HATİCE’YE DEĞİL NETİCEYE BAKMAK…

Stalin mi Troçki’yle ilgili kitap yazmış, Troçki mi Stalin’le ilgili kitap yazmış?
Stalin’in işi gücü vardı. Troçki, Amerikan yayınevinden aldığı teklifle 1939 yılında bu kitabı yazıyor.
Sol siyasetin haticeye değil neticeye bakmasını öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Temel yaklaşım bu olmalı anlamında demiyorum ama neredeyse hiç yapılmıyor. Troçkizmi de sol siyaset içerisine dahil ettiğimize göre onlar da bunu yapmalılar.
Bu kitapta Troçki, Stalin’e resmen sinek ikilisi muamelesi yapıyor. Evet, benim bu sinek ikilisi klişem hiçbir şeye bu kadar iyi uyamazdı herhalde. “Stalin okumaz, yazmaz, düşünmez” diyor. Yakışıklı falan olmadığını söylediği yerler bile var.
Anti-Stalinist kitaplarda bile adamın 5000 kitap okuduğu yazıyor. Bütün eserleri 12 cilt. Düşünmemek demişken, düşünmeyen birisi nasıl oluyor da 35 sene dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkelerinden birini yönetiyor? İyi yönetti kötü yönetti tartışmalarına girmiyoruz, ona olan cevabımı yorum bölümündeki yazılarımda bulabilirsiniz.
Madem Stalin sinek ikilisiydi; nasıl oluyor da devrimin önderi, Kızıl Ordu’nun büyük kumandanı, ultra akıllı Troçki’ye karşı olan iktidar mücadelesini kazandı? Bütün generaller emrinde olan Troçki, Lenin de ölmüşken nasıl oluyor da iktidar mücadelesini kaybetti?
Hatice’ye değil neticeye bakalım…
Stalin bu mücadeleyi kazandı. Sosyalizmi kurdu. Nazileri yendi. Dünyanın en dinamik ülkesini ortaya çıkardı. Bir sürü insan öldürdü.
Troçki bu mücadeleyi kaybetti. Tezleri, Naziler ve anti-komünistlerce kullanıldı.
Şuna hiç kuşku yok ki Lenin’in en güvendiği adamı Stalin’di.
Yeri gelmişken Stalin ile ilgili bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Bugün özellikle bazı öğrenci devrimcilerde kendisine yönelik bir ilgi var. Ben; bunun bir bilinç, bilgi birikimi sonucu olduğunu düşünmüyorum. Sohbet esnasında “Stalin” deyince ortam bir buz kesiyor, insanların adrenalin duygusu harekete geçiyor. Bu gençlerin, bu adrenalin duygusunu sevdikleri için Stalin’e ilgi duyduklarını düşünüyorum/biliyorum. Stalin ve onun siyasi mücadelesi hakkında pek bir şey söyleyebileceklerini düşünmüyorum. Yanlış…
Sembollere dayanmak bazı dönemler önemli ve gerekli olabilir ama düşüncem şudur ki Türkiye sol siyasetinde bu iş, çok ucuzca yapılıyor. Bilinçle, bilgi birikimiyle, akılla, yaratıcılıkla değil “kolay yoldan ekmek yeme” dürtüsüyle yapılıyor. Yanlış…Ekim Devrimi yıl dönümünde “barikatlara yüklenen Bolşevikler kanlarıyla canlarıyla devrimi yaptı” deniyor…25 Ekim hakkında pervasızca yalan söylemek yerine, iç savaşta neler olmuş, uluslararası durum neydi falan bunların analizi yapılsa daha iyi olmaz mı? Gün gelir yalan da lazım olabilir ama bunu da akıllıca yapmak lazım diye düşünüyorum. Lenin’e göre 25 Ekim ayaklanması “tereyağından kıl çeker gibi” gerçekleşmiştir falan…Ve bir sürü mevzu…
Öyle işte…
İyi günler.
Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.