler onların hayatlarına girmiyor bir türlü.

Köylülerden bahsediyorum. Köylülük bir sınıf değildir bana göre. Marksizme göre sınıflar üretim araçlarına sahip olup olmamakla belirlenir ama Türkiye’deki köylüler bir -lık, -lik, -luk, -lük oluyorlar. Üretim araçlarına sahip olup olmamanın pek belirleyici olmadığı, ortak bir “yaşam tarzına”, “düşünüş tarzına”, “tutum geliştirme tarzına” sahipler. Ve ben bu şeyden nefret ediyorum.

Türk köylüsü diyeceğim çünkü Kürt köylüsü de benzer tutumlara sahip olmakla birlikte, onların hayatlarında başka başka şeyler de var ve bu, sosyolojik bir ayrım yapmaya olanak tanıyor bana göre…Türk köylüsü tuhaftır ve sinir bozucudur.

Türkler tarihte ve de futbolda tuhaf tuhaf işler yapmışlardır. Habsbawm’ın 20. YY kitabında, 1980 yılında nüfusunun üçte ikisi köylü olan tek “gelişmiş” ülke olarak Türkiye’yi işaret eder. Yani büyük, güçlü ve gelişmiş bir ülke, öyle olmak zorunda değil ama nüfusunun üçte ikisi köylü. Yine ünlü Türkolog Roux da Türklerin Anadolu’ya gelmeden önce avcı-toplayıcılıktan beri sahip oldukları göçebe kültürü terk ederek nasıl da birden “dünyanın en muhteşem köylü ırkı” olduklarına şaşırır.

Değişmezler, gelişmezler…

Mücadele etmezler. Kraldan çok kralcıdırlar. İktidarda kim varsa onun yanındadırlar. Çıkarcıdırlar. Çok kolay adam satarlar.

Kurtuluş Savaşı’nda idam edilen asker kaçağı sayısı çatışmalarda ölen insan sayısından fazladır. Kurtuluş Savaşı bir aydın/elit/politik asker projesidir, köylülerin gönüllü ve kararlı girdiği bir süreç değildir kesinlikle.

Ne yapacağız bu köylüleri?

Birisi filmini yapmış.

Taşradaki dingil(n)lik üzerine çok film vardır da “Sivas” gibi onu öldüren film çok fazla yoktur. Taşranın doğası güzel olduğu için (köylüler bununla da çok ilgilenmezler) biz şehirli orta sınıflara haklı olarak güzel gelir ama oradaki toplumsal doku ölümcüldür. “Sivas” bunu ortaya koyuyor.

Köylünün cahil, çıkarcı, maço ve renksiz dünyası çok başarılı bir şekilde resmediliyor filmde.

Aslan adında bir erkek çocuğu var. Zaten şu erkek çocuklarına takılan isimler bile bence toplumun yapısını çok güzel ortaya koyuyor. Aslanmış…Peh! Filmde parıldayan, umut vadeden tek karakter bu. Duyguları var. Ağzı bozuk doğal olarak çünkü bir Orta Anadolulu ancak bir şeylere sevgi duyabiliyor. Bir kıza ve bir köpeğe…

Son günlerde sosyal medyada hayvanlara yapılan işkence görüntüleri çok yaygınlaştı. Hayvana değer verilmediğini hepimiz biliyoruz. Bu hep mi böyleydi yoksa SM terör örgütü faaliyetlerini başlatınca mı daha görünür oldu, emin değilim.

Hayvanlara işkence etmek şerefsizlik olduğu gibi onları dövüştürmek ve bu faaliyetten para kazanmak da şerefsizliktir. Sivas’ın meşhur Kangal köpeklerini dövüştürüyorlar ve bu dövüşlerden birinde bir köpek yaralı kurtuluyor.
Sonra bu köpekle Aslan arasında bir dostluk başlıyor.

Köpek ve Aslan karşılarında da o köy vardır. Gerçi bu karşıtlık, çok somut olaylarla, kendisini enikonu hissettiren bir kurguyla karşımıza çıkmıyor. Küçük ve sevimli ayrıntılar diyebileceğimiz (benim en sevdiğim tarz) araçlarla ortaya çıkıyor. Filmin sonlarına doğru bu “olmayan” kurgu iyice kendisini hissettirse ve ritm bulsa da filmin geneline, bir, küçük ve sevimli ayrıntı gösterme havası hakim.

Görüntü yönetimi çok başarılı.

Biraz da başrol oyuncusu Doğan İzci’den bahsetmek gerek diye düşünüyorum. Amatör oyunculara filmi teslim etmek riskli bir iştir. Kişisel olarak star oyunculardan ziyade amatör oyuncular görmeyi tercih ederim. Yani bunlar başarılı olurlarsa tadından yenmez demek istiyorum. Aynı şekilde başrolü çocuğa vermek de riskli bir iştir çünkü çocuklar genellikle bu işin altından kalkamazlar. Sinema tarihi böyle başarısız çocuk oyuncu performansıyla doludur. Efsanevi olanları da vardır elbette: Örneğin “Eternity and A Day”deki çocuk oyuncu destan yazar. “Where Is the Friend’s Home?” daki aynı şekilde. “The Circle” falan. Türkiye’den hemen aklıma Ömer Kavur’un “Yusuf ile Kenan”ı gelir. “Büyük Adam Küçük Aşk”…”Sivas”ta Doğan Avcı’nın performansı bence dünya çapında bir performans. Zaten Venedik film festivalinde de ödül aldı.

Filmlerde konuşma performanslarına çok dikkat ederim. Uymayan bir konuşma, cümle kurma tarzı görürsem filmin değeri düşer benim için. Bu filmde konuşmalar tam olması gerektiği gibiydi ve hiçbir oyuncu teklemedi. Bütün sahneler çok gerçekçi bir şekilde çekilmişti. Bunun ne kadar zor ve değerli olduğunu vurgulamamız şarttır.
Sahip olduğu barı satarak ilk filmini gerçekleştiren bir yönetmenden bu performans takdire şayan doğrusu. Star olan ve para sıkıntısı çekmeyen Zeki Demirkubuz’un, mankenlere verdiği İstanbul Türkçesi konuşan kapıcı kadınları rollerini hatırlayınca film benim için daha bir değerli oldu.

Filmin biçimsel artıları bahsettiğim gibi oldukça fazla. İçerik ise köylülüğü bu kadar iyi hırpalayan bir film daha önce görmemiştim.

Geçen sene yazdığım Top 39 film listeme bir senede üç yerli film girdi: Tereddüt, Sarmaşık, Sivas…

İyi seyirler…

Bu yazı Sinema, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.