Tarım Devrimi ve Mutluluk İlişkisi

21369100_1097612353707665_861869194801582063_n

Mutluluk nedir? Mutlu olunabilir mi? Mutlu musunuz?

Büyük ihtimalle değilsinizdir ama kendinizi öyle görünmek zorunda gibi hissediyorsunuzdur…Elalem Terör Örgütü (ETÖ) bize mutlu olmayı veya en azından öyle görünmeyi dayatıyor. Ben de mutlu değilim. ETÖ’den dolayı değil, kendimden dolayı.

Bugün, biraz, tarım devrimi ve mutluluk ilişkisi üzerine beyin jimnastiği yapacağız. Bunu neden yapıyoruz? Geçenlerde bir Facebook iletisinin yorum bölümünde Halil Selimoğlu’yle bu konu üzerinde yorumlaşmalarımız olmuştu. Ben de düşüncelerimi derli toplu bir şekilde yazıya aktarayım diye düşündüm.

Son yıllarda insanlarda avcı toplayıcı topluluklara ve onların yaşamlarına hayran olmak gibi yaklaşım görünür olmaya başladı.

Bu arada bu yazıya başlamadan önce çok kısa bir insanlık tarihi özeti vermem elzemdir. Atalarımız yani hominidler (insansı primatlar) altı milyon yıl önce iki ayağı üzerinde dikilmeye başladı. Beş milyon yıl önce insan (homo) ve şempanze ayrılmıştır. En yakın ve en eski akrabamız Homo Erectus iki milyon yıl kadar var olmuştur ve MÖ 600-700’lerde tarih sahnesinden silinmiştir. Neandertal insanı da MÖ 40 binlere kadar varlığını sürdürmüştür. Anatomik olarak modern insan yani biz yani Homo Sapiens MÖ 200 binlerde Afrika’da ortaya çıkmış ve dünyanın her yerine dağılmıştır. Tarihlerde hata olabilir.

Gelişkin bilişsel becerileri ve büyük beyni sayesinde dünyayı fethetmiş (onun içine etmiş, onu kendi kafasına göre şekillendirmiş) alemin kralı olmuştur.

Milyonlarca yıl boyunca atalarımız avcı toplayıcılıkla var olmuşlardır. Ta ki MÖ 10 binlere kadar. Bu tarihte “Bereketli Hilal” denilen bölgede tarıma ve yerleşik hayata geçmiştir. Buna Tarım Devrimi veya Neolitik Devrim denir. Bereketli Hilal denilen bölge Mısır’da Nil Deltası’ndan başlar, Kıbrıs’ı da içine alarak, Suriye, Irak, Anadolu’nun güneydoğusu hattı boyunca Mezopotampa üzerinden Basra Körfezi’ne ulaşır. Tarım Devrimi bu bölgede başlamıştır. İnsanlar ilk kez burada avcı toplayıcı olmaktan vazgeçip, tarıma ve yerleşik hayata geçmiştir. Elbette zart diye değil…

Sonra dananın kuyruğu kopmuştur. Devlet kurumu, akarı kokarı olmayan metafizik düşüncelerin siyasallaşmış dinlere dönüşmeleri, özel mülkiyet, sınıfsal bölünmeler, daha öncesine nazaran korkunç boyutlara ulaşan bir şiddet sarmalı, erkek egemen anlayışın şampiyonluğunu ilan etmesi gibi şeyler bu dönemde ortaya çıkmıştır. Kulağa çok kötü geliyor ama ürün bolluğu ve dolayısıyla nüfus artışında patlama da bu dönemde gerçekleşmiştir.

Özet biraz uzun oldu ama bunları bilmeyenler bu yazıdan hiçbir şey anlamayacaklardı.

Ne dedik, avcı toplayıcı topluluklara ve onların yaşam tarzlarına öykünmeler sık görülür oldu. Aslında bilim çevrelerinde bu iki dönemin karşılaştırılması bildiğim kadarıyla hep vardı ama bu mesele biz sıradan insanların da gündemine gelmesi yeni olsa gerek. Bu, biraz da kaçınılmazdı çünkü tarım devrimi ve onunla beraber de bahsetmemiz elzem olan sanayi devrimi sonrasında büyük bir bolluk oldu ve nüfus arttı ama birçok uyumsuzluk rahatsızlığı da belirdi vücudumuzda. Beyini de vücudun bir bölgesi sayarsak stres, anksetiye, kronik mutsuzluk da bunlardan bazılarıdır. Aslında stres evrimsel süreçte faydalı bir enstrümandı, stres sayesinde vahşi hayvanlardan kaçmayı başaran türümüz hayatta kaldı ama günümüzde vahşi hayvan tehlikesi olmadığı için ve de kültürel evrimin getirilerinin sonucunda stres baş belası bir şey olmaya başladı.

Kapitalist toplumlarda maaş karşılığı çalışıp da mutlu olan, aradığı hayatı bulan bir insan pek olamaz. Dahası kapitalist toplumlarda sıradan birey ne aradığını da veya ne araması gerektiğini de bilemez. Elalem Terör Örgütü’nün ona dayattığı bazı şeyler vardır, o da bunların peşinde beyhude bir şekilde “mutluluğu” arar, durur. Kapitalist toplumlarda hayat bir dolu usandırıcı unsurla doludur. Dolayısıyla günümüze göre “stressiz” gibi görünen, ne yapması gerektiği belli olan ve hayatı bir “garanti” şeklinde akıp giden avcı toplayıcılara öykünmek anlaşılır bir şeydir.

Burada benim itiraz ettiğim iki nokta var. Birincisi, bu insanların hayatları sanıldığı kadar “kebap” değildi. Stres hiç yoktu da denilemez. 20, 30 kişilik topluluklar halinde yaşadıkları düşünülüyor bunların. Bu topluluğu yok olmadan devam ettirmek bunların en büyük stresiydi ve de ağır bir stresti bu. Bebek ölüm oranları çok yüksekti. Ortalama yaşam da oldukça kısaydı. Bir annenin iki veya üç çocuğu oluyor ve bunlardan biri hayatta kalıyordu. Komşu kabilelerin “kadın” ve bölge için saldırıları da vardı. İşte bu yüzdendir ki bu insanlar arayışa geçtiler ve tarım devrimini yaptılar. Ve bu artık geri döndürülemez bir şeydir. Parası olan üst-orta sınıfların Ege kasabasına yerleşip organik tarım yapma hayalleri bence şımarık bir “fantezidir”. Bunu çok az insan yapabilir ve yapılırsa dertlerin de birden uçup, gideceği yoktur. İnsan, 12 bin yılda vücut evrimini kat be kat aşan bir kültürel evrim icat etmiştir ve bu kültürel evrimden kaçış yoktur. Bu kültürel evrimin olumsuz getirileri başka bir devrimle (kapitalist sistemin yıkılıp yerine insani ve doğa dostu bir dünya düzeninin kurulmasıyla) iyileştirilebilir. Sıfırlanabileceğini düşünmüyorum bu arada.

Tarım Devrimi ve sonrasının olumsuz getirileri dedik fakat aslında bu dönemin “paha biçilemez” getirileri de vardır ve bunları inkar etmek riyakarlık olacaktır. Milyonlarca yıl türümüzün kafasındaki en önemli iki düşünce, hayatta kalmak ve mümkün olduğunca çok çocuk sahibi olmak olmuştur. Bu 12 bin yılda insan, hayatta kalmayı garantilemiştir. Olağanüstü, öngörülemez ve ani bir felaket olmadığı sürece insanın türünün yok olması mümkün değildir. Orayı sağlama almıştır yani. Bebek ölüm oranları minimumdadır, ortalam yaşam rekor seviyededir, yiyecek-giysi gibi şeyler %90 hallolmuştur ve insan isterse olabildiğince çocuk sahibi olur. Hatta çocuk sahibi olmak aslında biyolojik bir dürtüyken; bu, aynı zamanda kültürel bir şey de olmaya başlamıştır. 500 bin yıl önce Homo Erectus’un evladının mürüvvetini görmek gibi bir derdi yoktu. Bir Homo Erectus “Hayattaki en değerli varlığım, her şeyim, yaşama sevincim” demiyordu çocuğu için. Sosyal medyada çocuğunun vasatın biraz üstü iletilerine hemen “Muhteşem”i yapıştırmıyordu Homo Habilis.

Yani aslında Tarım Devrimi’ni yaptığı için insandan daha mutlusu olmaması lazım.

Daha da mutlu olmak istiyorsa başka devrimler yapması lazım, karşı devrim değil…

Bu yazıyı hiç durmadan yazdım, o yüzden yazım yanlışlarına bakamayacağım. Şimdi çıkıyorum.

Bye

Bu yazı siyaset, Tarih, Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.