Korona Virüs İle İlgili Düşüncelerim

elazigkorona-690x410

*Öncelikle komplo teorilerine itimat edenlere değinelim. Bu virüsü birilerinin yani birtakım politik grupların hatta devletlerin diğer başkalarını ekonomik ve politik olarak güçsüzleştirmek için yaydıkları düşüncesi alıcı buluyor. Bayağı kendinden emin de konuşuyor bu insanlar. En çok dillendirilen kişi, kurum ve kuruluşların başında Amerika ve İsrail geliyor. Ben bu konuda bilgi sahibi değilim ama böyle bir şeyi biz sıradan insanların bilmesinin imkansız olduğunu söylemek isterim. İstihbarat teşkilatlarına milyarlarca dolar harcayan bu ülkelerin böylesine büyük ve önemli bir komplo planladıklarında (?) bunun açığa çıkmaması için bütün tedbirleri alacak olmalarını tahmin etmek zor değil. Tarihteki büyük komplo teorileri de kanıtlanmamıştır. Dolayısıyla ben bunlara itimat etmiyorum ve kendinden bu kadar emin konuşan bu sıradan insanlara hayret ediyorum.

*İkinci olarak bilgi kirliliğinden bahsetmemiz lazım. Yani, başımız döndü… Ben artık takip etmeyi bıraktım. Elimizdeki kaynaklar televizyon ve sosyal medya. Buralarda ise birbirleriyle çelişen o kadar çok bilgi var ki… Bilgi çöplüğü oldu ortalık. Geçenlerde okuduğum bir kitapta bilginin güç olduğu yazıyordu. Şu anda bilgi bir güç olmaktan neredeyse çıktı. Bilgi, kanıtlanması elde etmesinden daha zor olan bir yüke dönüştü. Profesör unvanlı kerli ferli insanlara güvenmek istiyoruz ancak görüyoruz ki bir kerli ferlinin dediği başka bir kerli ferli tarafından yalanlanıyor.

*Durumun çok ciddi olduğunu düşünüyorum yalnız… Avrupa’nın daha doğrusu Batı medeniyetinin yaş tahtaya basmayacağını düşünüyorum. Doğu toplumları saçma sapan hareketlerde bulunabilirler ama Batı toplumları rasyonalite denilen şeyi içselleştirmiş toplumlardır. Onlar hayatı durduruyorlarsa durum ciddi demektir.

*Israrla komiklik yapmaya çalışanlar iyice sinir bozuyorlar. SM’de görüyoruz bunları büyük oranda. Özellikle TR gençlerinin ne kadar boş beleş bir kitle olduğunu anladınız umarım. Ben liselerde çalıştığım için bunu görüyordum. Sadece gençler değil orta yaşlılar ve yaşlılar da komiklik peşinde. Dünyayı ve gelişmeleri takip etmedikleri için Geyik Muhabbeti Terör Örgütü (GMTÖ) devreye giriyor. Mizah devrimcidir diyenler yok değil. Mizaha da ihtiyaç olduğu dile getiriliyor. Böylesi bir durumda önlemleri alan, sorumluca davranan insanlar mizah üretebilirler diye düşünüyorum. Her türlü sorumsuzluğu yapıyorlar, uyarılara kulak asmıyorlar bir de üstüne üstlük komiklik yapmaya çalışıyorlar…

*Bir de “Bize bir şey olmaz. Biz imanlı insanlarız. Virüs mirüs bizi etkilemez.” diye sokak röportajları veren bir grup var. Solcuların çok nitelikli insanlar oldukları düşüncesinin bir efsane olduğuna inanıyorum ama bu sağcıların da ne kadar mal değneği insanlar olduklarını görmeliyiz. Kendi lokal ortamlarında bir etkili birey bir davranış kalıbı geliştiriyor ve o davranış giderek genel geçer tavır oluyor… Sanırım bir önceki cümlede sol/sağ insanlık tarihini özetledim.

*İnsanların %83’ü maldır. Hep böyle olmuştur ve gelecekte de uzunca bir süre böyle olmaya devam edecek gibi görünmektedir. Batı toplumlarında oranı biraz daha aşağıya çekebiliriz.

*Batı toplumları bir, iki ay hayatı durdurmayı ekonomik olarak rahatlıkla tolere edebilirler. Bazıları bunu yapmaya başladı bile. Türkiye böyle bir şeyi başarabilir mi? Sorum şudur: Bütün çalışanlara bir ay ücretli izin verilemez mi? Böyle olursa işletmeler batar gider mi? Ben olmaz diye düşünüyorum. İşletmelerin karlarından, patronların ceplerinden gidecek meblağları iflas olarak görmezsek bu, gerçekleştirilebilir.

*Bazı yazılarda otokratik devletlerin bu süreci daha başarılı bir şekilde geçirdiği düşüncesi yazılıyor. Bazı Asya devletleri otokratik olarak görülüyor, bunun aksine Batı devletlerinin öyle olmadığı düşünülüyor. Bunun bir yanılsama olduğunu düşünüyorum. Devlet olan her devlet (Suriye, Irak, Libya falan değil) inanılmaz örgütlüdür. Türkiye de çok parlak olmasa da bunlardan biri sayılabilir. Dolayısıyla görüntüde otokratik gözükmeyen bu devletler aslında istedikleri zaman sert önlemleri hayata geçirebilir. Bunu sadece yumurta kapıya dayandığı zaman yaparlar ve yumurta kapıya nadiren dayanır. Şu anda öyle bir andayız. Ekonomik olarak da güçlü oldukları için, dahası halkı yok olup gitmeyeceklerini çok iyi bildiği için bu sert önlemleri önemli bir direnç görmeden hayata geçirebilirler.

*İlaç veya aşı çalışmasını tamamlamış bir ülke yok… Bu bilgiyi teyit org adlı siteden aldım ve o siteye güveniyorum. Elbette bu site nihai karar mecrası değil ama bugüne kadar aydınlattıklarıyla kendilerini kanıtladılar. Sosyal medyada gördüğünüz her şeye hemen zıplamayın. Bunları sadece sağcıların ve yaşlıların yaptığı düşünülüyordu ama gördük ki (ben biliyordum) solcular ve gençler de gördüğü her şeye zıplıyor. Şu günlerde yaşadıklarımız, SM’de gördüğümüz herhangi bir şeyden fena halde kuşkulanmamız gerektiğini öğretmiştir umarım.

*”Kapitalizm öldürür, sosyalizm yaşatır!” cümlesini de görüyoruz sosyal medyada. Küba’nın korona virüsü için ilaç geliştirdiği şeklinde bir haber var veya bazı ülkelere doktor gönderdiği şeklinde… Bu iki bilgi de teyit org tarafından doğrulanmadı. Göndermiş de olabilirler. Küba’nın sağlık anlamında başarılarını biliyoruz ve sosyalizmin önleyici sağlık sistemini takdir ediyoruz ama kapitalizm hakkında yalan yanlış şeyler söylemek ne kazandırır? Kapitalizm karşıtı yapmayı düşündüğünüz insanlar sizin bol keseden attığınızı fark ederlerse neler olur? Kapitalizmi savunmak değil amacım ancak kapitalizmi kağıttan kaplan olarak görmek ve bugüne kadar başardıklarını küçümsemek nasıl desem, şimdi buraya ne yazılır… Kapitalizmin, daha doğrusu kapitalizmle yönetilen ülkelerin bilim insanlarının tıp, sağlık, yiyecek üretimi, sanitasyon, aşılar, ilaçlar, binalar, yollar, okullar, kültür, sanat falan alanlarında ürettikleri göz kamaştırıcıdır. Kapitalizmin başardıkları sayesinde bu kadar çok insan, bu kadar uzun süre yaşıyoruz… Hemen SSCB’nin varlığından dolayı mecbur oldukları için yaptıkları öne sürülecektir. Bu da yanlıştır. Batı medeniyeti ısrarla vurguladığım gibi çok güçlü ve çok köklü bir medeniyettir. Kendisini ancak kendisi yıkabilir. Şurası gerçektir ki kapitalizm, dünya nüfusunu 100 yılda bir milyardan dokuz milyara çıkartmıştır. Ortalama insan ömrünü 67 yapmıştır. Şu anda doğanlar için bu sayı 80’dir. Yani kapitalizm öldürmemiştir, yaşatmıştır. Süründürmüştür o ayrı… Avrupa ülkelerinde süründürdüğünü de düşünmüyorum bu arada. Ayrıca bire bir gözlemledim, Avrupa’da birçok yerde koruyucu sağlık sistemi de vardır. Parayladır ama o para sizin buradakinin 10 katı kadar daha kaliteli bir yaşam sürmenizi zora sokacak bir para da değildir. Bu krizde TR sağcısı zaten sınıfta kaldı da TR solcusu da analizleriyle bence sınıfta kaldı. Her zamanki gibi bu arada…

*Eminim sosyalizmde kesin olarak virüslerin çıkmayacağına inanan bir topluluk da vardır. Beş milyar yıldır var oldukları bilinen virüsler öyle iki yüz, üç yüz yıllık mücadeleye teslim olacaklar mıdır? Dünkü çocuk mu virüsler?

*Toplumun duyarsızlığı ve ciddiyetsizliği iyice ayyuka çıktı. Bunların ciddi olması için illa birinci derece yakınlarının, feci şekilde ölmeleri gerekiyor sanırım.

*Son zamanlarda yazdıklarımla özellikle yaşlılar ve devlette çalışan öğretmenlere taktığım düşünülebilir. Doğrudur çünkü bu iki kesimin hak etmedikleri ve altını kesinlikle dolduramadıkları bir forsa sahip olduklarını düşünüyorum. Devlette öğretmenler okullar kapandı diye hemen tatil havasına girdiler ve olayı haber veren paylaşımların altına “ek ders ücretlerinin ne olacağını” sorgulayan yorumlar yazdılar. Bu, orta sınıf konforu ölümcüldür. Onu ondan alamazsınız. Dünya yansa da yıkılsa da onun o sikindirik orta sınıf konforunun başına bir şey gelmesin yeter ki… Bakınız yaşlılara… Ne kadar sorumsuzca davranıyorlar… Birinci derece yakınları feci şekilde ölmediği için çarşıya pazara çıkmaktan geri durmuyorlar. Yaşlılar da böyle işte… Gençleri, sadece yaşlı olmalarından dolayı sahip olduklarını düşündükleri iktidar mekanizması sayesinde parmağında oynatıyorlar. Oysa bir insan gençliğinde ahmak, ahlaksız, şerefsiz biriyse yaşlandığında bunların tam tersi olacağı şeklinde bir şey söz konusu değildir. Yaşına değil bunları geride bırakıp bırakmadığına bakılmalıdır. Türlü türlü sıkıntılara sebebiyet vererek gençlerin hayatlarını zindan ediyorlar.

*Tam olarak bilmiyorum ama İngiltere uyarılarını yapıp, olayı akışına bırakmayı tercih etti. Dediğim gibi bunun ayrıntısını bilmiyorum, sonra çark edip etmediğini de bilmiyorum. Tartışmak istediğim şey bu değil. Buradan hareketle şuraya varmak istiyorum: Bu öneri bana hiç de skandal gelmiyor. Uyarılar iyice yapılsa, insanlara bir, iki ay eskisi gibi geçinmeleri sağlansa sonra da tedbirlere uymayarak zarar görenlere “Geçmiş olsun.” demeyi skandal olarak görmüyorum ben. Sanırım şu hayattaki en yüce ve mutlak şeyin insan hayatı olduğunu düşünmediğimden dolayı böyle düşünüyorum. Kendi hayatım da en yüce şey değil benim için.

*Evde karımla oturuyoruz. Kimseyle görüşmüyoruz. Günler belgesel, film ve kitapla geçiyor. Her sabah İz TV, TRT 2, TRT Belgesel, National Geographic’in programına bakıyorum ve izleyecekleri seçiyorum. National Geographic’e bu süreçte bakmaya başladım. Bomba belgeseller varmış. Süreyya Duru filmleri izledik. Beğenmedik. “Talihli Amele”yi de izledik. Bomba filmmiş. Neler olacağını bilemiyoruz. Evde çaresiz bir şekilde bekliyoruz.

*Hiç canım sıkılmıyor. Gezmeyi çok sevdiğim gibi evde oturmayı da severim. Hayatımın hiçbir döneminde beş dakika bile canımın sıkıldığını, yapacak bir şey bulamadığımı hatırlamıyorum. Pardon üniversite bittikten sonra. Hobilerim, meraklarım bir sistematiğe oturduktan sonra diyelim… Yapmak istediklerim için ömrüm yetmeyecek, bunu biliyorum. Üç ömür falan lazım bana. Sıkılmayla vakit kaybedemem.

*Her gün bir film izlemek bir sinemasever için iyi bir sayıdır. Bunun için her gün saat 20.00’de TRT 2’yi seyretmesi yeterlidir.

*”Rakam değil sayı!” kurtuluş savaşını verenler bu süreçte iyice pes ettiler. Önlerine konacak olan her türlü anlaşmayı imzalamaya hazırlar şu anda. Türkçe kullanımına önem veren o 3600 kişi yıllardır rakam değil sayı diye yırtınıyorlar. Rakamın “rakkkam” şeklinde telaffuz edilmesine karşı giriştikleri mücadeleyi bırakalı yıllar oluyor bu arada… TDK’ye göre rakam, sayıları göstermek için kullanılan işaretlerden her biridir. Yani 10 tane rakam vardır. 0, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9… Yani bunlar rakamdır fakat TR’de rakam sayı anlamında kullanılıyor. “Rakamları veriyorum.” “Rakamlar arttı.” “Rakamlar manidar.” “Kimse bu rakamlara oyuncu transfer edemez.” vs. Bu kurtuluşa savaşını uzun zamandır izliyorum. Yalnız… TDK’deki ikinci ve üçüncü anlamına bir bakmak lazım. Orada “nicelik, miktar” şeklinde bir anlamı da var. Bu, ne anlama geliyor? Yeni mi eklendi? Evinde eski TDK sözlüğü olan bir dinozor kontrol edebilir mi acaba? Eskiden ne yazıyordu?

*Türkiye devleti bir kabile devleti değildir ve fena örgütlenmemiş bir yapıdır ancak TR toplumu iç barışı ve iç huzuru olmayan bir toplumdur. Mevcut iktidar da ülkeyi tam ortasından ikiye bölmüş ve bu iki kesimi birbirlerine düşman etmiştir. Ayrıca burada mezhepsel ve ırksal ön yargılar da çok fazladır. Ekonomi çok iyi değildir. Dolayısıyla, henüz yok ama ciddi bir toplumsal krizde neler olabileceğini kestirmek pek kolay değil. Bir Norveç, bir milyon insanını da kaybetse, değerlerinin yarısını da kaybetse kaldığı yerden devam edebilir ama burada neler olur? Hiçbir şey olmaz da denilebilir çünkü halk maldır. Bu da alternatifler arasındadır. Bilmiyorum…

 

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.