Top 16 Karakter Odaklı film

robert-de-niro-gulusu_197032

Tarantino’ya göre hiçbir film, “Taxi Driver”ın yapabildiği kadar bir karakterin iç dünyasını derinlikli bir şekilde analiz edemez…

Ben de öyle düşünüyorum. O zaman böyle filmlerden bir seçki oluşturayım dedim. Karakter odaklı film derken neyi kastettiğimi biraz daha açmam gerekiyor. “Kabaca” bir film ya karakter odaklıdır ya da hikaye odaklıdır…Kabaca diyorum çünkü “ya X ya Y” gibi önermeleri çok nadiren doğru bulurum ben. Hayatta büyük oranda gri alanlar vardır. Zaten olayları, kişileri, tarihi yargılarken eğer diyalektik yöntemi kullanacaksanız “ya şu ya bu” tipi değerlendirmelerden kaçınmamız gerekir.

Karakter odaklı filmler vardır, hikaye odaklı filmler vardır…Ee, hayattaki ufak ayrıntılara odaklanan filmler de vardır…İki karakterin arasındakilere odaklanan filmler de vardır…Vardır da vardır!

Karakter odaklı filmler genelde sarsıcı olurlar ve karakterlerin eksikli yanlarıyla ilgilenirler. Karakterler çoğunlukla anti-kahramandırlar. “Gladiator” gibi filmlerle (her seferinde ilgiyle izlerim) burada ilgilenmiyoruz. Hatta bu karakterlerin çoğu “fena” karakterler. Psikopatlar, narsistler, şizoidler, şizofrenler, sapkınlar falan…

16- Cast Away.

Filmde neredeyse bir karakter var zaten. Modern bir Robinson Cruzoe hikayesi. Chuck Noland (Tom Hanks) ıssız bir adaya düşer. Karaktere odaklanmak için bundan daha iyi bir kurgu olamaz herhalde.

15- İklimler.

Bu filmi alıp almamayı çok düşündüm çünkü burada olay örgüsü de film üzerinde epeyce söz sahibi. İsa (Nuri Bilge Ceylan’ın kendisi oynuyor) ismi sembolik olarak seçilmiş olabilir mi? Eğer öyleyse bu iddialı isimin odaklanmayı hak edecek bir iç dünyası olmalı. Var bence…

14- The School of Rock.

Jack Black’in başarmaya çalıştıklarına bakarsak tüm filmin onun iç dünyasında gezintiye çıktığı fikrine itiraz edemeyiz.

13- Paterson.

Otobüs şoförü Adam Driver…Bu filmlerdeki karakterlerin isimlerinin seçimleri de başlı başlına bir yazı konusu…Adam’ın klişelerle dolu hayatını ilgiyle izledim ben. Jim Jarmusch’un tarzının alıcısıysanız ve bu, 12.658 kişiden biriyseniz kaçmayacak bir film. İlginçtir filmi izlerken Adam’ın klişelerine siz de bağlanıyorsunuz.

12- Tabutta Rövaşata.

Mazlum’un ne yapmaya çalıştığını, ne hissettiğini anlamaya çalışmakla geçiyor film. Neredeyse epik bir film.

11- Crimson Gold.

Gerçek hayatında da bir şizofren olan pizza dağıtıcısı Hüseyin adım adım çizginin öteki tarafına geçiyor ve biz de bunu izliyoruz. Çizginin öteki tarafına geçmek deyimi bu yazıda sanırım çok kullanılacak.

10- Rıza.

İşte anti-kahramanın dibi…Kamyonundaki ipoteği kaldırmak isteyen Rıza, neler neler yapıyor öyle ve bizleri de vicdan testine tabi tutuyor. Kimlerine göre hiç test falan yoktur ve allah belasını versindir…

9- Into the Wild.

Şu doğaya yerleşme, doğaya geri dönme, organik tarım işleri falan bana hiç mantıklı gelmez. Bu, gerçek bir hikaye. Alexander Supertramp Horward diploması da dahil olmak üzere her şeyi bırakıp doğaya geri dönüyor. Fikir yanlış, film güzel.

8- Sonbahar.

Devrimci mücadelede bedenen yenik düşmüş Yusuf, Artvin Hopa’ya geri dönüyor ve son günlerinde ona odaklanıyoruz ve çok önemli şeylere tanık oluyoruz, evrensel mesajlara ulaşıyoruz bence.

7- The King of Comedy.

Bir “Taxi Driver” değil ama Scorsese’nin bu “underrated” filminde Rubert Papkin bence dünyayı kurtarmaya teşebbüs ediyor  Bu filmin özel hayranlarıyla ayrı bir cumhuriyette yaşayabilirim.

6- Bekleme Odası.

A: Ben sizin filmlerinizin büyük bir hayranıyım Ahmet Bey.
B: Bırak ya, hepsi palavra.

Şerefsiz insan/yönetmen rolünde Zeki Demirkubuz kendisini oynatmış ve bence bu rolün altından hakkıyla kalkıyor 

5- Le locataire

Demek ki yönetmenler arıza karakterlere odaklanmak istediklerinde kendilerini sık oynatıyorlar. Roman Polanski’nin karakteri de çizgiyi geçmek üzere olanlardan. Bence bu film çekildiği için insanlık olarak şanslıyız.

4- Rosetta.

“Sakin ol Rosetta, bir arkadaşın var ve sen normal birisin!”

İçinden böyle diyor Rosetta. Nerelerde olduğunu bu iç sesten çıkarabiliriz sanırım.

3- Tony Manero.

Çizgiyi geçmiş birisi işte. Hayatımda gördüğüm en tuhaf film karakterlerinden biri. Kendisini John Travolta’nın “Saturday Night Fever” filmindeki Tony Manero karakteri zannediyor. İki paralel hayat yaşıyor. Kaçmaz…

2- Le pianiste.

Bu filmi izledikten sonra “Felek bulut oldu üstüme yağdı” türküsünü söylemiştim. Yok böyle bir şey! Yok böyle bir karakter! Şu 2. Dünya Savaşı filmi Pianist zannedilmesin sakın. Türkçesi Piyano Öğretmeni şeklinde geçiyor. Yönetmeni Haneke. Gerçekten böyle bir karakter görmemişsinizdir.

1- Taxi Driver.

Film hakkında çok şey söyledim, yazdım, çizdim. Tekrarlamaya gerek yok. Fetiş filmlerimden biridir. Travis Bickle’ın “baş ağrısı”ndan film çekmişler…

Bu yazı Sinema, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.