İnsanoğlunun En Büyük Sorunu: Dopamin Dengesizliği

“Dopamin Milleti” diye bir kitap var… Kitabı okumadım ama onunla ilgili bir yayın seyrettim. Bu meselenin ne kadar önemli bir mesele olduğunu kavramış oldum. O yüzden bahsetmek istedim…

Elbette başlık provokatif bir başlıktı. İnsanoğlunun en büyük sorunu dopamin dengesizliği değil. Bu şeyin ne olduğuna dair tek bir yanıt verilemez diye düşünüyorum. Neyse konumuza dönersek, dopamin dengesizliği insanoğlunun en büyük sorunu değil belki ama yine de büyük bir sorun.

Nedir dopamin?

Beynimizde salgılanan bir kimyasal. Mutluluk hormonu olarak lanse edilse de tam olarak öyle değil. Beyindeki ödül ve haz mekanizmalarını harekete geçirmesi en önemli özelliği. Yani karnınız aç, eve geldiniz ve tereyağıyla pişirilmiş bir pilav kokusu aldınız… Bir de fırında tavuk! İşte o anda beyniniz dopamin salgılamaya başlıyor. Veya FB’niz “Neler yapıyorsun?” diye mesaj attı, aynı şey oluyor. Tuttuğunuz takım yarı finalde penaltıları geçti… Ekonomik olarak dar bir zamanınızda ödemesi bol bir iş teklifi aldınız… Porno açtınız! Korku filmi seviyorsunuz ve bir tane açtınız! Sıcak bir günde buz gibi bir bira açtınız! Sigara içmek için dışarıya hareketlendiniz! 101’de çift okey geldi! 10 bin liralık bahis yaptınız!

Böyle şeyler işte… Beyninizdeki haz mekanizması uyarıldı, düşkünü olduğunuz bir ödül gelecek… İşte dopamin salgılamaya başladı beyniniz.

Peki, burada ne gibi bir tehlike, ne gibi bir anormallik var?

Bunlar doğal şeyler değil mi? Bizi sevindirecek bir gelişme yaşandıysa oturup ağlayalım mı?

Elbette değil!

Doğal olmayan şey son 10, 15 yılda insanoğlunun özellikle de çocuklarının ve gençlerinin adeta bir dopamin seline maruz kalmasıdır!

2014 yılı milat kabul ediliyor. Çünkü ilk defa o yıl akıllı telefon kullanan insan sayısı %50’yi geçiyor. Ben de tam 2014 Aralık’ta ilk akıllı telefonumu almıştım. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını sezmiştim desem yalan söylemiş olurum. Elbette çok değişik bir şeyin geldiği belliydi. O tarihten önce de sosyal medya vardı ama sadece evinde bilgisayar olanlar girebiliyordu sosyal medyaya. O dönemdeki sosyal medya araçları da genelde bir şeyler yazma üzerineydi. Sonra Instagram ve Tiktok gelince görsel ağırlıklı oldu sosyal medya. Herkes fotoğraf veya video çekip paylaşır oldu. Bu paylaşımlar kişilerde, özellikle çocuklarda ve gençlerde dopamine aşırı maruz kalma gibi bir probleme sebep oldu.

Dopamine aşırı maruz kalınca iç huzursuzluk başlıyor. Hiçbir şey yeterli olmamaya başlıyor. Tadına varılan şeyler tükenince yeni yeni tatlar peşinde koşuluyor bu da bazen tehlikeli sonuçlar ortaya çıkarabiliyor. Çeşitli bağımlılıklar ortaya çıkıyor. Bunlar psikolojik rahatsızlıklara sebebiyet verebiliyor.

Yaşları 35’in üzerinde olanlar çocukluk dönemlerini bir düşünsün: Kendimden örnek verecek olursam sadece cumartesi yayınlanacak olan yarım saatlik çizgi film için bütün hafta saatleri sayardım ben. Yılda bir kere gidilen lunapark için bütün yıl hayal kurardım. Cin Ali kitaplarım alınınca dünyanın en mutlu insanı olmuştum. Belki bizim çocukluğumuzdaki şartlar da “dopamin fakirliği” adlı, adını şu anda koyduğum şeye sebebiyet veriyordu ve hiç kuşkusuz yaratıcılığı kötü etkiliyordu. Ama insanoğlunun normali dopamine aşırı maruz kalmak değil ölçülü bir şekilde maruz kalmaktır ki yaratıcılık, arayışçılık devreye girebilsin.

Modern ebeveynlik de bu durum üzerinde etkili. Çok değil 25, 30 sene önce çocuk ileride işe koşulacak, yaşlılıkta da bakım hizmeti alınacak bir araç olarak görülüyordu. Günümüzdeyse çocuk kavramı yeni yeni oturuyor. Çocuk artık duygusal açlığı giderecek, bağ kurulacak, sürekli ilgi ve şevkate muhtaç bir birey veya birey öncesi bir şey olarak görülüyor. Bazı ebeveynler de çocuğu memnun etmek adına sınırları ihlal edebiliyorlar. Dopamin de teknolojik gelişmeler ışığında çok bol ve çok ucuz. Bu sebeple insanoğlunu gelecekte büyük tehlikeler bekliyor.

Bekliyormuş!

Ben yine de buna tam olarak inanmıyorum. Belki kısa vadede bazı insanlar bazı ciddi sorunlarla boğuşabilir ama orta ve uzun vadede bu yeni durum da “yeni normal” olacaktır. İnsanoğlu söz konusuysa her zaman su akmış, yatağını bulmuştur. Bulmak zorunda kalmıştır. Bulmuş gibi görünmüştür. Eskiye dönüş hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.

Yine de günümüzde bunun sıkıntılarını çekenlere dopamin orucu önerilmektedir. Bence de yapılmalıdır. Yapılabiliyorsa tabii… Sosyal medyayı bırakıp da geri dönmeyen kaç “normal” kişi vardır?      

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir