Evlilikle İlgili Düşüncelerim

nb

*Bence yorum yapmayınız ama illa ki yapmak istiyorsanız yorumlara cevap vermeyeceğimi önceden bilmelisiniz.

*Bence en romantik ve en devrimci birliktelik şekli nikahsız birlikteliktir.

*Evlenmeyi “düşünmüyorum” çünkü klasik bir insan değilim. Klasik bir insan evlenmeyi “düşünür” ve bunun için bir takım projeler geliştirir. Ne bileyim etrafa haber salar veya etraftan gelen iki milyon çağrıya kulak verir falan. Nikahsız birliktelik dedim ama gayet gerçekçiyim. Bunun çok zor bir şey olduğunun farkındayım. Böyle bir durumda erkeğin her zamanki gibi tuzu kuru olmaya devam edecektir, bütün pisliklerle kadın mücadele etmek zorunda kalacaktır. Bu konuda kararın kadına bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Sevdiğim, ayrılmak istemediğim bir kadın olursa ve o isterse evlenirim ama evlenmek için bir proje geliştirmem.

*Evlilik bence bitmiş, iflas etmiş ve uzatmaları oynayan bir kurumdur. Uzatmaları oynuyor derken bizler onun yıkıldığını görmeyeceğiz. İnsanlık tarihi düşünüldüğünde evlilik uzatmaları oynuyor demek istiyorum.

*Gözlemim ve teorim şudur ki daha önce evlenmemiş kadınların %100’ü, erkeklerin de %99,9’u evlenmek istiyor. Suçtur demek istemiyorum. İnsanlar geri zekalı değillerdir. Kendilerine söylenen ve yapılması gereken şeyi iyi anlamaktadırlar. Evliliğin bazı avantajları da vardır.

*Evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve boşanmış insanlar evliliğe biraz daha gerçekçi yaklaşabilmektedirler. Az ama…

*Şu anda Türkiye’de boşanma oranı %20’dir. Bu oranı son 15, 20 yılda ulaşılmıştır. Ondan önce bin yıllar boyunca bu oran %1 falan civarlarındaydı. Ne kadar önemli bir değişime denk geldiğimizin farkında olalım lütfen. Peki, ne oldu? Birincisi ne olursa olsun tarih akmaya devam ediyor ve toplumlar değişiyor. Hiçbir şey aynı kalamaz. Ayrıca kadınlar daha fazla ekonomik faaliyet içerisine girmeye başladılar ve o rezil erkekleri çekmemeye başladılar. Bu bir çığ etkisi yarattı. Çünkü görmek, değişim için gerekli olan en önemli şeylerden biridir. Bu oran önümüzdeki 30 yılda %50’ye çıkacak, göreceksiniz! Ne olursa olsun bunun önüne geçemeyecek.

*Boşanma oranı hiçbir gelişmiş kapitalist ülkede %40’ın altında değildir. Bir numara %71’le Belçika’dır. Avrupa’da %60’larda olan yedi tane ülke vardır. Bunun sebebi ekonomik ve toplumsaldır. Bazı mankafalar bu durumu “ahlaksızlık” olarak değerlendirecektir. Olay büyük oranda ekonomiktir. Sonra toplumsaldır. Bunların hepsi 30 yıl içerisinde burada da yaşanacaktır. Diziler falan değildir bu durumun sorumlusu. Toplum ve ekonomik yapısı değişmektedir. Haberleşme olanakları korkunç derecede artmaktadır ve kapalı toplumlar hızla çözülmektedir.

*Amerika’da nikahsız çift sayısı evli çift sayısını geçmiş durumdadır.

*Evlendirme faşizmi diye bir şey vardır. Örtük faşizm türlerinden biridir bu. İnsanlara fikirlerini sormaz, dahası bir fikir geliştirmelerine müsaade etmez.

*Evlenmemiş insanlara sorunlu, eksikli, kusurlu muamelesi yapılır toplum tarafından. Herkesin evlenmek istemesinin en önemli sebebi budur. Bu toplumla uğraşılmaz. Bu toplum tarafından anormal bulunmak çok az insanın kaldırabileceği bir şeydir.

*Birisini sevmek, hep onunla beraber olmak istemek romantik bir şeydir ama işin içine bir sürü bilim dışı ve “ahistoric” ritüeli sokmak romantik değildir. Bana göre.

*Türkiye bir “aradığını bulamamış ama tiyatro yapan insanlar” cennetidir.

*Evlenme adetlerinde ve ritüellerinde kadını aşağılayan içeriklere hiç girmeyelim. Bunların farkında olan insan sayısı da çok az ayrıca.

*Evliler kendi aralarında konuşurlarken sürekli şikayet ediyorlar, çoğunun da gözü dışarıda ama ortama bekar biri gelince hemen evlendirme faşizminin oklarını ona yöneltiyorlar. Laf sokuyorlar, sinir bozuyorlar, o kişinin kendisini kötü hissetmesi için ellerinden geleni yapıyorlar, kendi evlilikleriyle ilgili çiçek gibi bir tablo çiziyorlar.

*Bir klasik insan dili vardır. Herkesin evlilikle ilgili aynı düşündüğünü varsayan bir dildir. Duyunca düzeltmek istiyorum ama kırıcı olmamak için yapmıyorum.

*Bir ilişkiye istenmeyen, arzu edilmeyen toplumsal unsurları bulaştırmama konusunda ne kadar çok cesur ve kararlı olursanız o kadar çok mutlu olursunuz. Büyük konuşuyorum, istemediğim, arzu etmediğim hiçbir insanla görüşmem, sosyalleşmem ben. Tabi bu bir mücadele başlığıdır ama insanlar bir sürü mücadele başlığı varken bununla da uğraşmayı tercih etmiyorlar fakat bence bir süre dayanılırsa sonra hayatta daha mutlu olunur.

*Mutlu olmak için mücadele etmek gerekiyor ama bunun kolay ve çekici bir şey olmadığını gayet iyi biliyorum.

*Evlilik, kabaca, özel mülkiyetten sonra siyasallaşmıştır. Bütün kurumlar gibi. Yine de antropoloji biliminde evliliğin net bir şekilde tarifinin yapılması tartışmalı bir konudur. Birçok toplumda antropolgları abandone eden evlilik şekilleri gözlemlenmiştir. Batılı, “oryantalist” bir bakış açısıyla yapılan evlilik tarifi her ne kadar sinir bozucu olsa da dünyanın büyük çoğunluğuna kendisini dayatmıştır. Kendisi şimdi bu modeli yıkmaktadır.

*Düğünleri severim. Daha doğrusu eğlenen insanları görmeyi severim. Düğünlerde “evlendirme faşizmi” azıya aldığı ve laf sokacak bekar insan aradığı için, bekar insanlar genelde düğünlerde gerilirler.

*Düğünlerde aranmak ve bulmak sık olan bir şeydir. Öğrendim ki bir genç kadın ikide bir makyaj tazeleme bahanesiyle tuvalete gidiyorsa arzı endam etmek içinmiş. Halaylar, oyunlar da en iyi arzı endam fırsatı sunan platformlarmış.

*Aslında insanların evlenecek insan bulmak umuduyla çeşitli yöntemler geliştirmesini ayıplamamak lazım. Hepsi aynı yere çıkıyor.

*Mantık…Gayet anlaşılır ve mantıklı. Bir şeye sahip olmadığı özellikleri yükleyerek sürekli tiyatro yapmak ise bana göre mantıksız. Böyle düşünen çok az insan olduğunun farkındayım.

*Mümkünse ritüelsiz bir hayat istiyorum. Devrimler tarihi ile ilgili olan ritüeller sorun değil. Devirebileceğim bütün ritüelleri devireceğim ama hepsini yapabileceğimi zannetmiyorum. Ne alaka? Evlilik ritüel bombardımanı.

*Yanılsama dünyasından çıkmak faydalı bir şey midir? Gerçekle yüzleşecek kadar donanımlı, kararlı ve cesursak çok faydalı bir şeydir ama bunu yapamayacaksak yanılsama dünyasında devam edelim.

*İnsanların ne dediği, ne düşündüğü önemli midir? Bunu yüzde yüz yenmiş bir birey zor bulunur ama bir şeyler iyiye gidecekse, bir şeyler düzelecekse; bu, insanların ne dediğini takmayan, giderek onların söylediklerini onların ağızlarına tıkayacak olan bireylerin artmasıyla olacaktır.

*Evlilik kurumu aslında Türkiye’de ironik bir hal almıştır. Kadınlar için aslında bir açıdan özgürleştirici bir şeydir evlilik. Bekar bir kadının, büyük bir mücadeleye girmeye motive değilse uğraşacağı o kadar çok unsur vardır ki…Evlendiği zaman büyük oranda bir insanla didişir. Üstelik bu didişmeden galibiyetle ayrılma ihtimali daha çoktur. Güzel yanları da olabilecektir. Bir kişiye isteklerini, duyarlılıklarını kabul ettirmek 18 kişiye kabul ettirmekten daha kolaydır.

*Bir insanın sosyalist, komünist, Ateist falan olması evlilik konusunda “klasik insan”dan farklı düşünmesini sağlayacak bir garanti anlamına gelmemektedir.

*Bakireliği önem veren kişi hayatımdan hemen çıksın gitsin! Şimdi, hemen, derhal…

*İlyas mı Cemşit mi? Kadın ve erkek için ortak söyleyebileceğimiz şeyler vardır: Hemen hemen herkes İlyas’lara ilgi duyup Cemşit gibilerini hayatlarına dahil etmek ister. Özellikle kadınlar bu konuda haklıdırlar çünkü kadın olmak çok zordur. Bir sürü şeyle hayatları boyunca uğraşmaktadırlar. Tüm bunların üstüne bir de İlyas tarafından değersiz hissedilmek onlara fazla gelir.

*Sovyetler Birliği’nde durum nasıldır? Devrimin ilk yıllarında evlilik kurumunun o anda mevcut halinin üzerine gidilmek istenmiştir. Özellikle kadın Bolşevik militan Kollontay’ın yazdıkları okunmalıdır. İlk yılların idealleri çabuk pes etmiştir ve geleneksel aile kurumunun üzerine çok fazla gidilememiştir. Kazın ayağı öyle değildir. Ülke yönetmek zor bir şeydir çünkü. 2. Dünya Savaşı’nda çoğunluğu erkek 25 milyon vatandaşını kaybedince bu konuda özel olarak yapılabilecek bir şey kalmamıştır. Dünyada kadına ilk olarak kürtaj hakkını veren ülke sonra bunu yasaklamak zorunda kalmıştır çünkü insan lazımdır.

*Boşanmak dünyanın sonu değildir. Milyonlarca insan boşanır, sevdiğinden ayrılır falan. Her boşanmış ailenin çocuğu sorunlu olacak diye bir şey de yoktur. Gelir durumu çok önemlidir. Topluma kendini ezdirmemek de önemlidir.

*Şu anda kirli bir toplumda yaşıyoruz. Bu kirlilik hayatın her alanına bir şekilde yansır. Az veya çok. İlişkilerimizi bu kirlilikten yüzde yüz muaf olması düşünülemez ama sevmek insani ve yüce bir duygudur. O yüzden seviyoruz. Bu işlerin sorunsuz olabilmesi için politik devrim ardından yüz senede gerçekleşecek olan zihinsel devrim olmalı diyorum. Politik devrimden önce de özellikle erkekler kendilerine biraz daha çeki düzen verebilirler diye düşünüyorum.

*Peki birisini sevip onunla evlenmek isteyemez miyiz? Evliliğe sevdiğimiz kişiyle sürekli beraber olabilmek için bir araç olarak yaklaşırsak bence sorun yok ama ona hiç de sahip olmadığı romantik ve yüce anlamlar yüklemek bence yanlış bir tutum. Evlilik, onu ortaya çıkaranlar tarafından; siyasal, toplumsal ve iktisadi bir kurum olarak düşünülmüştür. Böyle düşünüyorsanız aynı yerdeyiz.

Bu yazı Diğer, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.