“Koker Üçlemesi”: Nasıl becerebiliyor?

Önce “Taste of Cherry/Kirazın Tadı” ardından “Close-Up/Yakın Plan” şimdi de “Koker Üçlemesi”…Beş filmini izlediğim Abbas Kiarostami artık benim için gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerden biridir. Bu kadar etkili yaşama sevinci, insan sevgisi ve umut aşılayan başka bir yönetmen aklıma gelmiyor şu anda. Peki bunu nasıl beceriyor? İran devrimi gerçekleştiğinde Batıya kaçan aydınların aksine İran’ı terketmeyecek kadar, varoluşunu borçlu olduğu unsurları bu kadar tutkuyla seven bir insan becerebilir bunu ancak. Gündelik hayatta hiç de üzerinde durmayacağımız ufak ayrıntılardan öyle evrensel öyküler çıkarıyor ki hayran kalmamak elde değil. “Koker Üçlemesi” de tam da bu tanıma uygun üç başyapıt düzeyinde film. Filmlerin ortak noktası Türkiye sınırına yakın bir yer olan Koker’de geçmesi; ancak Kiarostami son iki film ve “Taste of Cherry”i yaşamın değerini anlatan bir üçleme olarak görüyor. Bu üç filmin yaşamın değerini konu ettiği gerçek fakat benim gibi hiç kimse “Koker Üçlemesi”nin inkarını inandırıcı bulmuyor.
“Where is the Friend’s Home/Arkadaşımın Evi Nerede?” (1987)
Çocuk oyunculara başrol veren filmleri hep riskli bulmuşumdur ve onlara temkinle yaklaşmışımdır; ancak arşivimin en değerli filmlerinden biri olacağını hiç tahmin etmezdim “Where is the Friend’s Home?”un. Film bir ilköğretim sınıfında açılıyor. Öğretmen ödevleri kontrol ediyor ve Muhammed Rıza adlı öğrenci kitabını kuzeninin evinde unuttuğu için öğretmenden azar işitiyor. Burada Rıza’nın bir ağlama sahnesi var ki 40 yıllık oyunculara taş çıkartır. Filmin kahramanı Ahmet yanlışlıkla Rıza’nın kitabını da eve getiriyor ve mutlaka ona geri vermeli diye düşünüyor. Rıza üçlemenin diğer filmlerinde de geçen Poşteh’te ikamet etmektedir ve Ahmet’in ne yapıp edip oraya ulaşması gerekmektedir. Bu bölümde Ahmet’in annesine laf anlatma daha doğrusu laf anlatamama sahnesi var ki bana göre kusursuz bir sinematografisi var. Bir kaç gün sonra yorumlayacağım “J’ai tue ma mere/Annemi Öldürdüm” adlı Fransız filmindeki anneden bile daha gıcık bir anne rolü var. Sonra Ahmet’in nefes kesici yolculuğu başlıyor ve yetişkinlerle çocukların çelişkisi çok hoş bir şekilde perdeye yansıtılıyor. Poşteh’teki yaşlı adam karakteri de unutulmaz bir karakter bence. O on dakikalık rolü boyunca neredeyse hayatın anlamını özetleyiveriyor. Karakterle bu kadar özdeşleşme yaptırabilen çok az film vardır. Ben sinemayla ilgileniyorum diyen herkesin mutlaka görmesi gereken bir film “Where is the Friend’s Home?”.


Filmin afişi zaten birçok şeyi anlatıyordur. Sizler benim düştüğüm hataya düşmeyin ve bu filmi “Where is the Friend’s Home?”u izlemeden izlemeyin. Öyle yapsaydım bu filmi çok daha fazla severdim eminim. 1990 yılında meydan gelen büyük İran depreminde yaklaşık 40.000 kişi hayatını kaybetti. Ve deprem Koker yakınlarında meydana geldi. Bu filmi çekmeye eminim Kiarostami’nin niyeti yoktu fakat böyle büyük bir acıdan sonra mutlaka kendisini bir şeyler yapmak zorunda hissetti ve ortaya bu yarı belgesel yarı kurgusal film çıktı. Film içinde film tekniğini çok kullanır Kiarostami. Burada da kurgusal kahraman üç yıl önce çekilen “Where is the Friend’s Home?”un yönetmeni ve Ahmet karakterini bulmak için oğlu ile birlikte arabasıyla Koker’e doğru gidiyor. Tabi yol üzerinde belgeselci gözüyle Kiarostami bize acıdan kareler gösteriyor. Fakat insanların gündemi hiç de öyle korkunç değil. Kimisi evlenme derdine düşmüş, kimisi tuvalet taşı satın alıyor, kimisi de o sırada oynanan Dünya Kupası telaşında. Kiarostami umut her zaman vardır ve hayat güzeldir mottosunu bu filme iyiden iyiye yedirmiş. Filmin adı: “Life, and Nothing More…/Ve Yaşam Sürüyor”.

Bu filmi de mutlaka en son seyretmelisiniz. “Through the Olive Trees/Zeytin Ağaçlarının Altında”, “Life, and Nothing More…”un çekim hikayesi fonunda mükemmel bir aşk hikayesini işliyor. Yine kurmaca bir yönetmen var, hatta onun Hanım Şiva adlı bir asistanı da var. Bu ikisi Koker’e doğru yola çıkarlar ve “Life, and Nothing More…”daki oyuncuların bulunması hikayesidir “Through the Olive Trees”. Artık iyice büyümüş olan Ahmet de vardır bu oyuncular içerisinde. Film “Life, and Nothing More…”daki damat rolünü oynayan Hüseyin ve sevdiği kızın inanılmaz naif aşk öyküsüne yoğunlaşmaktadır asıl. Umut Hüseyin için de var mı acaba? Her halde hiçbir kelime, herhangi bir filmde; selam kelimesinin bu filmde geçtiği kadar geçmemiştir.
Tek kelimeyle mükemmel bir sinema örneği. Basit bir kamera ve amatör oyuncularla nasıl başyapıt çekilir Kiarostami bize gösteriyor bu filmde ve üçlemenin diğer filmlerinde.

Bu yazı Abbas Kiarostami, Arkadaşımın evi nerede, Film, iran sineması, J'ai tue ma mere, Life and nothing more, through the olive trees, Where is the friend's home? kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.