BEN İNSAN DEĞİL MİYİM?

İnsan mı, hayvan mı, erkek mi, sanatçı mı?

Nedir bu İbrahim Tatlıses? Bakalım bakalım…

“Nota öğrenip de sesini mi bozacaksın lan eşşoo leşşek!” (kelime bilinçli bir şekilde yanlış yazılmıştır)

İstanbul Radyo’sundan içeri giren, halk müziğinin tanrısı Nida Tüfekçi’yi bulan ve nota öğrenmek isteğini söyleyen genç İbrahim Tatlı’yı; ünlü küfürbaz böyle bombalamıştı.

Okula gitmedi. Urfa’da Oxford yoktu çünkü. Nota da öğrenmedi ama müziği çok çok iyi biliyordu.

Daha önce de bazı müzisyenlerle ilgili yazılar yazdım. Orhan Gencebay, Neşet Ertaş, Arif Sağ ve Ciguli ile ilgili. O yazılarda bu insanları önce teknik olarak ele aldım. Sonra kısa bir biyografilerini verdim ve sadede geldim hep. Bu insanların ve bu insanları ortaya çıkarak süreçlerin toplumsal olarak nereye oturduğunu kavramaya çalıştım. Aynısını İbrahim Tatlıses ile ilgili de yapalım.

Neden İbrahim Tatlıse? Çünkü bazı insanlara kayıtsız kalamazsınız. Yıldırım Akbulut’a kayıtsız kalabilirsiniz. Hikmet Çetin, Selami Şahin, Kutsi, Abdüllatif Şener, Recai Kutan, Gökmen Özdenak, Zinovyev, Oya Aydoğan, Cilalı İbo, Cennet Mahallesi dizisi, futbolcu Pedro üzerinde durulmayı hak etmiyor olabilirler. Ahmet Kaya, İbrahim Tatlıses, Xavi, Recep Tayyip Erdoğan, Hıncal Uluç, Troçki, Türkan Şoray, Perihan Abla dizisi, Rocco Siffiredi birer sinek ikilisi değildirler.

İbrahim Tatlıses’e kayıtsız kalamadım. Çocukluk ve ergenlik yıllarımda kendisini çok dinlemişliğim vardır zaten, itiraf ediyorum.

Bir kere kendisini canlı da seyrettim. 2002 seçimleri öncesi Ankara 19 Mayıs Stadyumu’ndaki Genç Parti konserine katıldım. Çocukluğumdan beridir gidebildiğim her konsere gittim. Sadece onu izleyebilmek için gitmiştim konsere. Gerçekten bir çok insanın belirttiği gibi olağanüstü bir enerjisi vardı.

Bu olağanüstü insan olma meselesine Stalin ile ilgili ayrıntılar yazısında değinmiştim. Tarihte önemli işler başaran kişiler sıradan insanlar olamazlar. Mütevazi falan zor olurlar. Aklıma gelen tek örnek Erdal Erzincan’dır. Evrendeki en iyi bağlama çalan insanlardan biridir ama iki dakka sohbet etseniz “ya yarın eşya taşıyacağım da bir el atar mısın abi?” diyecek kadar rahat hissedersiniz kendinizi.

İbrahim Tatlıses de olağanüstü bir insandır. Fazlasıyla hatta.

Müzikaliteye bakacaktık.

Bu insanlar sanatçı deyip dememe meselesine girmeden önce şunu belirtmeliyim ki çok çok iyi bir müzik teknisyenidir. İnsan sesi de bir enstrümandır. Yani şarkı söyleyebiliyorsanız “ben enstrüman çalamıyorum” diye üzülmeyin 🙂 Aslında bir şey çalıyorsunuz. İbrahim Tatlıses’in sesine diyecek bir şey var mı? Seslerin lezzetleri vardır. Ve bunları beğenip beğenmemek kişisel şeylerdir. Yargılamamak lazım. Son zamanlarda Mehmet Kahraman ve Zahide Çolak ile geliştirdiğimiz goygoyda Hüsnü Arkan’ın ses renginin iyi olup olmadığına dair girdiler yaptık. Yetenekli müzisyen olmak başka bir şey, ben Hüsnü Arkan’ın ses rengini beğenmiyorum. Tatlıses’in ses rengini ise çok beğeniyorum.

Ses kullanma becerisi de üst düzey. Canlı performanslar çok belirleyicidir. Mesele Sabahat Akkiraz’ın canlı performansı faciadır. Aynı şekilde Müslüm Gürses’in de. Gencebay zaten hiç yapmaz. Ama Neşet Ertaş kusursuzdur. Aynı şekilde İbrahim Tatlıses de. Sahneye oldukça hakimdir. Bazı şeyleri dert ettiği kesindir. Aralarda yaptığı goygoyları bile bilinçli yapar. Sesine ve orkestrasına oldukça hakimdir. Youtube’da videoları mevcut.

Yani müzikalite olarak oldukça üstündür. Zaten başka türlü “imparator “ olamazdı. Seçtiği şarkılar da kendisini fenomen yapma yolunda oldukça işlevseldir. Bunları dert etmiş, Türkiye toplumunu iyi analiz etmiş, doğru yerlerde doğru zamanlarda doğru atlara oynamış ve fenomen olmuştur.

Çok akıllı bir insan olduğuna eminim. Kafasının çok iyi ve “başka türlü” çalıştığına eminim. Karakter özelliği değildir bu. O, başka bir şey.

Biyografisine bakalım: 1952 yılında Urfa’da kendi deyimiyle “bir mağarada” doğmuştur. Urfa, bugün yılda 100 bin nüfus artışı olan yer, o yıllarda nasıl bir yerdir? Arap ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu, köklü bir dindarlıkla sarmalanmış, Modern Türkiye kentlerinden ziyade bir Ortadoğu kasabasına benzeyen bir yerdir. 1923 burjuva modernleşmesinin pek uğramadığı, feodal ilişkilere hapsolmuş, her anlamda oldukça geri bir yer.

İbo böyle bir ortamda var oldu. Çalışmak zorundaydı. Şu inşaatta keşfedilme hikayesi biraz muammalı. Bir dönem inşaatta çalıştığı bir gerçek de orada türkü söylerken keşfedildiği biraz muammalı. 18 yaşından itibaren düğünlerde, pavyonlarda şarkı söyleyen birisi.

Ankara’nın Dışkapı semtini bilenler bilir (özellikle de akrabalarım). Oranın pavyonlarda, Musa Eroğlu’nun bağlaması eşliğine müzik yaparken “Ayağında Kundura” türküsü ile birden patlıyor. TRT’de yılbaşı programına çıkması bu selin önündeki engeli kaldırıyor. TRT’nin ve televizyonların, İnternet devrimine kadar ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz.

Hikayenin sonrasını biliyoruz zaten. Nida Tüfekçi ve Arif Sağ ile beraber türkü de söylemiştir. Yorum bölümündeki videoyu dikkatle izlemenizi isterim. Zeki bir insan olarak Tatlıses kendisine imparatorluk yolunu açacak şeyin ne olduğunu çok iyi sezmiştir.

Yoz toplumun yoz sanatçısı olmak için biçilmiş kaftan olduğunu kısa sürede kavrayacaktır!!!

İbrahim Tatlıses çokça 12 Eylül demektir.

Gelelim sanat, politika ilişkisi ve İbo özeline.

İbrahim Tatlıses bir arabeskçidir. Arabesk aslında halklara yöneltilmiş bir silahtır. Bunu çok tekrarladık. Savunulacak yanı yok. İnsanın bir şeyden zevk alması onun tarihsel olarak nereye oturduğunu göz ardı ettirmemeli. 1980’lerde bu toplum formatlandı. Yozluk, cahillik, kötülük, üç kağıtçılık ve dinsellik toplumun üzerine kovayla, varille boşaltıldı. 1970’lerde devrimin kıyısına gelmiş topluma bu müdahale gerekliydi ve politik bir şeydi. Birilerinin iradesi sonucunda oldu.

Burada öne çıkan figür olarak Turgut Özal’ı görüyoruz. Bugün gelinen noktanın mimarıdır Turgut Özal. “Oh ne ala, Beykoz’da işçiler boğaza nazır balkonda kahvaltı yapacaklar” derken ideolojisini açığa çıkartıyordu. Tatlıses Özal’ın oğludur.

Bu dönemin en popüler figürlerinden biridir İbrahim Tatlıses. Aslında bunu bilince başka bir şeye gerek kalmaması lazım. Elde koskocaman bir kadın düşmanlığına bile gerek kalmaması lazım.

KADIN DÜŞMANLIĞI

Hristiyanlık peygamberi İsa “ilk taşı günahsız olanınız atsın” demişti. Örneğin ben çok değil bir buçuk sene öncesine kadar falan bir cinsiyetçiydim. Şimdi herkes kendisine baksın ve kadın düşmanlığı konusunda kendisine not versin. Fakat daha bunun ne olduğunu bile bilmiyorken nasıl yapacağız bunu? Gazeteye çamaşır, bulaşık yıkayamayacağını rahatlıkla söyleyen İbrahim Tatlıses’in düşüncesini, evet sen, sen bu yazıyı okuyan, evinde hayata geçirmiyor musun? Veya sen bu yazıyı okuyan “bayan” arkadaşım, bunu normal bulmuyor musun?

Yine de İbo’yu affetmeyelim. Çünkü o sıradan biri değil. Milyonlarca insanın rol modeli. Daha özenli davranması gerekirdi. Yaptığı hakaretler, tacizler, tecavüzler, attığı dayaklar Google’da, bir tık uzağınızda.  

Tatlıses bir kere ANAP’tan, bir kere Genç Parti’den bir kere de AKP’den aday oldu. Böyle bir insandır. Her dönem iktidarda kim varsa onlara yıkama, yağlama yapmıştır.

Bir sağcı mıdır?

Solcu olmadığı kesindir. Yılmaz Güney’e olan hayranlığı bilinir. Ahmet Kaya’ya olan da. İbrahim Tatlıses aslında politik bir figür değildir. Yani şöyle. Politika yapıp, toplumu dönüştürmek gibi bir niyeti yoktur. Tatlıses güç ve beğeni isteyen birisidir. Beğeni istemesi “sanatçı” olmasıyla alakalıdır. Bütün sanatçılar ve de bütün insanlar beğenilmek, ilgi görmek ister. Güç istemesi de onun karakter bozukluğudur. Politikayı da bunun için bir araç olarak görmektedir. Milletvekili seçilseydi onu mecliste yönergeler hakkında fikir beyan ederken görmeyecektik.

BEYAZ, ESNAF KÜRT

Tıpkı Yılmaz Erdoğan gibi, Mahsun Kırmızıgül gibi o da bir beyaz-esnaf Kürt’tür. Bu kimliğini hissettirmiş ama bu kimliğin yaptığı koskocaman politikaya duyarsız kalmıştır. Başka türlüsü mümkün değildir. Başka türlüsünde onu süperstar yapmazlardı. Bu politikaya para yardımı yaptığına dair şeyler duydum. Kişisel fikrim bu yardım tehditle alınmıştır. Hemen söyleyeyim bu konuda tehdidi meşru buluyorum. Hiç lafım yok. Tehdit edip alabildiğini almak lazım bunlardan. Yapabilsem ben de yaparım, kimsenin kuşkusu olmasın. Söylemlerinden açıkça bir esnaf Kürt olduğunu anlıyoruz. Ama şunu da söyleyeyim, Türkiye’de bir Kürt’ün, kim olursa, hangi sınıftan olursa olsun yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Böyle düşünüyorum. Davranışlarına bakarsak zaten onu hep devletin yanında, kucağında görüyoruz.

Hayatındaki en önemli şey olan sanatında gücün kucağına oturan Tatlıses, sadece bir araç olarak gördüğü politikada neden güçlünün yanında yer almasın ki?

Hadi diyelim aslında bu yoz figürü sahnelerken tiyatro yapıyordu, aslında öyle biri değildi.

Aslında halkının acılarını düşünen ve onun için elinden geldiğince, gizli kapaklı bir şeyler yapan bir insandı. Bu yoz figürün etki alanına girmiş milyonlarca insan üzerinde bıraktığı etkiyle aslında halkına iyilikten çok kötülük yapmıştır. Yani bana göre yanlış seçeneği seçmiştir. Bilmiyorum.

Sonuç niyetine: Zeki ve yetenekli bir insan. Oyunu kuralına göre oynamayı çok iyi kavramış ve yapmıştır. Türkiye toplumunu yönetenlerin o dönemdeki ihtiyaçlarına denk düşmüş, bu ihtiyaçlarla karşılıklı bir ilişkiye girmiş (bütün büyük sanatçılar gibi) etkilemiş ve etkilenmiştir. Karşılığında kendisi ne istiyorsa almıştır. Kendisinden bir şeyler bekleyenlere de karşılığını vermiştir.

Olağanüstü insanların, olağanüstü yeteneklerin kendilerini dürüst bir şekilde ortaya koyabileceği toplumsal koşullar yaratılmadan böyle belalar başımıza gelmeye devam edecek. Kafası karışık insanlar olarak bizler de onlara bakıp, onları anlamaya çalışmaya devam edeceğiz. Müslüm Gürses’e ezilenlerin sesi muamelesi yapmaya yelteneceğiz falan.

Kendisine imparator dedirtmek isteyen bir adama ısrarla “İbo” demeye devam edeceğiz…

Not: Yazım yanlışlarını kontrol edemeyeceğim.

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.