Unutulmaz Bir Altı Aydı

Genclerbirligi-2001-02-web-1-1024x700.jpg

Merhaba arkadaşlar, nasılsınız?

Bugün Gençlerbirliği 2001-2002 sezonundan bahsedeceğiz.

Bu sezonda, adı geçen takımın hemen hemen bütün maçlarını stadyumda izledim. Bahsedecek çok şey var diye düşünüyorum.

Neden bütün maçları değil?

Çünkü kulüp işler sıkışınca bedava taraftar çekmeye başlamıştı.

O tarihlerde ben üniversite öğrencisiydim. Lisedeyken, Ankaragücü’nün ligde sıkışınca, okullara gönderdiği bedava biletlerle maça gitmişliğim vardı. Bu da benzer bir uygulamaydı. İşler zora girince Gençlerbirliği, öğrencilerle “kartlı uygulamaya” geçmişti. Karttan bahsedeceğiz.

GB sezona fırtına gibi başlamamıştı. Berbat başlamıştı. Walter Meeuws adlı Belçikalı bir teknik direktörler başlamıştı sezona. Türkiye’de ilginç isimli ve/veya dikkat çekici düzeyde fiziksel deformasyona sahip bir futbolcunun/teknik direktörün şansı olmadığına inanıyorum. Çünkü TR’deki futbol dünyası geyik muhabbetini çok pespaye bir düzeyde yapar, TR’de insanlar götleriyle maç izlerler, götleriyle taraftarlık yaparlar.

Bu ilginç isimli adamın takımı 11 maçta sadece iki galibiyet aldı. Bunlardan biri ezeli rakip Ankaragücü’ne karşıydı. O sene Ankaragücü, Ersun Yanal yönetiminde fırtına gibi esti. Onların birkaç maçına da para verip gitmiştim. Stadyumda izlediğim en zevkli maçlar onlardı. Ankaragücü’nün gollerini iki, üç ay sonra GB’ye geçecek olan enteresan futbolcu Cafer Aydın, ve Torres ve Ronaldinho’dan dünyanın en keskin düşüşünü yaşayan Augustine atmıştı. GB’nin gollerini fiziği çok iyi ama yolda bile yürüyemeyecek gibi duran Süleyman Youla, cılız EMbayo ve sağlam Thomas atmış.

İşler kötü gidince kulüp taraftar çekmek için öğrencilere “kart” dağıtmaya karar verdi. Bu kitlenin ismi “Kartlılardı”. Ben ve Okan Do da birer “Kartlı”ydık. Bu kartı liseden öğretmenim olan Şen Özgüner Mutlu sayesinde aldık. Feysten arkadaşım. Merhaba hocam, aşırı büyük saygı ve selamlar…Eşi kulüpte görevliymiş de onun sayesinde “Kartlı” olduk.

Bir de “Bir’e iki yapmak” vardı. 19 Mayıs Stadı’nda biletinizi gişeden alıp, içeri girmek için beklerken, bir takım ortaokul bebeleri gelip size “Bir’e iki yapalım mı abi” diye sorarlardı. Yani gişeden sizinle beraber geçip bedavadan içeri girmeyi talep ediyordu. Gişeden bir yetişkin bir çocuk beraber geçebiliyordu.

Bir “Kartlı” olarak gittiğimiz ilk maç sanırım Gençlerbirliği – Malatyaspor’du. Kartlıları kale arkasına alıyorlardı. Bu maçın sonlarına doğru başını hatırlamadığım ve “Yeter artık hoca artık istifaa, artık istifaa ooo, ooo” teazahuratını hatırlıyorum. Maçkolik’e göre o maç sonunda o tuhaf isimli adam gitmiş ve yerine geçtiğimiz yıllarda ölen Erdoğan Arıca gelmişti.

Bir umuttu. Takım ciddi ciddi küme düşme tehlikesi yaşıyordu ve GB hiç küme düşmemiştir. Sonraki iki maç da deplasmandaydı. Antep’ten beş Fener’den iki yedik ve nihayet yeni umutla ilk maçımıza çıkacaktık. Göztepe maçı…2 Aralık 2001 tarihindeymiş. Ankara soğuğu malum…Maça kimse gelmedi ve birden bir anons duyuldu: Kartlılar maratona gelsin!

Maçı kale arkasından izlemekle maratondan izlemek arasında çok büyük fark vardır. Toplam 1000 kişi falan olduğu için onları maratona toplayıp, rüzgar estirmek istediler. Göztepe’de Barçik adından dünyanın en tuhaf tipli ve zaten tuhaf isimli bir futbolcu vardı. Dört tane Efes içip de çıkmış gibiydi maça. Çok zevksiz bir maçtı ve Göztepe tıngır mıngır bir gol attı. Futbolcuların ince sesleriyle “Heyyooo!” diye bağırmaları duyuldu ve maç bitti.

İlk yarının son maçı TS’ye karşıydı. Bu maç o maç olabilirdi. Oldu da. 16 Aralık’ta oynanmış. Kar yağıyordu ve bayramdı. Eve gelen misafirleri iplemeden Okan Do’yla maça gittik. Çok üşüdük. Maç Trabzon’un hakkıydı. Bir ara hakem kötü tezahürattan içeri gitti, sonra geldi. İçeride bağladılar herhalde. Geldi uyduruk bir penaltı verdi ve maç 1-1 bitti.

Devre arasında El Saka ve Ahmed Hassan transfer edildi. Okan adlı sonra Beşiktaş’a gidip kaybolacak büyük yıldız da gelmişti. Eski futbolcu Cafer Aydın Ankaragücü’nden yuvaya dönmüş ve kaptan olarak takıma gaz verme görevini eline almıştı.

Sezonun ikinci yarısında GB mükemmel bir performans gösterdi ve ligi sekizinci bitirdi.

İlk üç maçı deplasmandaydı ve hepsini kazandı. Goller genelde Ahmet Hassan’dan geliyordu. Nihayet takımımızla buluşacaktık. 3 Şubat’ta Ankaragücü ile maç vardı. Gittik. O zamanlar Ankaragücü taraftarının “Meepeli” oldukları ve psikopat oldukları düşünülüyordu. Gerçekten de öyleydiler. Siyasal yanları çok baskın değildi ama Orta Anadolu lumpenliği çok baskındı işte. Futbolcu Beyhan’ı ısınmaya çıktığında Cafer zannedip “Piç piç piç Cafer” diye bağırmışlardı.GB maçlarında hep “Dışarıda kaçanın anasını sikeyim” diye tezahürat yaparlardı. Tabi o esnada Ersun Yanal’ı bugünlere getirecek bir performans sergiliyordu o takım ve hiç şansımız yoktu. Yendiler.

Ondan sonra içerideki maç Yozgatspor’a karşıydı. GB taraftarı “solcuydu”. Yani büyük bir siyasi bilinçten ziyade “düzgün tiplerdi” hep. Otururlar ve maçı seyrederlerdi. Pipolu, Che şapkalı adamlar vardı trübünlerde. Bu maçta da “Yobazlar dışarı, yobazlar dışarı” şeklinde tezahürat tutturmuşlardı. Yanlışlıkla Gb tribününe gelen Yozgatlı bir baba ve oğulun yaşadıkları o saçma 90 dakikayı unutamıyorum  Yozgat gol attığında seviniyorlardı, kimse de onlara bir şey yapmıyordu ama kırk yılın başında bir maça gelip yanlış trübüne geldikleri için büyük bir hüzün duyuyorlardı. Orta Anadolu evrenine ait olan bu insanlardan oğul olanı eminim içinden “Senin yapacağın işi sikeyim baba” diye geçirmiştir.

Denizlispor ve Antalyaspor maçlarını da yanı keyifle izledik. Takım çok iyiydi. Bir daha asla kartlıları maratona almadı şerefsizler.

31 Mart’ta FB maçı geldi çattı. FB şampiyonluğa oynadığı için maç iddialıydı ve stat dolacaktı. GB taraftarı sadece Gençlik Parkı tarafındaki kale arkasında olacaktı. Bingo! Kartlıları bu maça almadılar. Şerefsizler takım kötü olduğu zaman desteğimizle o günleri atlattılar sonra para kazanma ihtimali belirince hemen bizi sattılar. O maçta son dakikada Ahmet Hassan kafayla bir gol attı. Genelde golleri kafayla atardı. 1.68 olmasına rağmen. Ve o gol Fener’i şampiyonluktan etti.

İki üç hafta sonra BJK ile maç vardı. BJK nin iddiası kalmadığı için bu sefer kartlıları aldılar. Ahmet Dursun bir gol atmıştı.

Ligin son maçı Bursaspor’la ilgiliydi. Ben o zamanlar Spor Toto oynardım. Cuma günü bir maç olurdu. Cts altı tane maç ve Pazar günü de altı maç. Cuma günkü maçı bilmiştim. Cumartesi olan maçların da hepsini bilmiştim. Akıllı telefonlar da olmadığı için maçı büyük bir heyecanla izledim. Bu maç da tutmuştu.

Ödül 132 “milyar”dı. Ciddi ciddi kazanacağımı düşünüyordum. 15 maçtan sekiz tanesini bilmiştim şimdilik. Eve gittim ve birinci ligdeki bütün maçları bildiğimi gördüm. Geriye dört tane ikinici lig maçı kalmıştı. O zaman Spor Toto sonuçlarını TRT’de yayınlanan Spor Stüdyosu adlı programın sonunda öğrenebiliyordunuz. Yani ikinci lig maçlarını oradan öğreniyorduk.

Heyecan basmıştı. Artık yavaş yavaş öğretmenlik hayalleri kurmaya başlamışken, birden hayalleri bırakıp 132 milyarla (çok iyi para) bir iş kurmayı düşlemeye başladım. Evde misafirler vardı ve bir şeyler konuşuyorlardı ama ben ve Okan Do’nun aklı sonuçlardaydı.

Sunucu sonuçları okumaya başladı. Kalbim duracak gibiydi. Birer birer tutuyordu…

12. maçı da bilmiştim. 15 üzerinde 12, 13, 14 ve 15 bilenler para alıyordu. 12 bilmek de büyük bir prestijdi aslında…

Sonra birden dünya kapkaranlık oldu. Son üç maçı tutturamadım…

Hayaller bilmem kaçıncı kez suya gömülmüştü!

Böyle bir altı aydı.

Lig bitti. Her şey bitti. Ankara bitti. Ersun Yanal GB’ye gelip şampiyonluk mücadelesi verdi ama ben Ankara’da değildim.

GB tribünlerinde “Ayı Zeki” diye bir karakter vardı. Maç boyunca bir veya iki kez megafonu eline alır tribüne gaz verirdi. 50, 60 kişilik maç izlemeyip, tezahürat yapan topluluk bazen “El salla el salla Ayı Zeki el salla” diye bağırırdı. O da el sallardı ve bebeler alkışlardı. Bir gün Zeki bunalmış olmalı ki kendisine Ayı Zeki diye seslenilince kalktı ve ayıp hareketler yaptı bebelere…

Kendimi, Türk futbolundan istifa edene kadar bir Gençlerbirliği taraftarı sayardım. 2010 yılında bir kere maça gittim. Ayı Zeki yoktu ve ben de yabancılaşmıştım.

Güzel günlerdi.

Not 1. Yazıyı hiç durmadan yazdım, yazım yanlışlarına bakamayacağım.

Not 2: El Saka en çok kendi kalesine gol atmış oyuncudur.

Not 3: Cavcav’sız bir GB, GB değildir.

Not 4: Ankaragücü’süz bir Ankara futbolu da Ankara futbolu değildir.

Alakasız Not: Kardeş Türküler yeni albüm çıkarttı.

Bu yazı Futbol, nitelikli goygoy, Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.