Bayram Harçlığıyla Gidilen Maç ve 23 Yıl Sonra Tekrar Görülen Kupa

20170305_163604

Karanlık bir ortamda bulunan ve Hakkari CHP oy oranı gibi bir şarja sahip biri olarak, bu kötü fotoğrafı BJK Müzesi’nde çektim. Beşiktaş’ın yeni stadı Vodafone Arena’da böyle bir müze açıldı. Beşiktaş tarihinde önemli rol oynamış nesneler sergileniyor. Not: Beşiktaşlı değilim. Her türlü müzeye gidebilirim. Bu kupa 1994 yılı Cumhurbaşkanlığı Kupası. Bayram harçlığıyla bu maça gitmiştim ve kupayı görmüştüm. Tekrar görünce düşüncelere daldım.

Maçın özeti Youtube’da var. Yorum bölümünde paylaşacağım. 22 Mayıs 1994 tarihinde oynanmış maç. Mantıklı çünkü o zaman Biletix olmadığı için hem Bilet gişesi önünde saatlerce sıra beklemiştim hem de stadın içine girmek için kapının önünde…Okula gittiğimde birileri “Sen yanmışsın, Bayram’da tatile mi gittin?” demişlerdi.

Hikayeye başlayalım: Aslında bu, benim gittiğim ikinci maçtı. Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nda polislerin son 10 dakka kapıları açtıkları maçları saymazsak tabi…Bundan bir sene evvel, yine Youtube’da özeti olan bir maça daha gitmiştim. O da Cumhurbaşkanlığı Kupası maçıydı ve yine GS ile BJK arasında oynanmıştı. O yıllarda lig şampiyonu ve kupa şampiyonu yazın tek maç üzerinden Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı oynarlardı. Şu anda Süper Kupa finali oynuyorlar. Bu kupaya “En büyük kupa” deniyordu ve şampiyon olmamış takım, bu kupayı alırsa diğerlerine “Ne şampiyonluğu olum, biz en büyük kupayı aldık!” derlerdi. Yerseniz…

1992-93 ve 1993-94 sezonlarının bütün maçlarını Show TV’den izlemiştim ve her şeyi biliyordum. Sanırım o sene maçlar Cine 5’e yani şifreli/paralı yayına geçmişti. 1992-93 sezonu Hakan Şükür’ün ilk sezonuydu. Not: Kendisi hayatımda önemli bir yer teşkil eder. Feldkamp teknik direktördü. O sezon BJK üst üste dördüncü şampiyonluğa gidiyordu ve çok güçlüydü. GS, yenilenmiş ve gençleşmiş kadrosuyla bu gidişe dur demişti. Tabi 8-0’lık son maçı saymazsak…

İlk CB Kupası maçı 14 Ağustos 1993’te oynanmış. Sivas Katliamı yaşandığında bir pidecide çalışıyordum. O parayla gitmiş olmalıyım. Bir de o gün bir gazete kağıdından şapka yapmıştım da yanmamıştım. Neyse 1994’e dönelim…

CB Kupası maçının yazın kavurucu sıcağında oynanmaması, sezon bitiminde hemencecik oynanması gerektiği tartışılmıştı. Öyle de olmuştu. GS’nin teknik direktörü efsanevi Feldkamp değil onun önerdiği Hollmann adlı düşük profil Alman teknik adamdı. Manchester’ı eleyen takımın Feldkamp’ın takımı olduğu düşünülür ama aslında Hollmann’ın takımıdır. Hollmann şampiyon olmasına ve Manchester’ı elemesine rağmen gönderilir ve yerin Saftig adlı oldukça düşük profil bir hoca getirtilir.

22 Mayıs bayramdı ve şu anda Facebook’ta arkadaşım olan dayım Ercan Doğanoğlu bana harçlık vermişti. Ben de o parayla bu maça gitmiştim. Bir sene önceki maçta kale arkasındaydım. Hatta skorbordun gölgesi altındaydım. Eğer görüntülerde skorbord varsa ben de gazete kağıdından yapılmış şapkamla görünüyorumdur. Bir sene sonra “Maraton”daydım. Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nda kale arkasından maç izlemek çok zevksizdir. Olaya oldukça uzaksınızdır ama maratonda olayın içindesinizdir. Biraz daha param varmış ki maratondan bilet almışım.

Maç başladı ve tıpkı bir önceki sene gibi, ilk dakikalarda 1.68 boyundaki Suat Kaya efso bir kafa golü attı. Yine aynı şey olacak diye düşünürken Feyyaz tam da önümde, tıngır mıngır gidip bir gol attı. İkinci yarı Metin Tekin (Sarı Fırtına Metin, Şevval Sam’ın kocası) de efso bir vole gol attı. Benim bulunduğum açıdan bu topun aldığı falso çok iyi görülüyordu. Bu golü unutamam. Gerçekten kahrolmuştum. Sonra BJK seyircisi kaleci Hayrettin’e oynamaya başladı. Hatırlayan hatırlar, hafif çatlak bir insandı. BJk seyircisi “Hişt, hişt Hayrettin!” şeklinde tempo tutmaya başladı ve GS moral olarak çöktü. Tam o esnalarda CB Süleyman Demirel sahaya geldi. Kupanın arkasındaki kocaman gövdesini ta karşıdan seçebildiğimi hatırlıyorum. Bu arada “Gördüğün Burjuva Siyasetçiler” diye bir yazı yazacağım. Birkaç ön bilgi: Turgut Özal’ın kolunu görmüştüm. Mitinginde bedava top dağıtıyorlardı, onu almaya gitmiştim. Askerdeyken de Anıtkabir’de Tayyip Erdoğan’ın iki, üç sıra arkasında yürüdüm. Gerçi şimdi özetlerde kupayı sekreterden aldığını görüyorum. O zaman gelip, ayrılmış olmalı veya bir sene önce Demirel’i görmüş olmalıyım. Gördüğümden eminim de hangi maç olduğunu bilmiyorum. Neyse sonra Sergen de bir 90’lar golü attı ve maç 3-1 bitti.

Kahrolduğumu hatırlıyorum. Sonra tribünlerde ya babamı gördüm ya da akrabamız Çakır’ı (Kemal Günal) gördüm ve eve onlarla dönmüştüm. Zira paramı yiyecek içecekle tüketmiştim ve eve yürüyerek gidecektim. Yaklaşık üç saatlik bir mesafeye denk geliyordu bu yürüyüş.

Futbol Cine 5’e geçince benim sıkı futbol takipçiliğim de sekteye uğramıştı. Ta ki 2000 yılında GS Avrupa şampiyonu olana kadar. Altı yılımı geri verin lan adiler!

Şimdi bu kupayı tekrar görünce bunları düşündüm.

Yazım yanlışlarına bakamayacağım.

İyi günler.

Not 1: 15 yaşındaydım ve ateisttim ama bayram harçlığını almak konusunda tereddüt etmemişim. Çünkü futbolu çok seviyordum. Turan Dursun’un “Din Bu” adlı kitaplarını ve Kuran’ı okumuştum.

Not 2: BJk kadrosunda Nartallo da varmış. Gördüğüm en ilginç futbolculardan biriydi bu. Kaçırdığı bir golü GIF yapıp yorum bölümüne koyacağım.

Not 3: Bu yazıya Gorki Hayırsever’in “Muhteşem” basacağını düşünüyorum.

Not 4: Tugay’ı canlı izlemek büyük bir keyifti. TV’de kalitesi o kadar belli olmuyordu. O yılların dandik futbolunun kat be kat üstünde bir kaliteye sahip olduğu her halükarda belliydi. Isınırken bile onu hayranlıkla izlediğimi hatırlıyorum.

Not 5: 19 Mayıs Stadı’nı yıkacaklar. Bir hissiyatım yok.

Not 6: O yıllarda girmeye çalıştığım Türkiye – San Marino milli maçında jop yemiştim.

Not 7: Hayatımda gittiğim ilk eylem 1994 Sivas Katliamı anma yürüyüşüdür.

Not 8: BJK’li Madida da enteresan bir futbolcuydu.

Not 9. 1993’teki maçtan sonra Sergen’i tutmakla görevli Suat Kaya “Bu muymuş süper star?” diye demeç vermişti. 1994’te Suat bir süper stardı.

Not 10: 19 Mayıs Stadyumu çevresindeki köfteciler ve salatalıkçılar ilk lezzet duraklarımdı.

Not 11: Facebook kapak fotoğrafım 1994 Dünya Kupası’ndan. Beni en iyi anlatan fotoğraf budur.

Alakasız Not: Aristo, kalbi, düşünce ve duyguların merkezi olarak düşünmüştür.

Bu yazı Futbol, nitelikli goygoy, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.