Bir kapitalizm pornosu


Bu resimler İstanbul Hasköy’de bulunan Rahmi Koç Müzesi’nde çekildi. Balmumundan heykeller bunlar. İşçi sınıfıyla burjuva aynen oldukları gibi temsil edilmiş. Bu müzeye yaptığım ziyaretin izlenimlerini paylaşmak istiyorum.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki müze gezmeyi severim ve müzeleri, mutlaka korunması ve geliştirilmesi gereken yerler olarak görüyorum.

Koç ailesinden altı kişinin toplan iki buçuk milyar dolar serveti var. Bu servetin ilk oluşma anına gitmek istersek, Vehbi Koç’un Ermenilerden çaldığı kiremitleri zor durumda bulunan TBMM’ye fahiş fiyatla satma vakasına gideriz. Sermaye böyle oluşur zaten. Kimse çalışarak sermaye biriktiremez. Veya şöyle diyelim buna çabalayan bir milyon kişiden birisi belki. Sermaye hırsızlıkla oluşur. Sonra da faizle, ticaretle, sömürüyle büyür. Bilimsel kısma geldik: Koç Holding yaklaşık yüz senedir milyonlarca işçinin ürettiği artı değeri çalarak zenginleşmiştir. 

Bu ailenin şu andaki reisi Rahmi Koç kişisel meraklarına epeyce bir para harcamış ve Koç Müzesi’ni oluşturmuş.

10 lira verip geziyorsunuz. 

Çok ilgi çekici, hiç sıkmayan, insanın hayal gücünü zorlayan bir gezi olacağını garanti edebilirim.

Marksist değilseniz ama hapı yuttuğunuzun resmidir. Orada gördüklerinizle büyülenirsiniz, yeterince soyutlama yapamazsınız, “helal olsun adama” düşüncesini beyninize kazıyıp iyi niyetinizden bağımsız olarak kapitalizmin ömrüne ömür katarsınız. Darılmaca gücenmece yok. Ukalalık yapmıyoruz burada samimi olarak uyarıyoruz.

Neler var Koç Müzesi’nde?

Dedik ya bir kapitalizm pornosu. 

Buhar makinesi, icat edildiği ana kadar olan toplumsallığı hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar alt üst etmiştir. Bu sayede üretim ilişkileri radikal şekilde değişmiş dolayısıyla toplumsal düzen de ona eşlik etmiştir. Kapitalizm ortaya çıkmış ve Marx’ın deyimiyle onun mezar kazıyıcıları olan işçi sınıfı ortaya çıkmıştır. Kuşkusuz bu tarihsel ilerlemeye küfür edecek değiliz. Ben müzede buhar makinelerinden daha eski bir şey gördüğümü hatırlamıyorum. Bu anlamda müzenin kapitalizmi ortaya çıkaran objeyle başlaması manidar diye düşünüyorum. 

Buhar makinesinin ortaya çıkışından itibaren kullanılmış obje, tüketim maddeleri, küçük aletler, oyuncaklar, modeller, ilk örnekler olarak aklınıza ne gelirse Koç Müzesi’nde var. Bunları görmeden ölmemenizi tavsiye ederim ama dediğim gibi soyutlama yapmayı da ihmal etmemek lazım.

Neden porno peki? Hani müzeciliği takdir ediyorduk? Fena mı oluyor insanlar geçmişe ait nesneleri, objeleri gidip görüyorlar? Bu soruların hepsine evet ama Rahmi Koç bunu şımarık bir edayla yapıyor. Dışavurumcu bir şekilde yapıyor. Kişisel zevklerini vitrine koyarak ve insanlara parayla onları göstererek kendi sınıfsal konumunu, o metaları elde ediş şeklini hem aklıyor hem de idealize ediyor. Bilinç yoksa geçmiş olsun! Takdir ediyorsunuz, evet olan biten bu. O metaların değeri, o müzenin oluşturulması servetlerinde önemli bir orana denk gelmiyor ama epeyce para harcadıkları kesin fakat dediğim gibi onlara dokunmaz. 2006 yılında AKP’nin özelleştirdiği ve Zaman gazetesinin gram eleştiri getirmediği ihaleyi hatırlamak lazım. TÜPRAŞ dört milyar dolara Koç-Shell ortaklığına satıldı şimdi yılda 40 milyar dolar ciro yapıyor. Tüm İstanbul’u satın alıp müze yapabilir.

ANTİ-KOMÜNİZMSİZ ŞEREFSİZLİK KAMBERSİZ DÜĞÜNE BENZER!


Ben bir burjuva olacağım, işçi sınıfını sömürerek zenginleşeceğim, bu zenginlikle kendimi oyuncaklar alıp onları müzeye koyacağım sonra da anti-komünizm yapmayacağım…Mümkün değil. Koç Müzesi de yapıyor tabi ki. Demirel, Özal, Ecevit gibi burjuva siyasetçilerin eşyalarını sergilemek bir yana direk olarak da yapıyor. Resimdeki araba örneğin. Trabant marka araba bu. Sosyalist Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde üretiliyordu ve üretildiği oranda halka bedava veriliyordu. Günümüzdeki arabaların kalitesine uzaktı ama iş görüyordu. Dediğim gibi kamucu bir anlayışın ürünüydü. Koç Müzesi’ndeki levhalarda yerin dibine sokuluyor “Trabi”ler. Berlin Duvarı’ndan bir iki parçanın da eşlik ettiği stantta “komünizmin çökmesi” bokta boncuk bulunması edasıyla anlatılıyor. Trabi’nin yanına Cadillac’ı koymuşlar. 16 milyon nüfuslu Demokratik Almanya Cumhuriyeti üç milyon Trabi’yi üretip bedava halkına dağıtmıştı. Peki kaç kişinin Cadillac’ı var? Veya kaç kişinin Renault Clio’su var? Sultanbeyli-Üsküdar arası çalışan 11ÜS, Beykoz-Kadıköy arası çalışan 15BK günde kaç kişiyi balık istifi taşıyor?

Evrim Süreci belanızı versin sizin!

Reel sosyalist ülkeleri “eleştirmek” için yanıp tutuşan burjuva olmayan insanlar, Evrim Süreci sizin belanızı vermesin ama size akıl fikir nasip etsin.

Türk milli takımının Sovyetler Birliği’ni 1-0 yendiği maçın büyük boy renkli gazete sayfasını sergileyen Rahmi Koç’la gidin sosyalist ülkeleri “eleştirin” bakalım. Bayılacaktır kendisi.

Bir de şu var: Teknolojiyi ortaya çıkaran bilim-teknik nasıl bir şeydir? Her şeyin olduğu gibi onun da ideolojik bir arka planı vardır ve o da her şey gibi egemen sınıfın askeridir. Yani bugün ayılıp bayıldığımız teknolojik gelişmeler, ilerlemeler egemen sınıf olan burjuvazinin emrindedir, ona destek verir. İlerlemeye küsen Marksist olamaz ama bunu bilelim. Ve düşünelim, bu bilim-teknik kamucu bir anlayışın elinde olsa neler yapılırdı acaba? Nasıl bir hayatımız olurdu? Kaynakların planlı bir şekilde emekçi halkın çıkarı için harcanması durumunda belki de Koç Müzesi’ndeki objelere kıçımızla bile bakmazdık.

Çok farklı duygularla gezdim bu müzeyi. Bir kapitalizm pornosu izlediğime kanaat getirdim. Sansürcü olarak anılmak pahasına da olsa bu pornoyu yasaklayacağız. Halkın ahlakını bozuyor çünkü. Yerin dibine batsın!

Bu yazı Alman Demokratik Cumhuriyeti, burjuvazi, Kapitalizm, Koç Müzesi, Trabant, Trabi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.