Film Tavsiyeciliği Kariyerim

İlk film tavsiyemi sekiz yaşındayken yaptım. Ondan bir sene önce nüfus sayımı vardı. Eskiden nüfus sayımı olduğu zaman sokağa çıkma yasağı olurdu ve sayıcılar evlere gelip tek tek insanları sayardı. Not: Bir keresinde ben de bu sayımlarda görev almıştım ve Fethullahçıların bir kız yurdunu gidip saymıştım. Neyse, o bir sene önceki nüfus sayımında üst komşumuza gidip videodan filmler izlemiştim (O üst komşular akrabamızdı ve birçoğu SM’de arkadaşım. Sanırım o evde 11, 12 kişi yaşıyordu. Acaba o günü hatırlarlar mı?) O gün zombi, komedi ve karate filmleri izlemiştik. İzlediğimiz karate filminin adı “Ben Öldükçe Yaşarım”dı. İddiaya göre Bruce Lee’nin filmiydi. Biz Bruce Lee’ye “burujli” şeklinde telaffuz ederdik. Acaba diğerleri nasıl telaffuz ediyorlardı? Aslında “Burujli”nin dört tane filmi vardır ama Hong Kong piyasası ona benzeyen insanlara, 70li yıllarda dandik karate filmleri çektirip, onun filmiymiş gibi üçüncü dünya ülkelerine satıyordu. Filmin adı da çok komik çünkü aynı isimde 1965 tarihli Yılmaz Güney’in çok tutmuş bir B filmi vardır. Bu arada onu izledim ve tavsiye ederim. Yeşilçam’ın B filmi nasıl olur’u ve Yılmaz Güney’in sahip olduğu benzersiz “sinema duygusunu” görebilirsiniz. Neyse, sekiz yaşındayken mahalledeki kadınlar, evde video olduğunu ve film izlemek istediklerini söylediler. Ben de Ankara Sanatoryum mahallesinde yer alan videocuya gidip “Ben Öldükçe Yaşarım”ı ve bir de Küçük Emrah filmini kiraladım. Mahalledeki bebeler, bir sene önce o filmi beraber izlediğimiz akrabalar ve kadınlar bu iki filmi izlemiştik.

Aslında film tavsiye etmeyi sevmem pek. Çünkü genelde yanlış ata oynarım. İnsanların film zevklerini bilmediğim için hep yanlış filmler tavsiye ederim sonra da eleştirilirim. Bu da hoşuma gitmez. Bireysel film tavsiyesi yerine yazı yazarak film tanıtmayı tercih ederim. Orada işini sağlama alıyorsun. Örneğin bir Aki Kaurismaki filminden bahsediyorsam veya Richard Linklater veya Kim Ki Duk, yönetmenin özelliklerini söylerim, okuyucu da işine gelirse oraya yönelir.

Not 1: Video piyasası, TR’de sinemayı öldüren en önemli etkenlerden biridir.

Not 2: Bir de Ankara Gençlik Parkı’ndaki çay bahçelerinde beleşten karate filmi izleme hikayesi vardır ki başka bir yazının konusu olsun.

Not 3. Bruce Lee’nin “Enter The Dragon” filmini severim. Her Bruce Lee filminde “orospu çocuğu” (etkiyi arttırmak için kullanılmıştır) bir Japon vardır.

Alakasız Not: Giysiler için “mevsimlik” dendiğinde tam olarak neyin kastedildiğini anlayamıyorum.

Bu yazı nitelikli goygoy, Sinema, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.