Vicdan Antrenmanı Yapmayı Sever Misiniz?

3

Geçenlerde bir grup aydın bir araya gelmiş ve bana “Top 39” film listemi açıklama çağrısı yapmışlardı. Ben de açıklamıştım. Yorum bölümünde listemi bulacaksınız.

O tarihten sonra bu listeyi zorlayacak iki yerli film izledim. Birincisi “Kalandar Soğuğu”ydu. Diğeri de büyük sanatçı Yeşim Ustaoğlu’nun son filmi “Tereddüt” oldu.

Yazın Konya’ya giderken NBC’nin “İklimler”ini uzun zaman sonra bir daha izlemiş ve “izlediğim en iyi ilişki filmi” demiştim. “Tereddüt” için de ilişkiyi başka bir yaklaşımla ele alması bakımında böyle bir şey söyleyebilirim.

Bu yaklaşım Yeşim Ustaoğlu’nun yaklaşımıyla alakalı. Ustaoğlu, bireysel dramlara, toplumsal boyutu da ihmal etmeden yaklaşmayı sever. NBC’nin ise böyle bir tercihi yoktur. O, dışarıda gürül gürül akan bir dünya varken önemsiz gibi görülen ayrıntıların peşine düşüp, onlardan hareketle destanlar yazar. İki yaklaşım arasında herhangi bir üstünlük vurgusu yapmadan ikisinin de hayranı olduğumu belirtirim. Çünkü ikisi de işini çok iyi yapıyor. Ayrıntı sevgimden dolayı NBC tarzının biraz daha fazla alıcısıyım ama dediğim gibi bir üstünlük vurgusu yapmıyorum.

SPOILER BAŞLIYOR

Ustaoğlu, toplumsal boyutu vurgulamak istiyor. Bir de vurgulamak istemiyor. Bu yüzden iki hikaye ortaya koyuyor. Birbirleriyle kesişen ama daha çok tek başlarına hareket eden iki hikaye bu. Öncelikle bu, bir “kadın” filmi. Bu adlandırma sorunlu farkındayım ama herkes burada ne kastedildiğini anlayacaktır. Pskiyatr Şehnaz ve çocuk gelin Elmas iki hikayenin kahramanı. Bu ikisinin ortak noktaları, yönetmenin röportajlarına göre hastalıklı toplum yapısından kurbanları ve kronik mutsuzluk sanki kaderleri. Gerçi filmde bir vicdan antrenmanı da yok değil. Bu ikisi vicdanları harekete geçirecek fiiller gerçekleştiriyorlar. Filmin adındaki tereddütü karakterler mi yaşıyor? İzleyiciler mi? Bence bu anlamda film, seyircilere bir davette bulunuyor ve hikayenin içine çekiyor. Bence bunu mükemmel yapıyor. O yüzden “Top 39” listeme alabilirim diyorum.

Bu iki karakter arasında uçurum denebilecek yaşam tarzı farkı var. Artık böyle bu işler…Normalde aynı sınıfa ait olan bireyler arasında aşılmaz gibi görünen yaşam tarzı, bilinç, muhakeme yeteneği farkları oluştu. Bu fark 18. ve 19. yüzyıllarda yoktu.

Neyse bunlar konumuz değil ama bu iki karakterin beraber epeyce sahneleri olmasına rağmen ben film içirisinde çok da şey paylaşmadıklarını düşünüyorum.

İki farklı hikaye…İkisinin de gelişim dinamikleri ve sonuçları farklı. Kaynakları benzer ama…Hastalıklı toplum yapısı. Film, bunlara bakıp, verimli bir vicdan antrenmanına çağırıyor bizi.

Bu arada, bir sinemasever olarak, bir filme iyi film demem için elbette teknik olarak başarılı olmalı ancak bu, temel şart değildir. Yani bu, belirtmeye gerek olmayan bir şeydir benim için. Bunu belirtmek, ilkokul çocuklarına “koşmayın” demek gibi bir şeydir. Hikaye önce gelir benim için. Nasıl anlatıldığından önce neyin anlatıldığına bakarım. Ünlü sinemaseverler de böyle düşünürler laf aramızda.

“Tereddüt”teki teknik başarı o kadar iyi ki bahsetmemek olmaz. Örneğin geçenlerde izlediğimiz ve birçok insanın beğendiği “Mavi Bisiklet” adlı film en başta teknik olarak kusurluydu bana göre. Dolayısıyla iyi film olmayı ıskaladı.

Çok çakalca değil mi? 🙂 Hem tekniği ikinci plana alıyorum hem de teknik olarak eksikliyse otomatikman eliyorum…

Böyle…

Nefis bir film!

Bir şekilde izleyiniz derim.

 

Bu yazı Sinema, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.