“Gece” (2014)


Dünyanın hiçbir yerinde, çok büyük yönetmenler hariç, hiçbir yönetmen 30, 40 yıl sinema yapamaz. Çok büyük yönetmenlerin de, genellikle, son işleri hüzünlü birer başarısızlık örnekleridir. Hitchcock’un son filmleri değil, “Birds/Kuşlar”dan sonraki filmlerini izlerseniz oturup ağlarsınız. David Lynch’in “Inland Empire”ı diğer eserlerinin yanına yaklaşamaz. Woody Allen’ın kendisinin görünmediği veya baş rolünde olmadığı filmlerine “bir Woody Allen” filmi diyebiliyor muyuz? Koskoca Tarantino bile iki film sonra sinemayı bırakacağını ilan etmiştir. Çünkü hissetmektedir. En yaratıcı yönetmenlerden Roman Polanski ölmedi ama yıllardır yok. Steven Speilberg tekrar bir “blockbuster” yapabilir mi?

Bir de 70 yaş, sanatsal üretimde bulunmak için, gerçekçi olmak gerekirse geç bir yaştır. Bu yaş civarlarında önemli eserler ortaya koymuş büyük sanatçılar vardır, evet. Dediğim gibi kestirip atmayalım ama lütfen gerçekçi olalım.

Türkiye’de de durum farklı değildir.

“Gece” adlı filmi gösterime giren Erden Kıral hem çok büyük bir yönetmen değildir hem de 72 yaşındadır.

Vicdansızlık yapmak istemiyorum ama durum budur bana göre.

12 Eylül faşizminin en yoğun olduğu dönemlerde “Bereketli Topraklar Üzerinde” ve “Hakkari’de Bir Mevsim” gibi iki önemli film ortaya çıkardığı için takdir edilmesi gereken Erden Kıral’ın ortaya koyduğu işlerin niteliksiz olduğunu üzülerek belirtmek istiyorum.

Türkiye biraz zor bir coğrafyadır. Biraz da tuhaf. Bırakın sinemayı bir kişinin 30, 40 yıl herhangi bir şeyi istikrarlı bir şekilde yapması çok çok zor buralarda.

Nasıl bir filmdir “Gece”?

Bir film değerlendirmesi kaçınılmaz bir şekilde öznel oluyor. Benim değerlendirmeme göre oldukça kötü bir filmdir.

Filmin her anında, her karesinde bir olmamışlık duygusu beni esir aldı. Özensizlik de aynı şekilde her karede seziliyordu.

Nitelikli bir filmin öncelikle teknik olarak yeterli olması lazım. Bunun filmi kurtarmaya yetmeyeceğini belirterek, “Gece”deki kadar acemilikler varsa da allahın oğlunun gelse filmi kurtaramayacağını ekleyelim.

Oyunculuklar çok kötü.

Nurgül Yeşilçay’ın o donuk havası bir türlü gitmiyor. Her filminde yaşamayan bir karakter. Vildan Atasever’in soğukluğu “Kader”de elzemdi ama sanki bir türlü gitmiyor. Ve İlyas Salman…Çok sevdiğim bir oyuncu ve insan olan Salman’ı günümüzdeki lise öğrencilerinin tanımadığını biliyor muydunuz? Çok hüzünlü. Partneri Şener Şen’in başardığını başaramıyor büyük oyuncu.

Hikaye de bütünlüksüz. İki farklı klişeyi tek potada birleştirmeye çalışmışlar. Bugün Türkiye’de pavyon kültürü ve oradaki kadınlarla, belalı erkekleri üzerine film çekmek ne kadar merak uyandırıcı? Sol örgütlerdeki eksikliklerin son yıllarda çok kullanılmasından da kıllanmıyor değilim. Bu ikisini bağlamaya çalışan “Gece”nin, bana göre akmayan, eksikli, yüzeysel, özensiz bir kurgusu var.

Sol örgütler demişken…Evet, son yıllarda bunu çok yapmaya başladılar. Sol örgütlerde eksiklikler, yolunda gitmeyen işler yok mudur? Elbette vardır ve böyle İsviçre saati gibi bir sol örgüt hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır. En başarılısı, Bolşevik Parti bile böyle değildir (gençler)! Her şeyi bir yana bırakıp filmlerde, dizilerde sürekli sol örgütlerin eksikliklerin, yaptıkları hataların, üyelerinin kusurlarının işlenmesine “sanat özgürlüğü” demogojisi üzerinden yaklaşamam ben. Koşmak isteyen mutfağa gidip tuzunu kapsın. Ben koşmayacağım.

Olmamış. Cık!

Bu yazı Alfred Hitchcock, bereketli topraklar üzerinde, david lynch, erden kıral, gece, hakkaride bir mevsim, ilyas salman, quentin tarantino, şener şen, Sinema kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.