“Zamanımızın Bir Kahramanı” Roman Eleştirisi

302707_1d34b_1564042241

Rus şair ve yazar Lermantov’un “Zamanımınız Bir Kahramanı” adlı romanını okudum ve çok beğendim…

Roman 1840 yılında basılmış yani yazar 26 yaşındayken… 26 yaşında olan bir insanın böyle bir metni kaleme almış olması gerçekten inanılmaz bir şey. Bu tespitleri, hayata ve insanlara dair bir gözlemleri yapmış olması gerçekten insanı şaşırtıyor. Acaba 1821 doğumlu olan Dostoyevski bu romanı yazdı da takma ad mı kullandı diye insan aklından geçirmiyor değil.

Hayır, elbette insan aklında böyle bir şeyi geçirmiyor ancak bu romanı Dostoyevksi adı altında piyasa sürseniz kimse bu durumu yadırgamaz. Lermantov, bu kitapta en az Kara Bela kadar başarılı bir şekilde insan ruhunun karanlık taraflarına yolculuk yapıyor…

RUS MARLOWE

Kara Bela ve Lermantov ile ilgili olan komplo teorim akıllara Shakespeare ve Christopher Marlowe komplo teorsini getiriyor. 27 yaşındayken bir düelloda ölen Lermantov gibi, Shakespeare’nin çağdaşı olan Christopher Marlowe da 29 yaşındayken bir bar kavgasında kafasına aldığı bir kama yarasıyla ölür. Komplo teorisine göre ateizm ve eşcinsellik temalarına değinen Marlowe aslında Shakespeare adıyla oyunlarını yazmaya devam etmiştir. Yani Shakespeare diye birisi aslında hiç olmamıştır. Orhan Pamuk’a göre romana yani bireyin iç dünyasına yolculuk yapan edebi janra ilham veren şey Shakespeare’dir… İddialara göre o koskoca Shakespeare aslında Christopher Marlowe’dur… En ünlü oyunu “Dr.Faust” olan Marlowe çok az eser üretmiştir ve yaşasaydı Shakespeare’i geçecek olması da edebiyat çevrelerinde öne sürülen bir iddiadır. Ben Shakespeare’nin doğduğu evi gördüm İngiltere’de fakat tıpkı Kayseri’deki Mimar Sinan evi gibi onun da kolpa olduğunu düşünüyorum… Lermantov, Dostoyevski miydi? Dostoyevski, Lemantov muydu? Lermantov yaşasaydı Kara Bela’yı gölgede bırakır mıydı? Şu son iddiaya ben “Hadi canım, olmaz öyle şey!” diyemiyorum örneğin… Yani oldukça iddialı bir metinle karşı karşıyayız…

İNSAN EFSANESİ

İnsan efsanesini sarsan edebi eserlere ilgi duyuyorum. İnsan efsanesi yani insanın yüce bir varlık olduğu ve bu dünyada muhteşem şeyler başarma potansiyeline sahip olması ile ilgili olan efsane… Onun çok mutlu olabileceğine dair olan efsane… Bu karmaşık zihinsel yapısı ve ondan bin kat daha  karmaşık olan “kültürüyle” insanın çok mutlu ve huzur içinde bir yaşam süreceğine olan inancım yok. Mizantropikler gibi ondan ölesiye nefret etmiyorum ama onun sıkı bir hayranı hiç değilim. İçindeki kötülük potansiyeli ve kendi içerisinde sahip olduğu acıklı eşitsizlik durumu (aptallık vs.) insanı hayran olunacak bir varlıktan çok “dikkat edilmesi” gereken bir varlık yapıyor. 100, 200 sene sonra (komünizm gerçekleşmese bile) ortaya koyacağı “pürüzsüz düzen”de neler olur, bilemiyorum yalnız… Evet bu süre sonunda insan yaşam koşullarını oldukça iyi bir seviyeye çıkaracak. İnsanın yaşaması için gerekli olan şeylerin hepsi, kolaylıkla tüm insanlara sunulabilecek duruma gelecek ama o zaman “küçük şerefsizimizin” nelerle haşır neşir olabileceğini tahmin edemiyorum. Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır…

İnsanın yüce bir varlık olmadığını aksine karanlık tarafları bol bir zavallıdan hallice olduğu gerçeğini teşhir eden romanlara ilgi duyuyorum dedim. Bunların şahbazı “Yeraltından Notlar”dır. Kara Bela, küçük şerefsizi epeyce bir hırpalıyor. Camus’nun (?) “Yabancı”sı da fena değildir. “Aylak Adam”ı unutur muyuz? Zaten bu kitabın önerisi “Aylak Adam”a olan ilgim sayesinde geldi. Gerçekten de Bay O. ile Peçorin’in benzerliği dikkat çekici. Rus aylak adamı diyebiliriz Peçorin için. “ZBK” ile beraber dört büyükleri sıralamış olduk böylece.

NARSİZM

“ZBK”yı okurken aklıma eskiden okumuş olduğum “50 Soruda Psikiyatri” kitabı geldi. Orada bir narsizm tanımı yapılıyordu. Şu hayatta şerefsizin karşılığı narsizmdir. Empati duygusundan tamamen yoksun olan bu kişi, kendi ruhsal dünyasında zafer naraları atmak için insanları maniple etmede bir ace’dir. İlgi çekicidir ve sevimli görünmeyi başarır narsist ancak kendi PR’ı için insanları kolayca harcamaktan, onlara zarar vermekten hiç çekinmez. Bilimsel bir şekilde tespit edilmiş bir kişilik bozukluğudur narsistlik ama yanlış hatırlamıyorsam tedavisi yoktur ve uzak durulması gereken bir tiptir.

PİÇORİN

Zamanımızın bir kahramanı olan Piçorin’in (Peçorin) yapıp ettikleri bana o kitaptaki narsizm tanımını anımsattı ve açıp baktığımda kendime hak verdim. Çok çok iyi bir manipülatör. “Huzur”daki Suat ile rekabet edebilir. “HUZUR” SPOILER, OKUMAK İSTEMİYORSAN BÜYÜK HARFLİ YERE ZIPLA! Suat insanları maniple etmek için kendisini öldürüyorken, Peçorin başkalarını öldürüyor… “HUZUR” SPOILER BİTTİ! Piçorin merak duygusunun öneminin farkında. İnsanı şu hayatta “bitirecek” olan en önemli şey merak duygusunu yitirmek olsa gerektir. Bu sadece yaşlıların yaşadığı bir şey değil önemli oranda gencin de yaşadığı bir şeydir. Merak duygusu bitmiş veya olmayan bir insan intihar ederse üzülmemek gerekir. Piçorin merak duygusu olan bir insandır. Yani türlü türlü projeler üretir kafasında ama hepsi kendi kendisini bir nevi onaylamak içindir veya “gerçekleştirmek” için diyelim… Kafasındaki Peçorin’i, özür diliyorum Piçorin’i “gerçekleştirmek” için her türlü eylemi yapabilmektedir. Bu eylemler içerisinde cinayet ve hırsızlık gibi oldukça fena işler de vardır.

Peçorin, insanlığa dair yaptığı cesurca tespitlerle gönlümüzü mü fethediyor? Bunu yapabilir ancak diğer insanlara kötülük etme potansiyeli kendisini otomatikman başka bir pozisyona sokuyor. İnsanların bu kötülüklerden daha fazlasını, kolaylıkla yapabilme potansiyeli; Peçorin’in budala bir ezik de olsa bir insanı kolayca öldürebilmesini veya bir Asya vahşisinin duygularıyla oynamasını haklı çıkarmamalı. O kadar da değil…

RUSYA

Asya vahşisi dedik, kimden bahsettik acaba? Rusya oldukça ilgi çekici bir ülke. Ekol edebiyat olarak (ve yüzölçümü olarak) dünyada en iyisi olmayı başarabilen Rusya başka hiçbir şeyde dünyada en iyisi değildir. Olmak istemektedir ama… Karşısında Batı Avrupa (Amerika, Kanada ve Avustralya uzantılı) vardır. Rusya’nın sınırsız insan sayısı ve yüzölçümüne sahip olması ancak bu medeniyetlerden geri olması 19. ve 20. yüzyılları oldukça renklendirmiştir.

KUZEY – DOĞU

Batı medeniyetinin öncelleri olarak sırasıyla Yunan ve Roma medeniyetlerini alabiliriz. Bu yersiz de değildir. Yunan medeniyetinin izlerinin üzerinde yükselen Roma medeniyeti dünyayı çok değiştirmiş ve hüküm sürdüğü birkaç yüz yılda inanılmaz tarihsel ilerlemeler gerçekleştirmiştir. Roma medeniyeti (aynı şekilde Yunan medeniyeti için de) için kuzeyden ve doğudan gelenler vahşi, medenileşmemiş, kaba saba, adam edilmesi gereken insanlardır. Bu durum hala geçerlidir. TR için de geçerlidir. TR için daha çok doğudan gelenler alt insanlardır. Kuzey ve doğuya yönelik bu çekinceli tutum Ruslar için de geçerlidir. Esasında kendileri Avrupa için bir “Kuzey” ve “Doğu”durlar ama bu durum onların da birer “Kuzey”leri ve “Doğu”ları olmasını engellemez. Ruslar Hristiyan olmalarına rağmen (ki bazıları Katoliklik ve Ortodoksluğu ayrı iki din olarak kabul eder) Batı Avrupalılar tarafından küçümsenirler. Ruslar da doğuda kalan halkları (Orta Asyalılar) küçümserler. Kafkasyalılar da biraz doğuda kalır, onlar da küçümsenir. Bonus olarak Güneyde yer alan Ukraynalıları ve batıda kalan Polonyalıları ve Finleri verebiliriz. Yani egemen ulusa ait olan bireyler o devlet bünyesinde veya güdümünde olan farklı milletlere ait olan halkları küçümserler. Onları çevrelerinde görmek istemez, gettolaşmaya iterler. Bu kibrin yansımalarını “Zamanımızın Bir Kahramanı”nda apaçık görüyoruz. Özellikle de romanın birinci bölümünde Asyalılar için yazılanlar bu kibrin boyutlarını ortaya koyuyor. Peçorin bunu yaparken Rusları övmek gibi bir tutum içerisine girmiyor çünkü zaten insanlığın kendisine düşman. Ancak her seferinde Asyalıların adını anarak bu bombardımanı canlı tutuyor.

“KRİZ”

Burada Türk edebiyatıyla ilgili yazılar yazdım. Özellikle ilk dönem romanlarının ve milli edebiyat dönemi romanlarının neredeyse tek teması Batılılaşma temasıydı. Daha doğrusu Batılı yaşam tarzı ve geleneksel yaşam tarzı arasındaki çelişkiler ve bunların siyasi temsilcilerinin mücadeleleri sonucunda toplumun ne yapacağını bilememesi (daha doğrusu sürekli güçlü olanın peşinden gittiği için kimin peşinden gideceği konusunda başının dönmesi) romanların konusuydu. Buna ben “Kriz” demiştim. Bu kriz Rusya’da da vardır. Çar Petro sırf Batı şehirlerine benzesin diye St. Petersburg şehrini kurmuştur. Rus romanlarında Batı özentisi tipler sıkça karşımıza çıkar. Batılı yaşam tarzı pratiklerini gündelik hayatına sokmaya çalışan insanların trajikomik halleri ele alınır. “Araba Sevdası”nın Bihruz Beyi gibi olur olmaz yerde Fransızca kelimeler kullanır “ZBK” karakterleri de. Bu romanda “Kriz” bir numaralı tema değildir ancak vardır.

İNSAN DAVRANIŞLARI VE EVRİM

İnsan davranışlarını anlamaya çalışırken onun milyonlarca yıllık evrimi hep göz ardı edilir bana göre. Birkaç bin yıl önce Tarım Devrimi’yle birlikte yerleşik hayata geçen insanoğlu, birkaç yüzyıl önce de Sanayi Devrimi’ni yapmıştır ve bu iki olay onun hikâyesinde oldukça önemli yerler tutarlar. Toplumsal yaşantı altüst olmuştur. Ortaya yepyeni bir toplumsal yaşantı çıkmıştır ama on bin yıllık dönem insanın yaşam döngüsü içerisinde yüzde bir bile etmez. Ondan önce üç, dört milyon yıllık başka bir hikayesi vardır insanoğlunun. Avcı toplayıcı bu dönemde yaşadıkları insanın genlerine işlenmiştir. Endişe, korku, sevinç, heyecan, merak, stres, adrenalin, yalan, dolan, hile, hurda, katliam, zarar, ziyan, cinayet, tecavüz, göç, kaybolma, arayış vs. Bunlarla doludur bu dört milyon yıllık zaman. Avcı-toplayıcı olarak geçirdiğimiz bu dönemde hep hile yaptık, manipülasyon yaptık, suçlar işledik. Çaldık, çırptık, yaktık, yıktık. Bu dört milyon yıl boyunca tek derdimiz hayatta kalmak ve üremekti. Medeniyet diye adlandırılan ve sadece 12 bin yıl önceye giden bir dönem kariyerimizin yüzde biri bile değil dediğim gibi. Dört milyon yıl boyunca neredeyse hayatta kalmak ve üremekten başka bir şey düşünmemiş atalarımızın kodları bizim genlerimizde hala büyük oranda var. 12 bin yıllık “medeniyet” bunu sıfırlamadı. İnsan davranışlarını ele alırken genelde medeni dönemdeki maddi koşullar baz alınır ama bana göre bu yetersizdir. “Zamanımızın Bir Kahramanı” olaya bu açıdan değil de daha çok kadın erkek ilişkileri ve rolleri üzerinden bakıyor.

KADIN ERKEK ROLLERİ VE PRESTİJLİ İŞLER

Esasında bir memeli türü olan insanın dişisinin ve erkeğinin ayrı ayrı davranış kalıplarına sahip olmasına şaşmamak gerek. Memelilerde dişiler yuva (varsa) ve yavrularla ilgilenirler. Erkekler dışarıdadırlar. İnsanda da durum çok farklı değildir. Bu dört milyon yılda erkek atalarımız avcılıkla meşgulken kadın atalarımız güvenliği alınmış ve steril bir bölgede yavruların bakımıyla ilgileniyorlardı çoğunlukla. Bu bölge erkeklerin dolaştığı bölgelerden çok daha az risk barındırıyordu. Merak uyandıracak çok fazla bir şey yoktu. Bazı yiyeceklerle yapılan deneme yanılmalar son bin yılların işiydi. Toplanacak malzemeler belliydi, getirilen av etiyle yapılacaklar belliydi. Buna karşın erkekler av esnasında sürekli bir stres altındaydılar ve bilinmez tehlikelere doğru yolculuk yapıyorlardı sık sık. Adrenalin en üst seviyede idi. Rekabet en üst seviyede idi. Dört milyon yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Bu şekilde yaşamış insanlar. Prestijli işler hep erkeklerin tekelindeydi. Avcılık en prestijli işti. Avcılıkta en başarılı olan erkek birey, akıllıysa o topluluğun liderliğini eline almakta zorluk çekmezdi. En iyi dişileri de o alırdı. Erkekler etken kadınlar edilgendi. Şimdi bu durum büyük oranda hala devam ediyor. Prestijli işler yani avcılık, savaş, siyaset, felsefe, sanat, devrim, karşı-devrim, ticaret, seyahat, din (araba sürmek) hep erkeklerin tekelindeydi. Bu alanlarda bazı çok etkili kadınlar çıkmış olmakla beraber bu durum istisna olarak kabul edilmelidir. Son 30, 40 yılda kadınlar prestijli işlerde yer kazanmaya başlamışlardır ve bu da yine onların mücadelesi sonucu gerçekleşmiştir.

Kadınlar için çocukların bakımı hala en önemli gündem maddesidir. Gerçekten de öretmenler odasındaki kadınlara bakın, bunlar eğitimli insanlar ve prestijli bir işte çalışıyorlar ama en önemli gündem maddeleri hala birinci doğum, ikinci doğum, evlilik, nişan, kına, yemek, mobilya gibi şeylerdir. Elbette istisnalar vardır. Sokaklara çıkan ve isyan eden bir avuç cesur kadın da vardır ama kadınların yapısı büyük mücadeleler için uygun değildir. En prestijli ve en adrenalinli faaliyet olan savaşa bakalım. Savaşlarda özne olan yer alan kadın sayısı tarih boyunca yok denecek kadar azdır.

Bu esnada bana itirazlar gelecektir. Öyle değil, bunlar toplumsal cinsiyet meselesi denecektir. Günümüzde neslin yok olması tehlikesi kalmamıştır. Dolayısıyla dört milyon yıllık pratikleri aynen doğru kabul etmek geçersizdir. Üretici güçlerde büyük ilerlemeler yaşanmıştır. Dolayısıyla kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip olmalıdırlar. Ancak evrimsel süreç sonucunda bütün canlıların erkeklerinin ve dişilerinin ayrı ayrı davranış kalıpları vardır. Bunları yok saymak da hiç olmamaktadır işte! İlkokul bahçelerine bakınız, kız çocuklarını el ele tutuşmuş bir şekilde gezerken ve barışçıl bir şekilde oynarken görürsünüz. Saldırgan değillerdir kesinlikle. “Zamane kızları fena.” şeklindeki yargılara kulak kapayınız. Kızlar hiçbir zaman erkekler kadar “fena” olamazlar. Erkek çocuklar ise sürekli bir itiş kakış, kavga dövüş, aksiyon, rekabet, mücadele içerisindedirler. Yani erkekler fenadırlar ve hep öyle olacaklardır. Aradığımız kelimeyi bulduk mu ne? Fena…

Peçorin fenanın allahıdır resmen. Kadınla erkeğin milyonlarca yıllık evriminin çıktısını “ZBK”de çok başarılı bir şekilde gördüğümüzü düşünüyorum. Erkekler başka başka da prestijli işlerle uğraşırken, kadınlar erkeklerle ilgileniyorlar sadece. Hangi erkekle ne yapacakları onların bir numaralı gündem maddesi. Oysa erkekler kadın için rekabet de olmak üzere türlü türlü heyecanlara kapılıyorlar.

Bu kitapta kadınlarla ilgili rahatsız edici cümleler var. Birileri bu yazımda da olduğunu düşünebilir ama kitabın kadın ve erkek davranış kalıplarını iyi yansıttığını düşünüyorum. Yanlışlıkları ve sinir bozucu şeyleri de iyi yansıtıyor.

Peçorin tarih boyunca karşımıza çıkmış ve her şeyin sorumlusu olan bir “etkili erkek birey”den başka nedir?

İktidar etkili erkek bireyindir. Korkarım her zaman da öyle olacaktır. Kadınların iktidarı alma hevesi hiçbir zaman olmayacaktır. Dört milyon yıl sonra olacakları merak etmiyor değilim yalnız.

 

Bu yazı Diğer, Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.