“The Shawshank Redemption”ı (1994) yeniden izlemek

2004 yılından beri düzenli olarak film izleyip arşiv tutuyorum. Arşivimde 24. sırada yer alıyormuş “The Shawshank Redemption/Esaretin Bedeli”. Geçen seneki öğrencilerimin sürekli bu filmden dem vurması ve yaklaşık dört senedir Imdb Top 250’ide birinci sırada olması dolayısıyla filmi izlemek için kuvvetli bir dürtü vardı bende. Filmle ilgili en iyi hatırladığım sahne Brooks’un trajedisiydi. Otel odasının tavanına Brooks was here/Brooks buradaydı yazmasıydı. Fazla da bir şey hatırlamıyordum. O zamanlar dokuz olarak puanlamışım filmi. EB’den sonra yaklaşık 1200 kadar film izledim. Bu filmler ve okuduklarım bana bir şeyler kattı ve beni değiştirdi. Tabii ki o zamanki sinema anlayışımla şimdiki arasında çok fark var oluştu. Artık böyle olağanüstü kahraman hikâyelerinden pek hoşlanmıyorum. Daha ilk dakikadan itibaren kahramanın filmin sonlarında olağanüstü bir şeyler başaracağı fikri seyircide oluşuyor. O ana kadar gerçekleştirdiği zekâ dolu eylemlerin ve ileride önemi anlaşılan gizemli cümlelerin de bir anlamı kalmıyor benim için. Afiş bile sorunlu. Andy’nin filmin sonunda hapisten kaçacağı afişte ilan ediliyor. Seyirci de bunu bildiği için Andy’nin başına gelen onca şeye rağmen, bütün bunların sorumlularının yaptıklarının yanlarına kalmayacağını ve Andy’nin hepsinden intikam alacağını biliyorsunuz. EB’ye kötü bir film diyemem. Şimdiki notum yedi. Benim yukarıda bahsettiğim kişisel tercihlerimi bir yana bırakırsam; ilgiyle izlenen, sürükleyici bir film. Benim çözmeye çalıştığım konu bu filmin neden Imdb Top 250’ide zirvede yer aldığı dolayısıyla azımsanmayacak sayıda insanın bu filmi sinema tarihinin en iyi filmi zannetmesi. Elbette zevkler tartışılmaz ama internetten araştırdığım kadarıyla EB’nin gelmiş geçmiş en iyi film olmadığını düşünen çok insan var. Bu sonuç acaba insanların efsane yaratmaya oldukça meraklı olmasıyla alakalı olabilir mi? EB en fazla kiralan video olma rekoruna sahip. Bu durum filmin kulaktan kulağa yayılıp bir efsane olmasını sağlamış olabilir. İnsan bir efsaneye inanarak hiç zahmet vermeden bir topluluk içerisinde yer buluyor, bir aidiyet hissedebiliyor. Buna konformizm diyoruz veya cahillik. Filmin çok zahmetsiz bir özdeşleşme sağlaması ve çok kolay taraf seçtirmesi filme yine çok kolay bir izlenilebilirlik veriyor. Vicdani rahatlama arayan seyirci için bulunmaz bir nimet bu. Bu da filmin çok beğenilmesinde etkili olmuş olabilir. Peki, biz yıllarca “Dünyayı Kurtaran Adam”la niye bu kadar dalga geçtik? Biri estetik biri değil ama şablon aynı şablon. Filmin puanı 7,6 olsaydı hiçbir sorun olmayacaktı benim için. Halkı anlamak için de bu kadar kafa patlatmayacaktım.
Bu yazı imdb, Imdb Top 250, Tekrar izlenen filmler, The Shawshank Redemption kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

“The Shawshank Redemption”ı (1994) yeniden izlemek için 4 cevap

  1. Ben de Top 250'nin 1 numarasına yakıştıramıyorum hatta ilk 10'da bulunması bile şaşırtıcı bu filmin ama eleştirdiğin kadar kötü olduğunu da düşünmüyorum. Bence "kötü bir film demiyorum" cümlenle yazının tamamı büyük bir biçimde çelişiyor. Popüler (senin deyiminle efsane) olanı beğenenleri eleştirirken popüler olanı beğenmeme alışkanlığına düştüğünü tahmin ediyorum.

    Bu film, detaylarıyla büyük bir film bence, şablonuyla değil. O şablonu doldururken yapılanlara bakmak lazım. Film tam bir cehalet eleştirisi, Hristiyanlık tarihine ve Freud yaklaşımlarına bol miktarda yer veren bir film. Sadece bir hapishane filmi değil. En az Alcatraz Kuşçusu kadar Celda 211 kadar içi dolu bir film. King'in iyi ama zekice olmayan bir dolu kitabı arasında öyle zekice bir son yazması bile takdire değer. Bence bu filmi büyük bir önyargıyla izlemişsin. Hepsi bir yana hangi film, bir büyük kurtuluş için 19 yıl uğraşmayı bu kadar güçlü bir biçimde verebiliyor ki?

    Bir de afiş konusuna katılmıyorum. Andy'nin durduğu yer hapishane bahçesi de olabilirdi. Afişe bakıp filmin sonunu tahmin etmek tesadüf olurdu.

  2. Baran Doğan der ki:

    Yazının o dediğin yere kadar olanki kısmını okudum. Oraya kadar, yazar yedi puan verdiği sürükleyici ama klişe bir film için çok da acımasızca olmayan kişisel bir eleştiri yapmış. Sonra IMDB'de bir numara olması üzerine sert ve alaycı bir eleştiri yazmış. O doz biraz abartılı olabilir katılırım ama bu filme büyük bir film diyemem ben. Biraz okumuş yazmış ve film izlemiş birinin bu filmin sonunu tahmin edemeyeceğini düşünemiyorum. Ben bu tür sinemasal oyunlardan çok fazla etkilenmiyorum artık Muhammed. "Rıza" filmindeki adamın kamyonunu kurtarmak için para bulmaya çalışması veya "Mayıs Sıkıntısı"ndaki yaşlı adamın meşe ağaçları için debelenmesi veya "Where is the Friend's Home"daki çocuğun defteri arkadaşına ulaştırma çabası beni (daha çok) etkiliyor.

  3. Acaba Frank Darabont'un amacı şöyle sürpriz bir son yapayım (gerçi bir hikaye uyarlaması olduğu için tam tutmuyor bu örnek ama varsayalım hikayeyi de Darabont yazmış olsun) millet o sonun etkisinde kalarak filmi çok beğensin miydi diye düşündüm yazını okuyunca. Bana hiç öyle gelmiyor, yani bu filmin amacının bu olduğunu hiç zannetmiyorum. Stephen King'in amacı bu olabilir ona bir şey diyemem de Darabont, sonuçtan çok sonuca giden yol üzerinde duruyor. Bu film sadece finalinden oluşmuyor ki, finale giden yolda o kadar çok detay var ki burada yorumlamak yerine bir yazı yazmak lazım. Bir tanesini yazayım. Film boyunca okumanın ve onun getirisi olan "cehaleti yenmenin" önemi vurgulanıyor. Andy kaçış fikrini İncilden alıyor, keskisini İncil'de saklıyor. Elvis'ten bozma genç çocuğun okuma-yazma öğrenmeye çalışması film dışı bir olay değil. Brooks'un yıllarını kütüphanede geçirdikten sonra kazandığı bilgelik… Andy'nin her başı sıkıştığında cahil olmadığı için, vergi vs… konularında bilgili bir adam olduğu için belalardan kurtulması… Ve bu sadece tek bir detay. Filmde ele alınacak onlarca detay varken sadece sona takılıp kalınmamalı diye düşünüyorum.

    Psycho'nun da sonunu ilk izlediğimde çok rahat tahmin etmiştim. Hikaye çok açık veriyor, şimdi Psycho'ya sırf bu yüzden vasat-üstü klişe bir film diyebilir miyiz?

    Sinemasal keyfini yönlendiren unsurların son aylarda epey değiştiğinin farkındayım. Ama ben yine de bunun bir ortasının olduğunu düşünüyorum ve orada kalmayı tercih ediyorum.

  4. Bu arada başlıktaki "a" harfi eksik kalmış. Google'da filmin adını aratınca bu blog sonuçlarda çıkmayabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.