“BEN HUR”: ÇOK EPİK BİR FİLM

Epik filmle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Epik yani destan…Epik film, yani büyük ve önemli tarihsel kişiliklerin hayatlarını konu alan, devasa bütçeli, iddialı, görkemli filmler…Çok uzunlardır (üç saatin üzerinde) ve kalabalık kadrolu, geniş kadrajlı çekimler tipiktir. Sinemaya bu kadar çok para harcanmasını doğru bulmamakla beraber, bu filmleri ilgiyle izlemişimdir.
1925’te çekilen “Ben Hur”, 1959’da tekrar çekilmişti. Bu aralar da üçüncü kez çekildi. IMAX formatında yani TOKİ bloğu kadar büyük ekranda gösterilen filmler…
Geçenlerde sinemanın önünde afişini görünce asıl filmi izlemediğim aklıma geldi ve izlemeyi düşündüm. Asıl film derken 1959 versiyonunu kast ediyorum. İlk versiyon kimsenin umurunda değildir ama ikincisi bir sinema olayıdır. Sinemayla ilgilenen herkesin ismini bir şekilde duyduğu bir filmdir.
Süresi üç saat 42 dakika. Tam bir epik.
Epik filmler, Amerika’da 1930’lar ve 60’lar arasında yaygındır. Yaygın derken bir ülke yılda 30 tane epik film çekemez. Gerçi Amerika, siyasi ihtiyaçları gereği mecbur kalsa bunu yapabilir. Zaten dünyada toplamda bence 60, 70 tane epik film vardır. Bunların ilk örnekleri ve önemli bir bölümü bu bahsettiğim süre içerisinde Amerika’da çekilmiştir.
O yılların siyasi ihtiyaçları gereği bu tür filmler Amerika’da sık çekilmiştir. Bir kültür emperyalizmi ürünleridir bunlar.
Judah Ben Hur, Roma İmparatorluğu döneminde Kudüs’te yaşayan bir Yahudi elittir. Judah’ın üvey kardeşi Messala Roma İmparatorluğu’nun bir idari memuru olmuştur. Judah ile aralarında çelişki doğar. Bu çelişki, Messala’nın Judah’ın hayatını mahvetmesiyle sonuçlanır. O da geri dönüp, intikam almaya yemin eder. Gladyatör filmi tarzı bir yeniden dirilişi yaşar Judah.
Film aslında “dini” bir filmdir. Bugün yaşayıp yaşamadığı kesin olmayan Hristiyanlık ekolünün öğreticisi İsa’nın döneminde geçer film. İsa’nın bazı sahneleri vardır ve yüzü gösterilmez. Sonraki yıllarda aşılacaktır bu. Mel Gibson’ın kalp krizlerine sebep olan “Tutku: Hz. İsa’nın Çilesi”ni hatırlayın. Bu arada, bu filmi izlememiş olup da “ne yapıp ne etsem de benzersiz bir deneyim yaşasam” diyenler varsa, yapmanız gereken şey bellidir. Aynı şey Muhammet için de geçerlidir. Onun yüzünün gösterilmesi bir tabudur ve hep bir tabu olarak kalacaktır ancak bildiğim kadarıyla İran’da böyle bir durum söz konusu değil. Gerçi ana akım İslam, İran’ı Müslüman saymıyor, normaldir.
Filmde İsa’nın öğretisinden ziyade Ben Hur’un kişisel mücadelesi işleniyor.
Tarihte “Roman Pact/Roma Anlaşması” diye bir şey vardır. Roma İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü birkaç yüzyıl boyunca dünyada büyük ve önemli siyasal çelişkiler yaşanmamıştır. Bu, aslında bir anlaşmadan ziyade, Roma’nın dünyanın geri kalanını diz çöktürmesi sonucunda yaşanmıştır. Roma; bilimde, kültürde, sanatta, teknikte, örgütlü toplum yapısında çok ilerlemiştir ama bu, dünyanın geri kalanının onlara boyun eğmesi ve haraç vermesi sayesinde olmuştur. Mısır’dan, Ortadaoğu’ya, Küçük Asya’dan İngiltere’ye kadar her yer onlara boyun eğmiştir. Eğer Rusya’da üzüm ve zeytin yetişseydi orası da fethedilirdi. Çin ve Hindistan kalmıştır ki, tarihte Çin’i, Hindistan’ı ve Mısır’ı aynı anda fetheden bir imparatorluk yoktur. Roma imparatorluğu, iç siyasi çekişmeler ve yerel dinamikler yüzünden yıkılmıştır. Bu film de bu süreci iyi anlatıyor bana göre. Meraklısı ve görmeyi bilen kişi bunları görebilir.
Hristiyanlığı en başarılı din olarak görürüm. İslam gibi iktidarda ortaya çıkmamış ve tarihteki “ballı” bir dönem (Bizans ve Sasanilerin zayıf düşmesi ve büyük veba krizi) sayesinde alıp yürümemiştir. İllegaliteden gelip, sebatla dünyanın bir numarası olmuşlardır. Mitolojisi de özgün olabileceği kadar özgündür.
Ben Hur, bir Hristiyan mitolojisi örneğidir diyebiliriz.
Film, teknik olarak çok üstün bir eserdir. 11 dalda Oskar almıştır. Bu sayıda Oskar alan “Titanic” ve “Kralın Dönüşü” vardır ama Ben Hur zamanı kategori sayısı oldukça azdır. O yüzden daha başarılı. Başrol oyuncusunun iki saat bir dakikalık sahnesi vardır. Şimdiki filmler ortalama 100 dakikadır falan.
Yorum bölümünde paylaşacağım araba yarışı sahnesini dikkatle izlemenizi tavsiye ederim.
Sonuç niyetine: Tarihteki büyük ve önemli erkekler zamanında yeterince tahribat vermişlerdir ve bu erkekler, sinema sayesinde hala maddi, manevi tahribat vermeye devam etmektedirler. Üstelik gerçek hayatta da yine büyük ve önemli erkekler toplumsal yıkımlara sebep olmaya devam ediyorlarken…Epik filmler olmasa da olur diye düşünüyorum. Yaratıcılık –bana göre- ayrıntıyı yakalamakta, stadyum göstermekte değil. Tarantino’nun “Pulp Fiction/Ucuz Roman”ı da bana göre bir epiktir ama “aptallığın epiği”…O, daha makbul. O saati unutması ne kadar da epik, değil mi?
İyi günler.
Alakasız Not: Çiğ badem çok güzel.
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.