Tüm TR’yi Gezme Projesinde Son Durum


görsel

*2015 yılında bu projeyi başlatmıştım ve son durum görselde gördüğünüz gibi.

*Bu yaz kütlüye gittiğimden dolayı hiçbir seyahat yapamadım. Mağdurum.

*Seyahat etmeyi, yeni bir yer görmeyi hep sevmişimdir. Hatta 4-5 yaşlarındayken bizim köye (Sivas) gitmiştim ve yolda zürafa gördüğümü zannetmiştim. Muhtemelen rüyamda gördüm. Zürafaların Afrika dışında bir yerde yaşamadıklarını öğrenene kadar Sivas’a giderken yolda zürafa gördüğüme inanmaya devam etmiştim.

*2015 yılından önce sadece 17 şehir gezdiğim görülüyor, bu tarihten sonraysa 50 yeni şehir daha gezmişim. Bunun sebebine geleyim: O tarihte Sevan Nişanyan adlı kıl kuyruğun kendi kendine yazmış olduğu otobiyografisini okudum. Adam dünyayı adım adım, TR’yi de karış karış gezmiş… Çok özendim bu olaya. Ve bu projeyi başlatmaya karar verdim.

*Tabi bu geziler davar gibi yapılmadı. Gidilecek yerler önceden araştırıldı, rotalar belirlendi. Görülmesi gereken yerler not edildi. Öyle yapıldılar…

*Aynı döneme tekabül edecek bir şekilde bende arkeoloji merakı da başladı. Bu merak uğruna kitaplar, dergiler, makaleler okudum. Bunu daha önce yapmamış olmam hayatımdaki 12 bininci pişmanlığımdır. 16 yaşındayken yoldan giderken Aspendos’u görmüştüm ve onu gidip görmek için dayanılmaz bir istek duymuştum ama yapamamıştım. İnsan, hayattan ne istediğini, ne beklediğini neden bir türlü 20’li yaşlarda belirleyemiyor?

*Arkeoloji merakı ve bu merakın altını doldurmam yaptığım gezilerin kalitesini yukarıya çekti.

*Bence Türkiye insanı Türkiye’nin hakkını veremiyor… Burası bu anlamda o kadar zengin bir coğrafya ki bunun farkında değiliz. Ankara, Polatlı’da Friglerin başkenti Gordion’a giderken minibüs şoförü doğma büyüme oralı olduğunu ve henüz oraya gitmeye tenezzül etmediğini büyük bir pişkinlikle söylemişti bana. Arkeolojinin en büyük düşmanı köylülerdir, genel anlamda halktır. Orada dünya tarihini farklı bir şekle sokacak bir şey olmasıyla hiç ilgilenmez, parası verilse de gidecek olan kıçı kırık tarlasına yanar. Bu vatan bu haliyle olmamalıydı… Sonra şey desen şey derler…

*Bu gezileri neden yaptığımı insanlara anlatmaktan yoruldum. (Evet, GE bunu bir kez sen de yaptın…) Onların içlerinden benimle dalga geçtiklerini çok iyi biliyorum. Bir insan Ardahan’a neden gider ki… Kilis güzel mi ki… Ne var Bayburt’ta… Ya böyle denince “Eşeğin siki var!” dememek ne kadar zor size anlatamam… Bir insanın ülkedeki bütün şehir merkezlerini görme projesi geliştirmesi anormal bir davranıştır. Onun yerine arsa işine falan girmek gerekir.

*Bu proje esas olarak kent merkezlerini (!) kapsar. Yani bir ilin ilçesinde önemli bir değer varsa o es geçilmiş olabilir. Mecburen….

*Kent merkezlerinde dolaşmayı, halkın gelişmişlik düzeyini anlamaya çalışmayı ayrıca çok severim.

*Elbette gezmesi keyifli olmayan şehirler var. Tarihi, kültürel değeri çok az olan (olmayan Karabük, Kırıkkale) yerler vardı fakat projeydi işte… “Tüm TR’yi gezdim.” diyebilmekti amaç. Kafama bir şeyi koyarsam, onu %79 oranında yapmışlığım var hayatımda. Sizin kaç?

*Bu iş üç evrede oluştu diyebilirim. İlk evre 2016 yazında Ankara’dan günübirlik gidilen şehirler evresiydi. Sonraki evre çeşitli zaman dilimlerine yayılan İstanbul’dan günübirlik gidilen şehirler evresiydi. Son evre de İstanbul’dan uçakla hafta sonları gidilen evreydi.

*Proje başladıktan sonra gezdiğim 50 şehrin 35 tanesini falan arabasız gezmişimdir. Arabasız çok zor bu işler. Bir iki yerde kiraladığım da oldu.

*Bu işe tahminimce şimdinin 30 bin TL’sini ayırmışımdır. Bugün olsa yine ayırırım. Ucuz seyahat etmenin püf noktalarını çok iyi bilirim. Ayrıca seyahat ederken konfor aramam, o bölgede çok özel bir şey yoksa lezzet peşinde koşmam. Tavuk döner stayla takılırım.

*Yeri gelmişken TR’de mantıksız bir Metro Turizm düşmanlığı olduğunu düşünüyorum. Bayramda iki, üç tane otobüs yandı. Yanan otobüs Metro’nunsa “Metro Turizm’in otobüsü yandı.” diye özel olarak belirtildiğini gördüm. Metro’nun sahibinin mafyatik bir tip olduğu ve çok pis yandaş olduğu doğrudur. Diğer firmaların sahiplerinin durumlarını biliyor muyuz? Bu bir… Ayrıca Metro diğer firmaların belki de toplamı kadar seferi tek başına düzenliyor. Metro garantidir. Bir yere otobüs yoksa Metro’nun mutlaka vardır. Vukuatların bol olmasını ben buna bağlıyorum. Bu seyahatlerde her firmadan bolca seyahat yaptım. Hepsi üç kağıtçı, hepsi uyanık, hepsi şerefsiz… Metro, diğerlerinin aksine hepsi mafya çetesi olan elemanlardan oluşmuyor. Metro’da çalışıp sosyalist örtgütlere üye olanlar vardır. Neyse bana ne ya…

*Bu gezileri o şehrin yerlisine de anlatmak zor. Neden geldiğini anlamıyor. Defineci zannediyor. Tek başına gezen bir erkeğe kuşkuyla yaklaşıyorlar.

*Bu geziler ışığında Anadolu’da büyük bir değişim olduğunu düşünüyorum. Yani kapalı toplum yapısı büyük bir darbe alıyor. Dinin kamusal alandaki etkinliği giderek azalıyor. Anadolu’da bulunmamışsanız, sizler bunu büyük şehirlerdeki kent merkezlerinde rahatlıkla görebilirsiniz. Siyaset evreninde ise bunun tersi olduğu düşülüyor. Normaldir ama ben bu gözlemi yaptım. 30, 40 sene sonra din prangasından epeyce kurtulmuş bir toplum olacağına inanıyorum. 30’lu yıllara geri dönülemez şeklinde bir iddia vardır. Bence dönülüyor. 30’lu yılların arzuladığı toplum geliyor. Atatürkçülüğün TR’nin merkez ideolojisi olacağına inanıyorum. Radikalliğinden arınmış bir merkez sağ ile beraber TR’yi yönetecekler. Ekrem İmamoğlu bu ülkenin tama olarak aranan lideridir. Yalnız bu ideoloji Kürtleri kapsayamaz. O konuda ise ne olacağını bilemiyorum.

*TR’nin arkeoloji olarak en zengin bölgesi Ege’dir. Dediğim gibi sonra şey desek şey derler…

*Manzara olarak ise en güzel yer bana göre Marmara Bölgesi’dir.

*Karadeniz yaz dışında çekici değildir.

*İç Anadolu TR’nin en renksiz coğrafyasıdır. En kalın kafalı halk burada yaşar ve bu halk Karadeniz halkıyla birlikte TR’yi yönetir. Yani bu bölgelerin orta sınıfları TR siyaseti üzerinde belirleyici olur.

*Kent merkezi ve şehir dokusu ararsak Kars, Mardin ve Amasya’nın öne çıktığını görürüz. Bunların dışında, mimarinin bir bütün olarak kent merkezine imzasını attığını göremiyoruz. Unutmuş olduğum bir iki yer olabilir. Henüz görmediğim 14 şehirde karşıma bunun çıkacağını zannetmiyorum. Elbette birçok şehirde old town vardır ama dediğim gibi bir bütün olarak mimari imzayı göremiyoruz.

*Alevilerin kent merkezinin tamamını oluşturduğu şehirler Tunceli ve kısmen Hatay’dır. Hatay şehir merkezinin hepsi Alevi değildir ama üstünlük Alevilerdedir. Bu iki şehir TR’den farklıdır. Zihinler açık, gelişime oldukça elverişlidir.

*Sıfır tarihi eserli şehir var mı? Karabük’te uyduruk bir türbe tabelası gördüm. Kırıkkale’de üç, dört tane eski evi Kırıkkale Evleri diye restore etmişler. Elazığ’da eski garnizon binası dışında eski yapı yok. Gitmedim ama Erzincan şehir merkezinde hiçbir şey olmadığını tahmin ediyorum. Hakkari şehir merkezi de öyle bir yer olabilir.

*Bir gün şehirlere puanlar verip bir sıralama yapacağım. Belki kalan 14 şehri de gezdikten sonra… İstanbul ve İzmir’i ayrı tutarsak ilk üç sırayı Mardin, Kars ve Gaziantep paylaşacaktır diye tahmin ediyorum. Sıralamayı tahmin edemiyorum. Gerçekten tahmin edemiyorum. Üçüne de bayıldım.

*Bu gezilerim içerisinde en çok dalga geçileni Bayburt oldu. Benden önce de internette, SM’de sürekli dalga geçilen bir yerdi. Ak Parti’ye en yüksek oranda oy veren il olması da bunda etkili olmuş olabilir. Oysa meraklısı için çok iyi bir kalesi vardır. İlgi çekici bir saat kulesi vardır. Gitmeye değmez diye düşünmedim kesinlikle.

*14 il kaldı şu anda. Gümüşhane, Rize, Artvin ve kabaca Van Gölü çevresi. Bu şehirler içerisinde kent merkezini görmek için en çok heyecanlandığım il Van’dır.

*Bu projeyi iki sene içerisinde tamamlarım diye tahmin ediyorum. Bu sene yazın çalışmak zorunda kalmasaydım biterdi.

*Kültür gezisi olarak Edirne ve Bursa’ya üç kere gittim. Rekor bu ikisinde. Özellikle Bursa’ya her zaman varım. Bursa gezilerim çok iyiydi. Bursa’yı bir insana her şeyi elimle koymuş gibi gezdirebilirim.

*Kültür gezisi anlamında İznik ilçesine de dört kere gittim. Orası da çok iyidir. İznik ilçesi sevimliliğiyle insana iyi gelir.

*TR’de gezilecek çok iyi ilçeler de vardır ama elbette TR’deki tüm ilçeleri görme projesini başlatmayacağım. O kadar da salak değilim.

*Bu gezilerde kahvelere gidip insanlarla sohbet etmek gibi arzum hiç olmamıştır. Tanımadığım insanlarla sohbet etmeyi hiç sevmem ayrıca bu insanlar sana kuşkuyla yaklaşıyorlar. Aradığın şeyi sana verebilecek insan sayısı da çok azdır. “Ney?” duyarsınız bol bol. Veya “Biz ekmeğimizdeyiz…” Ha, bir yerlere gidip oturmayı ve insanların konuşmalarını dinlemeyi severim. Orada satır aralarından çok önemli çıkarımlar yaparsınız işte. “Melaba, biz Cihangir Organik Gezi Atölyesi üyesiyiz de, bize kentinizle ilgili neler söylemek isterdiniz acaba?” Bu soruya karşılık size önce “Ney!” derler. “Kent ney!” diye sorarlar. Size arsalarını değerinden yükseğe satmayı düşünürler önce. Sonra da sizi emekli öğretmen Metin Bey’e veya Deli Duran’a (bir diğer versiyonu Piç Emin) yollarlar.

*Çekinmeden, dürüstçe söyleyebilirim Anadolu halkını hiç beğenmiyorum. Ondan kendi kendine bir cacık olmayacağına olan inancım tam. Bunları döve döve dönüştürmek lazım, olabileceği kadarıyla…

*Yeri gelmişken de hatırlatalım, İstanbul bu anlamda dünyanın en iyi şehirlerinden biridir. Bana trafikle gelmeyiniz lütfen. İstanbul’un -meraklısı için- sundukları yanında trafiğin lafı olmaz.

*Proje bittiğinde görüşmek üzere…

 

Bu yazı Seyahat, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.