“After Hours” (1985)

Hangi filmleri hatırlatmıyor ki “After Hours”? En başta Hitchcock klasiği “North by Northwest/Gizli Teşkilat” (1959). Sonra Stone klasiği “U-Turn/Kaybedenler” (1997). Scorsese’nin kendi başyapıtı “Taxi Driver/Taksi Şoförü” filminin çok da belirgin olmayan ama hissedilen izleri de bu filmde mevcut. Hatta biraz zorlarsak kendisinden sonra çekilen Atıf Yılmaz’ın “Aahh Belinda”sında (1986) bile bu filmin izlerini bulabiliriz. Edward Münch’ün meşhur Scream/Çığlık tablosundan esinlenmeler olması dolayısıyla kendisinden yıllar sonra çekilecek “Scream/Çığlık” serisine ilham kaynağı olduğu da düşünülebilir. Mike Leigh’nin “Naked/Çıplak”ı (1993) vs. vs…Kısıtlı bir zaman diliminde geçen ve paranoyayla karışık klostrofobik filmleri çok severim. Üstüne bir de başarılı bir kara mizah barındırıyorsa o film tadından yenmez. “After Hours” benim bu beklentilerimi karşıladı. Scorsese’nin de facto cehennemi New York’da, bir gece yarısı, metin düzenleyicisi Paul Hackett hoş bir gece geçirmek isterken “U-Turn”deki Bobby gibi bir bahtsız bedeviye dönüşüyor. Hiç evelemeden gevelemeden direk hikayeye girerek seyirciyi ele geçiriyor “After Hours”. İlk beş dakikada çekici bir kadınla tanışan Paul, Manhattan Soho’da oturan kadından bir davet alıyor ve sonrasında başına gelenler saymakla bitmez, saymamak da gerekir zaten. Bu filmin bana hatırlattığı birçok özlü söz, şarkı sözü oldu. Her canlı bir gün ölümü tadacaktır‘ı sorguladım. Paul bir gün ölümü tadacaksa bu yaşadıklarını nereye koyacağız? Çanakkale Türkü’sünde geçen Ölmeden mezara koydular beni sözü aklıma geldi. Her ne kadar filmde aşk unsuru olmasa da Neşet Ertaş’ın Sevsem öldürürler, sevmesem öldüm türküsündeki çaresizliğin benzerini de Paul üzerinde hissettim. Bir de meşhur kutup ayısı hikayesi…Kara mizah alanında bir favori filmim daha oldu. Her ne kadar birçokları tarafından Scorsese filmografisinin zayıf halkalarından biri olarak kabul edilse de “After Hours” bir zeka parıltısı. “The King of Comedy/Komedi Kralı”nda (1983) da böyle olmuştu. Bu filmi izleyenlerin gizli bir teşkilata üye olduklarını düşünüyorum.

Bu yazı Aahh Belinda, After Hours, Martin Scorsese, Mr. H, North by Northwest, The King of Comedy, U-Turn kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

“After Hours” (1985) için 5 cevap

  1. Adsız der ki:

    The Tree Of Life hakkında yorumlarınızı bekliyorm

  2. Baran Doğan der ki:

    Terence Malick'in bütün filmlerini izledim. Yaklaşık 40 yıllık kariyerinde dört tane filmi var zaten. Kasım'da gösterime giriyormuş. Mutlaka izlerim. Beraber yorumlarız.

  3. Ne zamandır ertelediğim bir filmdi After Hours. Yazdıkların epey çekicileştirdi filmi, ben de izlerim bu aralar. Tree of Life hakkında yazılan Ekşi yorumlarına bir bakayım dedim. İstisnasız gördüğüm her entryde ortak bir cümle vardı: Çok sıkıldım.

    Bu arada meraktan öldüğüm Bir Zamanlar Anadoluda Erzincan'a gelmiştir artık diye gittim ve gişenin önünde Şirinler posterini görüp geri döndüm bugün.

  4. Baran Doğan der ki:

    Türkiye'de sineması olmayan il sayısı en son beşti. Bu sayı değişmiş olabilir ama bir de böyle sineması olup da izleyecek filmi olmayan iller var malesef. Ben de bugün "Pi"yi izlerken sıkıldım.

  5. Pi çok sıkıcı evet. Sıkıcılık filmden koparıyor ve zaten zor anlaşılan filmi anlaşılmaz hale getiriyor.

    Türkiye'de sinemaların en büyük hedef kitlesi 10-15 yaş grubu oldukça biz daha çok bekleriz. Alt tarafı iki salon var ve birinde Cars 2 diğerinde de Şirinler var.

Adsız için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.