Blablacar.com ile yapılan bir seyahat


Merhaba arkadaşlar, napıyonuz?
Blablacar.com adlı siteyi duydunuz mu?
Ben Facebook reklâmları sayesinde haberdar oldum bu siteden.
Yurt dışında uzun zamandır kullanılan bu site Türkiye’de yeni yeni popüler olmaya başladı.
Arabasıyla yolculuk yapmak isteyenler, yakıt parasını azaltmak için bu siteye ilan veriyorlar; otobüs fiyatından daha ucuza seyahat etmek isteyenler de bu ilanları inceliyorlar ve kişiler birbirleriyle iletişime geçiyor. Sonra hem bazı masraflar azalıyor hem de sosyalleşme sağlanabiliyor.
Şubat ayında Ankara’ya gitmem gerekti. Normalde otobüsle yapıyorum bu seyahatleri ve Ankara-İstanbul otobüs ücretleri 55 TL.
Arabanın yakacağı yakıt miktarı da 170-180 TL falan oluyor.
Sitede Ankara-İstanbul arası yolculuk 35 TL olarak belirlenmiş.
Siteye ilanı verdim. Bir kişi bile gelirse arabayla, gelmezse otobüsle gidecektim.
Önce 50-55 yaşlarında kalın bir erkek sesi aradı ve yolculuk yapmak istediğini belirtti. İsminin Bob olduğunu söyleyen bu kişi bir yabancıydı ve sohbete İngilizce devam etmek istedi. Sonra burada üniversite okuyan Tacikistan vatandaşı genç Bob ile bütün ayrıntıları netleştirdik.
Yolculuğa iki gün kala bir “bayan” aradı. Bayan diyorum çünkü kendileri sitede yolculukla ilgili yorum yaparken bu tabiri kullandılar. Ablasıyla beraber yolculuk yapmak istediğini ve yer olup olmadığını sordu. Yer vardı. Onlarla da ayrıntıları netleştirdik ve yolculuk artık başlayabilirdi.
Yeni insanlar tanımaya bayılan birisi değilimdir. İnsanlara geç ısınan biri oldum her zaman. Otobüslerdeki “sohbetçiler” çoğu zaman ilgimi çekmezler. Bu anlamda benim için ilginç bir deneyim olacaktı. Para mevzusu olmasa uzak dururdum bu işten ama yolculuk boyunca da somurtmak olmayacaktı.
Bunlar düşünülürken yolculuk aslında çok iyi, hep olumlu hatırlanacak bir etkinliğe dönüşüverdi.
blablacar.com‘un güvenli bir iş olduğunu iddia edemeyiz elbette. Tanımadığın insanlarla uzun yola çıkıyorsun. Gerçi sitede kişiler birbirlerine puan veriyorlar ve haklarında yorum yapıyorlar. Bu benim ilk işim olduğu için üç tane müşteri bulabildiğim için şanslı olmalıyım. Artık güzel yorumlarım ve iyi bir piyasam var sitede.
Sabah Bob’u Taşdelen’den aldıktan sonra, kızları (isimlerini unuttum) almak üzere Çiçekçi’ye gittik.
Yolda Bob ile kaynaştık. Bazı insanlar hemen karşısındakiyle samimi olurlar ve onları rahatlatırlar. Bob da böyle biriydi ve yormayan bir tarzı vardı. İngilizce sohbet etmeyi istedi. Türkçe’si fena değil, Tacikçe, Farsça ve tabi ki Rusça biliyor. İkimizin de içki içiyor olması mesafeyi bayağı kısalttı.
Kızlar da arabaya alındıktan sonra yola çıktık.
Ankara’ya toplu eyleme gidenlerin çok iyi bildiği Mehmetçik Vakfı OPET tesislerinde durduk. Burada çekilen ideolojik halaylardan çekmedik elbette, kahvaltı yaptık.
Burada kişilerin birbirlerine çay çorba ısmarlaması kaçınılmaz bir şekilde var olan gerginliği neredeyse yok etti.
Sonra Otoban’a çıktık.
Bu tür yolculuklarda ebeş’i tercih ederim. Daha bir hikâyesi var gibi gelir ebeş. Şehirlerin içinden geçer. Otoban ruhsuzdur. Tam kapitalizm işi olduğu için (ebeş de öyledir ama biraz daha az) boğar sizi. Ebeş’ten gidebilirdik ama yetişmemiz gereken bir vakit olduğu için Otoban’dan gittik.
Kızlar biraz zorlasa da sohbet giderek açıldı, güzelleşti. Kendilerine yazılmak gibi bir niyetimiz olmadığını anladıklarında bu olay gerçekleşti.
ARE YOU A COMMUNIST? / YES, I AM.
Bob’dan bana dünyadaki en güzel şey olan Rus votkası tedarik edip edemeyeceğini sordum. Bireysel seyahatler sayesinde bunu gerçekleştirebileceğini söyledi. Facebook’tan arkadaş olduk.
Benim profile, resimlere bakınca bu soruyu sordu.
Ben de o cevabı verdim. Sonra başıma birçok kez gelmiş olan şey gerçekleşti: Eski Sovyet vatandaşı sosyalizmin kazanımlarını olumladı. Nasıl olumlamasın? Şu anda Tacikistan’da üniversite hocaları rüşvetle soruları veriyorlarmış. Bu arada bugün araba tamircisinde tanıştığım Sibiryalı çırak (evet!) sosyalizmden babasının memnun olmadığını söyledi. Yazın otobüste tanıştığım Özbekistanlı bakıcı, inşallah maşallah ve Türklük muhabbeti yaparken benim Lenin rozetini görmüştü ve anında çark etmişti. Kapitalizme ve Türkiye’de sürünmeye sövüp saymıştı. Bir de bunları hatırladım.
Kızların da AKP karşıtı oldukları hemen kendisini açığa çıkarttı.
Ve klasik bir arıza: İzm’lere inanmamak…
Herkes, her şeyi….Öff frown ifade simgesi
Hem kapitalizmden nefret etmek aynı anda da İzm’lere inanmamak…Her partinin (?) kendi çıkarını düşünmesi…
YOUTUBE’CULUK OYUNU
Siyaset sıkınca herkesin sırayla bir şarkı, türkü söylemesini önerdim. Bob zıpladı, kızlar tereddüt etti. Sonra ben başladım: En sevdiğim türkülerden biri olan “Çift Jandarma”yı patlattım. Bob bir Türkçe pop şarkısı söyledi. Kızlardan biri “Karlı Kayın Ormanı”nı söyledi. Diğer pas geçti. Sonra ben “Bu Gala Daşlı Gala”yı piyasaya sürdüm. Bob’u maniple ettim ve “Katyuşa”yı söylemeye ikna ettim. Kızlar pas dediler. Sonra Bob bir Tacikçe parça söyledi. Hep beraber “Çav Bella”yı söyleyerek bu seansı tamamladık.
Bu durumlarda çok iyi giden bir oyun vardır. Benim buluşum olan bu oyunun adı Youtube’culuk. Herkes sırayla Youtube’dan bir şarkı çalıyor. Bu da bizi uzun süre oyaladı.
DO YOU KNOW AHMET KAYA?
Bu seansta yine oldukça geniş bir yelpazeden müzikler çalındı. İbrahim Tatlıses “Sarhoş”tan, Ahmet Kaya “Hadi Sen Git İşine”, Birsen Tezer “Hoş Geldin”, Aerosmith “Dream On”, Emel Sayın “Dilek Taşı”, Soledad Bravo “Hasta Siempre” falan, zaman aktı.
Müziğe ve muhabbete o kadar kaptırdık ki mola vermeyi düşündüğümüz Parkshop’u unuttuk yani ben unuttum. Sonra allaan Bolu’sunda Highway’de mola verdik. Her zamanki gibi berbat yiyeceklere bir çöpçü maaşını bayıldık.
I HATE HIM. HE IS THE WORST PERSON EVER.
Bu şekilde yolculuk devam etti ve kızları KaçAK SARAY’ın önünden geçip AŞTİ’ye bıraktık. İlk defa gördüm KaçAK Saray’ı. Bob’u da Kızılay’da bırakıp eve doğru yollandım. Yollanmadan önce Kızılay’da Profesör Kokoreç’e uğramadan olmazdı. Uğradım, Nirvana’ya ulaştım ve sonrasında eve yollandım.
SELAMIN ALEYKÜM GARDAŞ!
Dönüş zamanı yine bir müşteri çıktı. Bu kişi tam bir Orta Anadolu toplumsallığıydı. Dünyanın en kötü yeri olan Yozgat ilindendi. Belediyede çalışan bu kişi oldukça ilginç bir kişilikti. Kötü biri mi? Birisine direk olarak kötülük yapmayı aklında geçirmeyeceğini düşünüyorum. Yardımsever, muhabbeti ilginç, oturmasını kalkmasını bilen bir insandı. Fakat bu kişi “çaxal” diye tabir edilen insan modelindendi. Orta Anadolu’da büyümüş olanlar bu tipi çok iyi tanırlar.
Büyük kötülüğün vagonunda olduğu ise su götürmez bir gerçek. Şeriat gelmesini bireysel dünyasında arzu etmez çünkü her naneyi yiyor ama büyük kötülüğün en önemli tutkalı olan çıkarcılık bu kişinin tüm dünyasını kaplıyor. Vagonda bulunan ve öyle olan 10 milyon kişiden biri yani.
İkinci kişi de bir üniversite öğrencisi olan bir çocuktu. Bu yolculuk da oldukça renkli geçti. Orta Anadolu toplumsallığı çok iyi goygoy yapıyordu. Bu arada müsait olmadığını söylemesine rağmen her beş dakikada bir arayan kız arkadaşına nasıl katlandığına hayret ettim doğrusu. Evlat olsa çekilmez…On dakka dek dur be teyze!
Arabayı Bolu dağından sonra ona verdiğim için benim için oldukça konforlu bir yolculuk oldu genel anlamda.
İşte böyle…
Bu siteyi bundan sonra kullanmayı düşünüyorum hatta bunun bir de şehir içi versiyonu var onu da kullanmayı düşünüyorum.
Küba’da arabası olanların yolcu almak zorunda olduğunu okumuştum bir yerde. Ne kadar doğru bilmiyorum ama kapitalizmde böyle çözümler bulmak olanaklı. Bu siteyi kullanın. Hatta birbirimizle yorumlaşıp, ratingleşelim.
İyi günler.
Bu yazı AKP, blablacar.com, Sosyalizm, Sovyetler Birliği kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.