Kimsenin İtiraf Edemediği Gizli Gerçek: Rakının Tadı Çok Kötü…

8595b8dd253eadb4c0f4d69a54c9a3eb

Evet, geldik zurnanın zırt dediği yere… Deniz bitti… Yapacak bir şey yok… Artık daha fazla bu şey yokmuş gibi davranamayacağım… Rakının tadı çok kötü…

Bu yazıyı yazacağımı kitleye sezdirmiştim. Aylardır onlara yatırım yapıyordum. Şimdi evimden aldırılma riskini üzerime alarak bu yazıyı yazıyorum.

Neden evimden aldırılıyorum? Çünkü rakı bir efsanedir, giderek bir dindir. Bunun radikalleri vardır ve onlar “kutsallarına” saldırdık diye harekete geçebilirler.

Şöyle bir hikaye dinlemiştim: Bir gün bir grup eleman evde rakı sofrası kuruyor. Ev sahibi ve birbirlerini ilk defa o ortamda gören iki kişi… Sonra misafirlerden biri Can Gox adlı şarkıcıdan bir Neşet Ertaş türküsü çalmaya başlıyor. Diğer misafir “Rakı sofrasında Neşet babanın türküsü Neşet babadan dinlenir!” şeklindeki ayeti hatırlıyor ve bu ikisi birbirlerine giriyorlar…

Ulan işe bak ya! Bu kişilerin Facebook’ta arkadaşlarım olmadığını öğrenerek ve hikayenin sahibinden onay olarak bu aktarımı yaptım.

Bence rakının tadı çok kötüdür. Ağzıma sokamıyorum. Gerçekten de olabilemez mi bu? Objektif bir şekilde bir düşünseniz… Bir de rakı sevmediğini beyan edenlere yapılan örtük baskıyı hatırlasanız falan…

Zevkler ve renkler tartışılmaz mı? Kesinlikle katılmadığım ama herkesin doğru kabul ettiği cümlelerin başında gelir. Zevkler ve renkler değil, birikimler ve yetenekler tartışılmaz. Toplumun genelinde zevk ve renk değil alışkanlıklar vardır. Birikim ve yetenek derken Vedat Milor’a gelelim…

Pantokrator’a hayranım ama onun antipatik bulunduğunun da farkındayım. Ses tonu, konuşma tarzı, nobran havası insanlar tarafından “itici” bulunuyor ama damak zevki inanılmaz ve bilgi, birikim açısından bu yazıyı okuyan ve hatta örneğin benim hayatta tanıdığım herkesin toplamından daha fazla bir müktesebata sahip.

Kendisi şubat ayında rakı efsanesine dalmıştı. Özellikle rakının yanında balığın (veya herhangi bir yemeğin) tüketilmesini çok yanlış bulduğunu yazmıştı. “Rakı yüzde 40 veya üstü olan yüksek alkollü bir içecek. Ayrıca aromatik açıdan çok fukara. Örneğin iyi bir şarapta aşağı yukarı 200 civarında aromatik not veya nüans var. Rakıda ise iki veya üç. Yüksek alkollü ve tekdüze bir içki. Damağı uyuşturuyor ve mideyi kazındırıyor. Bu durum meyhane ve balıkçıların işine geliyor tabii. Müşteriler ne yediklerinin pek farkına varmıyor rakı içince. Özellikle de soğuk ve sıcak mezelerden sonra sıra balığa geldiğinde, müşterinin damağı hiçbir nüansı anlayamayacak durumda oluyor.”

Bu cümleler yıllardır benim formüle edemediğim şeylerdi. Yani yazıda dendiği gibi hiçbir aroma yok, çok yoğun ve kötü anason kokusundan başka bir şey anlaşılmıyor. Bir de Kadıköy çarşıdan geçerken bakıyorum, masalarda balıklar kebaplar saatlerce rakıyla bekliyor. Bunlar 15 dakika sonra yavan olan yiyecekler. Bu uyumsuz birlikteliği devam ettiriyorlar? Neden? Çünkü rakıya sahip olmadığı bir “kişilik” yüklenmiş.

Zevkler ve renkler tartışılır. Hiçbirimiz Vedat Milor kadar bilmiyoruz bu işi. Can Saday’ın altını çizdiği üzere alışkanlıklar devreye giriyor diye düşünüyorum. Rakı TR’ye ilk giren “yüksek alkollü” içki. 19. yüzyılda Balkanlardan giriyor. Tekel ilk viskiyi 1963 yılında üretiyor. Tahminimce çok kötüydü. Votka ve cin de o yıllar girmiş. İyi, kaliteli ve fiyat olarak malı, davarı sattırmayacak kadar ucuz olan diğer yüksek alkollü içkilere erişim ise henüz çok yeni. O yüzden rakı alışkanlıktır demek yanlış olmuyor bence.

Tat konusunu bir tarafa bırakırsak ki bırakmamak lazım, tekrar ediyorum gerçekten net kötü bir tat, rakıda bence diğer iki büyük sorun da var.

Birincisi eril, maço, erkek egemen dili ve ideolojiyi besleyen bir yanı var. “Erkek adam rakı içer” cümlesini ne kadar çok duydum… Rakı içen kadınlara yapılan saçma güzellemeler de biliniyor. “Delikanlı” raconu falan… Birbirlerini tanımayan o iki erkek eleman rakının bu mit, efsane boyutu yüzünden birbirlerine girdi. Rakı masasında Neşet babanın parçası ancak Neşet babadan dinlenirmiş… Ulan ne işler ya 

Bir de rakı muhabbetinin benzersiz olduğu düşüncesi var… Kesinlikle katılmıyorum. Bir koşullanmadır bu. Bütün içkiler ortamı “warm-up” yapar. Yani muhabbeti güzelleştirir. Bunun için bira ve şarap bence daha uygundur hatta çünkü yüksek alkollü içkiler kısa sürede kişiyi zom ettiği için muhabbetin kalitesi de düşer. Bir 70’lik içip de ayık kalmaya devam eden kaç kişi vardır?

Bu yazıyı yazdım. Bir sürü tepki gelecek eminim. Ekşi Sözlük’te Milor’un yazısı üzerine yapılan yorumları okudum. Çok sayıda kişi “Hakkaten ya!” şeklinde yorum yapmıştı. Bir aydınlanma sürecine girmişti. Ayrıca ortamlarda rakıyı sevmediğini söylemeye cesaret edemeyen insanların olduklarını da biliyorum.

Ana fikir: Sosyal alışkanlıklar kişiler için çok değerlidir. Bunların ellerinden alınmasına gönülleri razı gelmez ancak bunlarda bazı yanlışlıklar olabileceği de kimseyi karamsarlığa itmemelidir. Kral çıplak olabilir. Baran’a göre rakıda hayret verici kadar çok yanlışlıklar vardır.

Bu yazı Uncategorized, Yiyecek İçecek kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.