Sosyal medya üzerine düşüncelerim

Sosyal medyayı nasıl tarif edebiliriz?

İnternette tanımları mevcut.

Sıradan bireylerin yazılı veya görsel üretimlerinin, paylaşımlarının; diğer bireylerce görülebildiği, yorumlanabildiği, paylaşılabildiği sanal platformlar.

Kesin bir bilgim yok ama sosyal medyanın ilk örnekleri Türkiye’de görülmüş olabilir.

1999 yılında Ekşi Sözlük adlı İnternet sitesinin ilk sosyal medya örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Ekşi Sözlük’ün Türkiye toplumuna yaptığı muazzam etki koskoca bir yazının konusu olabilir.

Resmen sosyal medya işte. Yazıyorsun aklından geçenleri, birileri de görüyor. Altında sana küsküyü yedirtiyor.

Aynı yıllarda açılan bir de itiraf.com adlı site de sosyal medyanın ilk örneklerinden biri sayılabilir. O zamanlar İnternet çok pahalı olduğu için 145’den girip, bütün sayfaları sırayla tıklar sonra çevrimdışından okurdum. O modem sesi unutulmazdı.

Sonra bloglar geldi. Klasik medyada yer bulamamış ve asla bulamayacak olan yaratıcı yazarlar bloglarda yazmaya başladılar. Ben de yaratıcı olmasam da sekiz senedir bu bloglarda yazıyorum. Bir ara her gün baktığım sekiz, dokuz tane blog vardı.
Forumlar da yine o masum yılların sosyal medya araçlarındandı. Belirli konularda (bilgisayar, seyahat, sol siyaset, yemek, havlu kenarı, her şey, porno gibi) insanlar bilgilerini paylaşıyordu. Hala bazı konularda Donanım Haber forumuna danışırım. Bu forumlarda şimdiki gibi ileri geri konuşmalar da pek olmazdı. Adı üstünde bilgilendirme yapmanız veya bir üretimde bulunmanız gerek.

FACEBOOK GELİYOR

İşin bokunu Facebook çıkardı.

Hepimiz içimizdeki ilkellikleri, gelişmemişlikleri, ırkçılığı, yobazlığı, kadın düşmanlığını açığa çıkarmak için Facebook’u bekliyormuşuz demek ki.

İlla o 2000 kişiye ayarı vereceğiz, illa o anneye, o kadına bir şey sokacağız, illa o saçma sapan keps’i paylaşacağız, illa o yüz yıllık sembolü profil fotoğrafı yapacağız…

Facebook’a Türkiye’de ilk üye olanlardanım. O zamanlar ne olup bittiğinin farkında değildim elbette.

Facebook Türkçe olunca dananın kuyruğu koptu.

Şimdi burada biraz duralım.

İnsanların sevdiklerinin resimlerine bakması, bir takım etkinlikleri kolayca örgütlemeleri, bir takım görsellerle hoş vakit geçirmeleri, iyi yazıları okuyup bilinçlenmeleri kötü bir şey mi?

Soyutlama yapacağız şimdi.

Zaman zaman gerekiyor.

Kapitalizm bireyci, mutsuz ve sığ bireyler ortaya çıkarmak ister. Toplumsal örgütlenme modeli de zaten böyle bireyler ortaya çıkarır.

Sosyal medyanın burada nereye oturduğuna bir bakmayı öneriyorum.

Sosyal medyanın aydınlanma ve bilinçlenme getirdiğini, insanların artık gerçeklerden haberdar olduğunu iddia edenler var.

Doğruluk payı var. Evet bazı insanlar ana akım medya araçlarında asla göremeyeceği bazı haberleri sosyal medyada görebiliyor.

Fakat tablonun bütününe baktığımızda sosyal medya daha çok bir sığlaşma, bönleşme, soysuzlaşma getiriyor.

Bana göre Türkiye’deki en iyi sayfalardan olan Evrim Ağacı isimli sayfanın 250 bin takipçisi var. Ak Parti Gençlik Kolları adlı tarif etmekte zorlandığım sayfanın bir milyon 400 bin takipçisi var. Sendika.org 60 bin, Tayyip Erdoğan 7 buçuk milyon. Baran Doğan 22 takipçi, Yusuf Halaçoğlu 200 bin.

HÜLOOĞH VİDEOSUNU BİLİYOR MUSUNUZ?

Bizim izlerken bir insan nasıl bu seviyeye gelebilir, nasıl bir insanın kaba etinin kılı olduğunu söyleyebilir diye hayretler içinde kaldığımız o videolarla ilgili bir kamuoyu araştırması yaptım. Lokal bir alanda bir AKP kitlesine sordum o videoyu. Hiçbirinin haberi yoktu. 20 milyon seçmenden en fazla bir milyonu biliyordur o videoyu. Aynı şekilde ülkücülerin Koreli dövmesi. “Nasıl olur, hayret ediyorum” diyoruz ya…Bilmiyor, görmüyor.

BİLMİYOR, GÖRMÜYOR

Başka şeyler görüyor. Başka şeyle duyuyor. Duygusal dünyası bambaşka şeylerle (boş şeylerle) dolu. 15 yaşındaki çocuk “abi sizi Gezi olaylarında kullandılar” diyor. 40 yaşındaki kadın “onu bunu bırak Deaş Ka Pe Ce terör örgütünü kınıyon mu kınamıyon mu” diyor. Senin yapacağın  en az üç saat sürecek bilimsel konuşmayı dinlemek yerine en fazla dört cümleden oluşan keps’i okumayı tercih ediyor. Bir kere bile Kuran’ı okumamış “genç”, eylemlere giden, bu iş için parasını, vaktini ve belki kişisel geleceğini harcayan bizlere “maneviyattan yoksunsunuz” diyor. “Uyku” adlı sayfayı 185 bin kişi beğenmiş. 13’ü de benim arkadaşım. “AMK” adlı “kapalı” gruba 21 bin kişi üye olmuş. “Türk Olmak Şereftir” adlı sayfa 700 bin insan beğenmiş. Türk olmak için hangi taşı kaldırıp nereye taşıdın? John Lennon şerefsiz miydi?

Peki neden bu kadar popüler sosyal medya?

Kapitalizme bağlamakta sakınca yok.

Çünkü insanın aklına ve yüreğine apaçık bir saldırı olan bu sistemde çok geniş yığınlar mutsuzluk ve farkında olmasalar bile cahillik belasından muzdaripler.

Ayrıca hayatlar berbat olduğu için hemen hemen her birey öfke biriktirir ve bu öfkeyi kaynağına yani sisteme kusamadığı için kusacak bir mecra arar. Sosyal medya buna çok iyi hizmet eder. İşin bir diğer ideolojik boyutu da budur.

Sosyal medya çok ucuz ve kolay bir şekilde onlara ilgi odağı olma fırsatı verir.

İnsan ilgi odağı olmak, önemsenmek ister.

Acilde, hastanede, ameliyathanede, sınava girmeden önce neden çekin yapar bir insan?

Neden intihar etmeyi düşündüğünü yazar ve bekler?

Bir de insanlar “alengirli” işleri severler. Kendisini geliştirmek ve dünyayı güzelleştirmeye çalışmak zahmetli bir iştir. Onun yerine tanımadığı birileriyle küfürleşmek veya tanıdığı kişilere laf sokmak daha adrenalinli işler gibi geliyor.

Bir insanla oturup ilerletici tartışma yapmak zordur sosyal medyada onu yerin dibine sokmak daha alengirli bir iştir.

“Been mesaj atayım” gençlerin favori durumlarındandır.

Forumlarda “rep’i görelim beyler” vardı önceden.

Yazık gerçekten. Köşeye sıkıştırılmışız ve insanlar bize ilgi göstersin diye bekliyoruz.

Son olarak da göz kamaştırıcı dedikodu yapma potansiyelimizden bahsedelim. Bu sosyal medyadan önce de vardı. Kim ne yapmış, kim kime yazılmış, kim nereye gitmiş, kim ne giymiş…Bunlar için resmen ölüyoruz.

Fakat sosyal medyada olmalıyız.

Dünyayı değiştirmek, insanları değiştirmek, bilinçlendirmek, aydınlatmak (veya onlara hoş vakit geçirtmek) gibi düşüncelerimiz varsa sayımızın azlığına rağmen orada olmalı ve savaşmalıyız.

Ben de yazdıklarımla iddialı olduğum için buradayım.

Yazdıklarımın dünyayı değiştirme işinde az buçuk da olsa işe yarayacağını düşünüyorum. Bu üretimlerin mümkün olduğunca çok insana ulaşmasını istediğim için buradayım.

Böyle bir iddiam olmasa ardıma bakmaz çeker giderdim.

KISA KISA

*Birden fazla sosyal medya hesabı kaldıramam.

*Bence profil resmi bir tema olmalı.

*Sarkazm sosyal medya sayesinde altın çağını yaşıyor.

*Türkiye’de 35 milyon Facebook üyesi var. Avrupa’da birinci.

*Yılda on milyon kişi müze ve ören yerlerini ziyaret ediyormuş.

*Facebook’a “dislike” butonu gelince film kopacak.

*Youtube’un başında saatler geçirebiliyorum. Müzik videoları izliyorum.

*Wikipedia çoğu zaman işe yaramasına rağmen yalan yanlış bilgilerle de dolu.

*Ekşi Sözlük’te insanların birbirlerine verdiği ayarları hiç okumuyorum.

*Facebook tartışmalarında yorumları beğenerek tartışmayı kızıştıranlardan hiç hazetmiyorum.

*Facebook üzerinden tartışmaları da hiç sevmiyorum. Okuyup geçiniz. Varsa tartışmak istediğiniz bir şey yüz yüze gelelim veya özelden tartışalım.

*Takip ettiğimiz sayfalar alabildiğine sade ve nitelikli olmalı. Yoksa arada kaybolup gidiyor. Örneğin Gençlik Muhalefeti Ordu, Karabük, Üsküdar sayfalarını takip etmeye gerek yok. O arada Suriye Enformasyonu’nun çok önemli bir paylaşımı güme gidebilir.

*Twitter yani 140 karakter sınırı ve baş döndürücü hız, ideolojik boyutu anlamak açısından manidar.

*Devlet Bahçeli Twitter’da kimseyi takip etmiyor.

*Goygoy kontenjanından madde: Annemde ilk başlarda “Enter” olayı yoktu. Kullanıcı adı ve şifreyi yazıp bekliyordu.

İyi günler.

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.