TR Bira Piyasasındaki Gelişmeler veya Bud’sın Bu Dünya

20375984_1072920102843557_4794939219553933976_n

Yazın bitmesi hüzünlüdür. Yazın bittiğini nereden anlarsınız? Emekliler kuzey Ege bölgesindeki sakin yerlerden daha güney bölgelere inmeye başlarlar. Devletteki öğretmenler “seminer” faaliyeti adı altında her gün okula gidip iki saat otururlar ve “mağdur” olurlar. Macera ve animasyon filmleri yerine yeni ve iddialı filmler gösterime girmeye başlar yavaş yavaş…
 
Bir de sıcakta buz gibiyken içildiğinde hepsi aşağı yukarı aynı derecede iyi olan kitle biralarının bu aldatıcı hali sona erer… Nitelikli biraların peşinde koşan o altı bin kişi oda sıcaklığında içilen biralar için ellerini ovuşturmaya başlarlar. Bakalım bakalım bu aralar TR bira piyasasında neler yaşanmış…
 
*Her şeye olduğu gibi biralara da isim takmaya bayılırım. Uzun zamandır Weihenstephaner için “dokuzuncu senfoni” lakabını oturtmaya çalışıyorum. Kadıköy Pablo barda bunu kısmen başardım. Elemanlar gelip “Dokuzuncu senfoni verelim mi abi?” diye soruyorlardı. Bir gün bunun lakabı dokuzuncu senfoni olursa isim babası benimdir. Benim tarzımla ve benim klişelerimle yazılar yazanlar var. Bunlara bozulduğumu buradan deklare ederim. Yazınızı “Alakasız Not” ile bitiremezsiniz…
 
*Weihenstephaner’e dokuzuncu senfoni adını taktıysam Tuborg’a “Hakkı Bulut”, Efes’e de “Mustafa Keser” adını taktım. Pablo’dayken bir arkadaş geldi ve sadece Tuborg içtiğini söyledi. Ben de garsona “Arkadaşa bir Hakkı Bulut verir misiniz?” diye seslendim.
 
*Biralara zam geldi. Artık Hakkı Bulut ve Mustafa Keser 8,35 ile 9,50 TL arasında satılıyor marketlerde. Marmara (Erkin Koray) 14 TL. Ama bir litre olduğu için normalde 7 TL oluyor işte. Efes Malt’ın (Mahmut Tuncer) ne kadar olduğunu bilmiyorum. Yani TR’deki en ucuz bira ya Mahmut Tuncer ya Erkin Koray…
 
*Şimdi bu döviz artışıyla mutlaka bir “güncelleme” daha olacaktır. Bu, ideolojik bir şey. İktidar diyor ki madem ben içmiyorum bari içenlere vergiyi bindireyim. Avrupa’da biralar marketlerde su ile aynı fiyatta hatta oraların Justin Bieber’ları falan bazen sudan daha ucuz olurlar.
 
*Ucuz bira demişken, Mustafa Keser (Efes Anadolu Grubu) bir adilik yaptı. Bira yazılarımda Tuborg’un son yıllarda yaptığı üçkağıtçılıklardan bahsetmiştim. Bunlar “%100 Malt” ve “Alman Saflık Yasası” üçkağıtlarıydı. Mustafa Keser de zamlardan sonra piyasaya “Varım” adlı bir bira sürdü. Yeni bira çıkması ile kavga edemeyiz elbette. Not: Solcuların bir diğer klişesi de “kavga etmemek” klişesidir. Onla, bunla kavga etmeyeceklerini deklare ederler… İşte Rusya’nın Suriye’ye girmesiyle, bazı Atatürkçülerin Atatürk’ü komünist zannetmesiyle, halkın büyük resmi görmeyip HES’lere karşı mücadele etmesiyle falan… Solcuların bunlarla “kavga” etmediği gibi biz de yeni bir bira çıkmasıyla kavga etmeyiz. Bu bira ucuz. 6,50 falan. Veya birkaç kuruş daha ucuz işte. Piyasadaki en ucuz bira sanılabilir. Ama bu bira 45 CL’dir. Bir de alkol oranı 4,1’dir. Bu da maliyeti düşüren bir şeydir. Yani ne demeli bilmem ki…
 
*Bud’sın bu dünya… Bu kaliteli iğrenç espri Gencer Ergünay başkanıma ait. Bu espriyi neden yaptı? Çünkü Mustafa Keser bu yaz büyük bir bomba patlattı ve Amerikan Budweiser birasını piyasaya sürdü. Bir de Çek Budweiser’ı vardır. Bu isim hakkı mevzusu uzun konu. Avrupa’da Çekler mahkemeyi kazanmış, Amerika kıtasında Amerikalılar. Dolayısıyla burada Amerikan olanına kısaca “Bud” deniyor. Hakkı Bulut ve Mustafa Keser’den iki lira falan pahalı ama özellikle buz gibiyken çok iyi giden, nitelikli bir kitle birası. Kendisiyle ilgili gayet doyurucu bir yazıyı yorum bölümünde paylaşacağım.
 
*Mustafa Keser yine adilik peşinde yalnız… Çünkü bu biraya pirinç katılıyor. Ve Hakkı Bulut biraya pirinç koymanın şerefsizlik olduğunu piyasaya el altından yaydı. Oysa ki değilidir kesinlikle. Bir tercihtir. Tutar veya tutmaz… Orası kitlenin bileceği bir şeydir. Bud’ın logosunda kocaman “Rice” yazıyor. Mustafa Keser’in o kadar bira dururken Bud’ı tercih etmesi kendisini aklamaya yönelik bir hamle. Aslında tam olarak şerefsizlik sayılmaz çünkü Hakkı Bulut millete yalan söylüyor.
 
*Çek Budweiser’ı da TR’de mevcuttur. Metro Grossmarket-i Şerif’te 33’lüğü 14 küsür falan. Bence çok çok iyi bir lager (leycır değil lagır). Erkin Koray’ın çok kaliteli halini düşünün, öyle bir şey.
 
*Yorum bölümünde yazısını paylaştığım elemanla bazen Instagram terör örgütü üzerinden mesajlaşırız. Çok kaliteli ve cana yakın bir eleman. O elaman bana Duvel’in ithalatının durdurulduğunu ve şu anda stoklarda olan Duvel’leri içtiğimiz söyledi. Duvel’le ilgili “Şeytan da Bir Melektir” başlıklı bir yazı yazmıştım ve yazıyı “Umarım ithalatı durdurulmaz!” diye bitirmiştim. O zaman maşallah dediğim üç gün yaşıyor… Gerçi hala Mustafa Keser’in sitesinde görünüyor ve eleman bana bunu diyeli iki ay oldu. Umarım trollenmiştir…
 
*Mustafa Keser, yüksek alkollü fıçı da sürdü piyasaya. Malum TR’de yüksek alkollü bira özellikle +50 dayılar tarafından çok tutuluyor. Instagram terör örgütünde, bir yerde Efes Ekstra için “Kendime Saygım Yok” birası diye bir tabir görmüştüm. Yarılmış ve tabiri onaylamıştım. Kırmızı Tuborg için de “Bütün Güzelliklerden Vazgeçtim” tabirini öneriyorum. O halde, yüksek alkollü fıçı bir denenmeli derim. Bir hatırlatma, yüksek alkollü bira içmek istiyorsanız bence Amsterdam Navigator içerseniz kendinize olan saygınızı kaybetmezsiniz. Cengiz Oktay dostuma ve babama duyurulur 🙂
 
*Bomonti Fabrika diye bir kitle birası daha çıktı. Bence düz Bomonti’den daha iyi. Mehmet Turgut’un eskiden düz Bomonti içtiği sırrını buradan kitlelere açıklamak isterim.
 
*Bomonti Black ile ilgili “Hımm!” başlıklı bir yazı yazmıştım zaten. Mekanlarda fıçısı ve özel bardağıyla bulunmaya başladı. Buradaki büyük sorun “yumuşak içimli bir stout” idi. Ancak TR’de olabilecek işlere örnek işte. Güzeldir, severim. Hatta Gorki Hayırsever’i bağımlısı yaptım ama böyle saçma sapan cümleler kullanmayın kardeşim. Bunları yutmayacak bir altı bin kişi var bu ülkede…
 
*Bu arada fıçısı ve bulunmak demişken Hakkı Bulut’un ithal ettiği Fransa portakal aromalı Blanc 1664’ün fıçısı da artık bulunabiliyor. Ankara Müjgan Bar’da rastladım ilk kez. Sonra İstanbul’da da gördüm. Önceden mekanlarda olduğu iddia ediliyordu ama bulunmazdı. Şişesine o kadar para verip almayı aklım kesmez ama fıçısını ara ara yuvarlarım.
 
*İstanbul’da tesadüfen süper bir mekan keşfettim. James Joyce Irish Pub’ı bilen bilir. Sıraselviler caddesinde, boğaz manzaralı bir yerde şube açmış ve dokuzuncu senfoniyi 20 liraya veriyor. Ayrıca mekanda dart var. Bir de yumaşak koltuk. Neyse bu yazdıklarımı unutun. Orayı da gidip popüler yapmayın :d
 
*Kışın gelmesiyle bakalım Metro Grossmarket-i Şerif ne hamleler yapacak? Aslında bu hamleleri Karagöz İthalat Şirketi yapıyor ve hepsini derli toplu ve insani fiyatlandırmayla Metro’da bulabiliyorsun.
 
İzlemeye devam ediyoruz…
 
İyi günler.
Bu yazı Uncategorized, Yiyecek İçecek kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.