Ömer Kavur Sineması: Ana Akım Kenarında Bir Auteur 2

16x9_karslasma

Dün birinci bölümünü yazdığım yazının ikinci bölümüyle karşınızdayız…

Ömer Kavur sinemasından biraz bahsetmiştik. 1974 yılında “Yatık Emine” filmiyle sinemaya adım atan Ömer Kavur, 1987 yılında çektiği “Anayurt Oteli”yle beraber ana akım sinemayla vedalaşmıştı ve kişisel bir sinemaya yönelmişti. Kendisi bir röportajında bu tarihten önceki filmlerini tam olarak benimseyemediğini ifade etmişti. Zaten aynı sene çektiği “Gece Yolculuğu” filminde de yapımcıların sıkıştırdığı yönetmenin bu tacizlerden bunalıp iç dünyasına doğru bir yolculuğa geçmesini görüyoruz. Otobiyografik ama aktüel bir otobiyografik film…

Şimdi kronolojik sırayla filmlerini inceleyelim:

“Yatık Emine” – 1974

Ömer Kavur’un bir üst orta sınıf aileye mensup olduğunu ve bunun sayesinde Paris’te sinema okuyabildiğini hatırlatalım. Paris’ten döndüğünde kafasında sinemaya dair bir şeyler vardı yani… Fakat Yeşilçam geleni bünyesinde eritme potansiyeline sahipti. Teknik olarak bir Yeşilçam filminden hiçbir farkı yoktur. Başroldeki kadını yine Jeyan Mahfi Tözüm konuşur. Hiçbir dünya sinemasında örneği görülmeyen o parlak/tuhaf görsellik vardır. Paris’te sosyalizmle de tanışır Ömer Kavur. Bu politik yönelim “sanat sineması”na başlamadan önceki filmlerinde fazlasıyla görülür. Ömer Kavur’un edebiyatla ilgisinin de altını çizelim. İyi bir edebiyat ve felsefe okurudur. Filmlerinde uyarlamalar da vardır. Ben sinemada edebiyat uyarlamasına kategorik olarak karşıyımdır. İyi örnekleri (ki bu gerçekleşiyorsa sürprizdir) olduğunu kabul etmekle beraber kategorik olarak karşıyımdır sinemada edebiyat uyarlamalarına… Bu film de Refik Halit uyarlamasıdır. Dünkü yazıda bahsettiğim yabancılaşma teması bu filmle başlar. Kasabaya (lokal faşizm alanı) sürgün gelen Emine’nin kötü yola düştüğü ifade edilir. Yeni gelen bu yabancı elbette önce bir reddiye yer sonra da hırpalanmaya başlar. Kimdir hırpalayanlar? Eşraf… Erkekler olduğunu belirtmeye gerek yok. Osmanlı toplumunda geçen bu hikayede eşraf iktidarının halka ve de onun kadınlarına istediklerini yapabildiklerini görüyoruz. Bu arada senaryoyu Turgut Özakman’la beraber yazmışlar ve senaryo bir iki kez sansürden geri dönmüş. 1974 Yeşilçam koşullarında az da olsa dokunduran bir film. Hikaye Haymana’da geçiyor ama çekimler Bursa’nın Cumalıkızık köyünde çekilmiş olabilir. Ömer Kavur sineması üzerine yazı yazmak için izledim. Youtube’da 1,5X’te izledim. Ölüp, bitmiyorsanız izlemeyin.

“Yusuf İle Kenan” – 1979

Türk sinemasında çocuk oyunculara başrol verilmesi olayı çok azdır ki bu riskli ve zor bir iştir. Çünkü çocuklar her şeyi yarım yamalak yaparlar. YİK dışında bir çocuk filmi… Hatırlamıyorum. Hatırlayan varsa yazsın. İki başrol oyuncudan biri Cem Davran yürümüştür ama diğeri yani Tamer Çeliker adlı oyuncu sadece bu filmle kalmıştır. 1979 yılında TR’de sol içerikli filmler revaçtaydı çünkü sol siyaset revaçtaydı. Mekana ulaşan ve hırpalanmayı bekleyen yabancı bu sefer iki çocuk. Bu çocukların akıllı olanını solcular sahipleniyor, akılsız olanına ise ülkücü lümpen mafya kancayı takıyor. Hırpalanmak budur o halde. Ömer Kavur’un en iyi filmlerinden biridir. Şablon sol söylemler hariç olgun ve dinamik bir filmdir. Bu arada başrolde olmayan diğer bir çocuk oyuncu Böcek adeta döktürüyor. Yıllar sonra “Kaygısızlar” adlı dizide Eleman rolüyle karşımıza çıkacaktı. Çarpık rolündeki oyuncu Hakan Tanfer ise Küçük Emrah filmlerinde Emrah’ı seslendiren oyuncudur. Ömer Kavur’un aynı oyuncularla sık sık çalıştığını yazmıştık. Çarpık “Ah Güzel İstanbul”da muavin rolüyle tekrar karşımıza çıkıyor. Falkonetti adlı psikopat karakteri oynayan oyuncu da yine bazı diğer Kavur filmlerinde karşımıza çıkıyor.

“Ah Güzel İstanbul” – 1981

Aslında Kavur’un, kendisine göre, en kötü filmidir ama gişede en başarılı olmuş filmidir. Neden acaba? Elbette cinsellikten dolayı. Müjde Ar bir fetiş olmuştur Türk sineması seyircisi için. Ve o fetişlik bu filmle başlamıştır. Bu rol ilk önce Türkan Şoray’a teklif edilmiştir ancak o dönemdeki sevgilisi Rüçhan Adlı Şoray’ın bu sahnelerde oynamasına izin vermeyince rol Müjde Ar’a teklif edilmiştir ve sonrasında Müjde Ar 80’lerin fetiş kadını olmuştur. Bu mevzuları Müjde Ar ve Türkan Şoray’la ilgili yazdığım yazılarda ele almıştım. Bir genelev kadına aşık olan kamyon şoförü, kadını evine getirir ve SPOILER vermekte bir sakınca yok, yürümez elbette. Bu sefer yabancı bir genelev kadınıdır ve zaman temasını da ufak ufak görmeye başlarız. Erkeğini bekleyen kadın zamanın karşısında çaresizdir. Kötü film…

“Kırık Bir Aşk Hikâyesi” – 1981

“Entel sineması” diye küçümsenen bir sinema vardır. 90’ların ilk yarısına tekabül edenleri gerçekten kötü filmlerdir ama bu tabir altındaki okuma, bilinçlenme, aydınlanma düşmanlığını görmezden gelemeyiz. Bir de düşünme tembelliğini… Düşünmek zor gelir homo ortalamus’a. Bu film “entel sineması”nın yavaş yavaş kendisini hissettirmeye başladığı bir filmdir. Evlenme çağını geçmiş edebiyat öğretmeni büyükşehri bırakıp Ege kasabasına tayin istemiştir. Farklı olan bu sefer hırpalanmayacak gibidir. Fakat kendisi kaçınır. Yerlilerden ve nişanlı olan adamla ilişkiye girmesi kabul edilemez elbette. Adamla aralarındaki kültür seviyesi farkı da işlerin kısa sürede bozulmasına neden olur. Klişelerle dolu ve vasat bir film. Tema müziği unutulmazdır. Sanırım birisi o müziğe söz yazmış. Çok saçma bir hareket. Baktım, Jehan Barbur’muş. Neden ihtiyaç duyarlar ki böyle saçma şeylere?

“Göl” – 1982

Ömer Kavur polisiye ve gerilime de ilgi duyar. İşte İngilizcesi “thriller” olan psikolojik gerilim denen türden bir film… Ama elbette ki tırt bir film. Göller de sıkça Kavur filmlerinde karşımıza çıkar. Bu sefer göl gerilimin ana mekanı. Ölen eşine saplantılı derecede bağlı olan adam deliliğin sınırlarında gezinmektedir. Bir Türk filmi izliyoruz: Ona tıpatıp benzeyen (aynı oyuncuya oynatılmış) kadın kasabaya varınca olaylar gelişiyor. Güç ilişkileri yine “Yatık Emine”deki gibi devreye giriyor. Eğirdir Gölü’nde çekilmiş…

“Amansız Yol” – 1985

Bana göre de en kötü filmi budur. Filmin büyük bir bölümü yolculuk olarak geçiyor. Ve de benim en sevdiğim şehirlerden biri olan Mardin’e gidiyorlar. Dinamik olması beklenir. Fakat öyle değil. Sıkıcı bir film. Bir de dikkatimi çekti, Zuhal Olcay film boyunca sürekli ağlak bir tonda konuşuyor. Yani dokunsan ağlayacak derler ya öyle bir ruh halinde ve o ruh halini yansıtan bir ses tonuyla konuşuyor. Bir sinema rekoru olabilir bu.

“Körebe” – 1985

Ömer Kavur’un ana akım sinemadaki son filmi. Bir polisiye gerilim. Bu filmi çocukken televizyonda izlediğimi ve çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bir çocuk kaçırma hikayesi. Kovalamaca… Türkan Şoray bu filmi neredeyse lohusa hali devam ederken çekmiştir. Çok kilolu görünür. Bu durum Atilla Dorsay’ın TŞ kitabında bir eleştiri konusuydu. Filmle ilgili başka bir şey söylemeye gerek yok.

“Anayurt Oteli” – 1987

Bu filmi yıllarca aradım. Bazı anketlerde gelmiş geçmiş en iyi Türk filmi seçilmişti. 2000’li yıllarda, paylaşımcılık bu kadar gelişkin değilken bu filmin yıllarca peşinden koştum. Sonra filmi bulamıyorum bari romanını okuyayım dedim. Romanı okudum. Tam o esnada filme de ulaştım. Elbette her edebiyat uyarlaması gibi zayıftı. Başlı başına bir film olarak ele alınırsa döneminin ilerisinde bir filmdir ve Ömer Kavur’un artık kendi yolunu çizdiği bir filmdir. Ama bir Türk filmidir. Zayıftır her türlü. Film Nazilli’de istasyon meydanında çekilmiş. Bu yaz Aydın’a gideceğim çünkü karımın ailesi Aydın’da yaşıyor. İlk iş olarak filmin çekildiği oteli bulacağım. Zebercet ismi kadar anti-kahramanlığa gidecek bir isim olamaz diye düşünüyorum.

“Gece Yolculuğu” – 1987

Aynı sene ilk “sanat filmini” de çekiyor Kavur. Fethiye Kayaköy’de geçer olaylar. “Kariyeri boyunca aynı filmi çekmiştir.” dedim ya, örneğin Kayaköy’e varmadan KBAH’nin geçtiği Ayvalık’a uğrar. Kim? Sanat filmi çekmek isteyen piyasa yönetmeni… 12 Eylül döneminde kardeşi öldürülmüş olan insan… Kavur için bir nevi deklarasyon filmidir. Artık ne yapmak istediğini deklare eder. Film ele aldığı temalar bakımında birçok insana sıkıcı gelecektir. Yaratıcılık bunalımı çeken sanatçı ve entel muhabbetleri bayar milyonlarca insanı… Yeşilçam etkileri yoğun bir şekilde filmde mevcuttur. Filmdeki manzaralar çok hoş. Bir sanat filmi olarak ise B sınıfı bir sanat filmi.

“Gizli Yüz” – 1990

Bence Ömer Kavur’un en iyi filmi. Çok sevdiğim Balat, Safranbolu ve Kastamonu’da geçiyor. Bir Faust uyarlaması. Bu filmi izleyen Gencer Başkanın Goethe’yle ilgili yaptığı “Sonra bana gelmeyin. Goethe” esprisini paylaşsam mı? Bu yazının ciddiyetiyle bağdaşmıyor ama aklıma geldi ve yazdım. Belki yazı bitince silerim. Bu filmin sürprizi senaryoyu Orhan Pamuk’un yazmış olması. Birkaç ay içinde OP okumaya başlayacağım. Vurulacağımı hissediyorum. Tam olarak bir edebiyat uyarlaması sayılmaz bu film. “Kara Kitap”taki bir kısa bölümden hareketle çekilmiş. Asıl Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” romanını yazarken bu filmden esinlendiği iddia ediliyor. Bilmiyorum ikisini de okuyup göreceğim. Tanpınar’ın SAE etkisi filmde mevcut. Film olarak ise gerçekçilik sorunundan muzdarip olmasa listelerde üstlerde yer almayı hak eden bir film olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

“Akrebin Yolculuğu” – 1997

Uzunca bir süre film çekmemiş Kavur. 1995 yılında kolektif bir filmde yer almış. Bu tür filmleri hiç sevmem. Yedi, sekiz yönetmene 20 dakikalık bölümler çektiren kolaj filmleri yani… Ben kısa film de sevmem. AY çok sevdiğim bir ilçe olan Göynük’te geçtiği için benden artı puanla başlıyor. İlgiyle izledim filmi. Yeşilçam etkileri artık neredeyse minimuma inmiş. Varoluşsal sorgulamalar ve felsefik alt metinler filmde mevcut. Mehmet Aslantuğ gibi karizmatik ve iyi konuşan birisinin saat tamircisi rolüne gitmediğini belirtmem gerekecek. “Göl” filminde selam duruş var burada da… Bir kadına saplantılı derecede bağlı olmak… GY’de de vardı o tema. GY’de “Sevmek Zamanı”na saygı duruşu da vardı. İkinci en sevdiğim Kavur filmi…

“Melekler Evi” – 2000

Bu sefer Kavur polisiye gerilim çekmek istemiş. Tıpkı “Körebe”de yaptığı gibi. Fakat oldukça başarısız bir film. Egzotik görüntüler haricinde izlemek için pek bir sebep sunmayan bir film. Bu arada filmlerdeki ölme, öldürme, kavga ve sevişme sahnelerine çok dikkat ederim. İyi filmin tarifini yaparken bunlar benim için önemlidir. Ömer Kavur genel olarak bu tür sahnelerde çok kötü. Her Yeşilçam yönetmeni gibi…

“Karşılaşma” – 2003

Ömer Kavur’un son filmi pek beğenilmese de ben filmi beğendim. Bozcaada’da geçiyor film. Aslında bir mekana gelen ve o mekanla çelişen insan temasını çok seven Ömer Kavur, bir ada filmi çekmek için neden bu kadar geç kaldı anlamak zor çünkü bu olay en iyi adada olur. Adada kaçamazsın. Bir adada yaşamayı asla istemezdim. Lokal faşizm en iyi adada olur herhalde. Aslında lokal faşizm yörenin nüfusuyla ve sosyolojik yapısıyla direkt olarak alakalıdır ama ada da sembolik olarak lokal faşizm için çok iyi mekan oluşturur. Gizemli geçmiş, gizemli kadın, suç, ölüm… Tam bir Ömer Kavur filmi. Üstelik eli yüzü düzgün. Sevdim bu filmi…

12 Mayıs 2005 tarihinde ölmüştür!

Elimizde ele almaya değer bir sinema bırakmıştır. Biraz daha geç doğmuş olsaydı daha iyi işler çıkaracaktı eminim. Kendisini saygıyla anıyorum.

 

 

 

Bu yazı Sinema, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.